KONU : Diyanet İşleri Eski Bakanı Ali Erbaş'ın, din derslerine talebin 10 yıldan beri 6 kat düştüğü yönündeki açıklamaları karşısında, müvekkilin yıllardır tebliğini yaptığı Kuran Müslümanlığının öneminin ortaya çıktığı ve bu konuda derhal önlem alınması gerektiğine dair açıklamalarımızın sunumudur.
AÇIKLAMALAR:
Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Eski Bakanı Ali Erbaş, Kur'an-ı Kerim ve Siyer (Peygamberimizin ahlakı ve hayatı) gibi derslerin okullarda tercih edilmesi için tüm imkanları seferber ettiklerini, buna rağmen bu derslerin seçilme oranlarının, 10 yılda yüzde 30'dan yüzde 5'e düştüğünü açıklamıştır. Din derslerine talebin, 10 yıldan beri 6 kat düştüğü de belirtilmiştir.
Hatırlanacağı gibi müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında ana davada düzenlenen iddianamede, en temel suçlama, müvekkilin savunduğu din anlayışına yönelik idi. Hazırlanan iddianamede Sayın Savcı, tümüyle kendi din ve ahlak anlayışına göre değerlendirmeler yapmış ve müvekkili, "toplumda ortak kabul gören" dini değerleri kabul etmeyip, yeni bir din anlayışı geliştirmekle suçlamıştı.
Müvekkil ise, yargılamalar esnasında defaatle;
Yeni bir din anlayışı GELİŞTİRMEDİĞİNİ,
KENDİSİNİN KURAN'DAKİ İSLAM'I SAVUNDUĞUNU,
KURAN'IN DIŞINDA SAVUNULAN HURAFE DİNİ İLE MÜCADELE İÇİNDE OLDUĞUNU VE OLACAĞINI,
KURAN'DAKİ DİN İLE İNSANLARIN KALPLERİNİ KAZANDIĞINI,
Delilleriyle anlatmıştır. Hatta müvekkil, 2022 yılında "gençlere ulaşamıyoruz"1 itirafında bulunan Diyanet İşleri Başkanı'nın politikalarında DEĞİŞİME GİTMESİ GEREKTİĞİNİ, ALLAH'IN VARLIĞININ DELİLLERİNİN VE SEVGİNİN ÜZERİNDE DURMASI GEREKTİĞİNİ, bu konuda KENDİSİNİN HER TÜRLÜ YARDIMA HAZIR OLDUĞUNU da belirtmiştir.
Kaynak: https://10haber.net/gundem/diyanet-topluyoruz-carpiyoruz-genclere-ulasamiyoruz-122417/
Ancak müvekkilin bu talepleri, bu konuda daha önce büyük başarılar elde etmiş olmasına rağmen, Diyanet tarafından dikkate alınmamıştır. Şu an oluşan durum, bu sürecin bir sonucudur.
Ali Erbaş, Müvekkilin Başarılarını Takdir Etmek Yerine,
Müvekkile Karşıt Politikalar Yürütmüş ve
Gençleri Kendisinden Daha da Uzaklaştırmıştır
Diyanet İşleri Eski Bakanı Ali Erbaş, "gençlere ulaşamıyoruz" itirafını yaptığı dönemlerde, müvekkilin gençlere çok kolay ulaşabildiğini ve gençlere İslam'ı rahatlıkla sevdirdiğini görmüş ve bunu kendisinin de çok kolay başarabileceğini düşünmüştü. Bu yüzden de müvekkile karşı çalışmalar yürütmeye ve müvekkili yaptığı faaliyetlerden engellemeye çalıştı. Müvekkili "İslam'dan uzaklaşma" iddiasıyla suçlayarak, A9 Televizyonunun kapatılması gerektiğine dair gündemler oluşturarak, yayınlara katılan dindar gençleri suçlayarak yoğun bir aleyhe propaganda çalışmasına girişti. Ancak durum hiç de umduğu şekilde sonuçlanmadı.
Gençler, Diyanet'ten de ve ne yazık ki dinden de uzaklaşır hale geldi. Gitgide daha dinsiz bir gençlik yetişir oldu. Diyanet ne yaparsa yapsın, oluşan dinsiz gençliğin önüne geçemedi. İslam'ı gençlere ve çocuklara sevdirmek için çay ve çorba dağıtma gibi aktiviteler, gerçekleştirilen oyunlar vs. hiçbir fayda etmedi. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı, dindar gençlik yetiştireMEdiği gibi, İslam'a sempati duyan gençlerin de dinden uzaklaşmasına neden oldu. Müvekkilin başarabildiğini kendisinin de başarabileceğini zanneden Ali Erbaş, bütün sırrın, müvekkilin SAMİMİYETLE KURAN'I ESAS ALMASI olduğunu kavrayamadı.
Müvekkilin tutuklanmasıyla başlayan süreçte, gençler arasında dinsizliğin artışı, daha ürkütücü bir hal alarak devam etmektedir. Bu artış her geçen gün ivme kazanmakta ve bu konuda hiçbir tedbir alınamamaktadır.
Durum Daha Vahim Bir Hale Gelmeden, Harekete Geçmek Şarttır
Diyanet İşleri Eski Bakanı Ali Erbaş'ın yaptığı, "öğrencilerin din dersini tercih etmediklerine" dair itiraf, Türkiye'deki vahim durumu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Din derslerini seçenlerin oranının %5'e düşmesi ciddi bir vahameti gözler önüne serse de, müvekkile göre aslında durum çok daha ciddidir. Müvekkile göre, %5 olarak belirtilen oranı oluşturan kişiler de, muhtemelen gelecekte yeni bir çevreye dahil olurken dindar gözükebilmek için, kayıtlara geçmesi amacıyla bu dersi seçmekte veya aile baskısıyla bu seçimi yapmak zorunda kalmaktadır. Bu seçimin samimi olarak yapılma ihtimali düşüktür. Bunun en temel sebebi, müvekkile göre;
Kuran Müslümanlığının öğretilmeMEsi,
Allah'ın tanıtılmaMAsı,
Kuran'ın temelini oluşturan SEVGİ konusuna yer verilmeMEsi;
Fakat tüm bunların yerine hurafe dininin YASAKÇI, CEZACI, ÖFKELİ, SEVGİSİZ ve asıl olarak SAHTE kaidelerinin dayatılmasıdır. Çocuklar, Allah'ın kainattaki yaratma sanatını, tüm varlıkları Kendi Ruhundan SEVGİ ile yarattığını ve Kuran ayetlerinde sevgi ve güzelliklerin sunulduğunu BİLMEDEN; hurafe dininde yer alan kadınların nasıl aşağılanması gerektiğini, sakalını kesenin nasıl cezalandırılacağını, oruç tutmayanın nasıl aç bırakılması gerektiğini öğrenmektedirler.
Kuran ile tümüyle zıt bu anlayışın İslam dini olarak sunulması, İslam adına çocukların ve gençlerin tüm yaşam sevinçlerinin ellerinden alınması, müvekkile göre, İslam toplumuna en büyük zararı vermiştir. İnsanlar, kendi dinlerinden uzaklaşmışlardır. Müvekkile göre, toplum içinde ateist, deist felsefelerin bu kadar kabul edilir hale gelmesinin, gençlerin, hatta çocukların din dersinden uzaklaşmalarının tek sebebi, GERÇEK İSLAM YERİNE YASAKÇI BİR ÖFKE-NEFRET DİNİ SUNULMASIDIR.
Müvekkilin her zaman belirttiği gibi, ülkede müfredata istenildiği kadar din dersi konsun, istenildiği kadar İmam Hatip liseleri açılsın, istenildiği kadar cami yapılsın, hiçbiri bu konuda bir çözüm olmayacak; hatta gün geçtikçe durum daha da kötüleşecektir. Her şeyden önce insanlar, gerçek din anlayışının bu OLMADIĞINI, Kuran'da böyle bir yaşam şekli TARİF EDİLMEDİĞİNİ, MÜVEKKİLİN ANLATIMLARINDAN VE ESERLERİNDEN ÖĞRENMİŞ DURUMDADIRLAR. HURAFELERE DAYANAN İNANCIN KURAN İLE ÇELİŞTİĞİNİ VE KENDİLERİNE ANLATILAN DİNİN KURAN'DA BULUNMADIĞINI BİLMEKTEDİRLER. Dolayısıyla mevcut sistemin din anlayışından uzaklaşmaktadırlar.
Durum daha kötüleşmeden, geri dönülemeyecek bir hal almadan, pişman olunmadan bu konuda müvekkilin geçmişten beri yaptığı çağrılara dikkat vermek gerekmektedir.
Ekim 2025'te Diyanet İşleri Başkanlığı görevini Ali Erbaş’tan devralan Prof. Dr. Safi Arpaguş’un, yakın çevresinde ve bazı kulislerde "Ali Erbaş’ın yaptıklarını yapmasam bana yeter" şeklinde bir ifade kullandığı basına yansımıştır.2 Sayın Arpaguş'un özellikle yukarıda anlattığımız hususta yenilikçi bir politikaya gitmesi çok büyük hayırlara vesile olacaktır.
Diyanet İşleri Yeni Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, Diyanet İşleri Eski Başkanı Ali Erbaş ile birlikte
Herkesin takdir edeceği gibi, şimdiye dek, Kuran'daki İslam'ı samimi olarak anlatan, bu vesile ile gençleri büyük ölçüde kazanan, toplumun her kesimine sevgi ile hitap eden ve bu şekilde toplumun dindarlaşmasına vesile olan TEK KİŞİ müvekkil ADNAN OKTAR olmuştur.
Dolayısıyla, MÜVEKKİLE BU KONUDA FIRSAT VERİLMESİ şu an her zamankinden daha önemlidir. Tekrar hatırlatmak gerekirse, müvekkilin bu konuda cezaevinden çıkma gibi bir talebi YOKTUR. Kendisi, bulunduğu cezaevi ortamında, ÇEŞİTLİ YETKİLİLERLE GÖRÜŞMEYİ ve bir YOL HARİTASI BELİRLEMEYİ talep etmektedir.
Bu konuda boşuna beklenmekte, zaman harcanmakta, gençlerimiz kaybedilmektedir. Müvekkilin bu konudaki başarılarından iyi faydalanılması ve bu konuda kendisine imkan verilmesi çok önem taşımaktadır.
Bu anlamda, müvekkilin Kuran'a uygun olarak izlediği yolun OLDUKÇA DOĞRU BİR YOL olduğunu anlamak, şimdiye dek, çeşitli iddianamelerle, "dine farklı bir yorum getirme" iddiasıyla yapılan suçlamaların ve bu yönde müvekkilin çalışmalarının susturulmasının NELERE MAL OLDUĞUNU da görmek gerekmektedir. Konunun ehemmiyetle dikkate alınacağına inancımız tamdır. Takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 08.05.2026