KONU : Bir fikrin, insanların çoğunluğu tarafından savunulması, o fikrin mutlak doğru olduğu anlamını taşımaz. Müvekkilin, toplumlara zincirleme-kilit sistemi ile dayatılan yalanların insanların büyük kısmını ele geçirdiği; bir kısım insanların, doğruları gördükleri halde bundan kopamadıkları; müvekkile yönelik değerlendirmelerin de bu esasa dair yapıldığı yönündeki görüşlerinin sunumudur.

Açıklamalar:

Müvekkil Adnan Oktar'ın, yargılamalar esnasında kendisine yöneltilen suçlamalar, kişilik haklarına veya fikir özgürlüğüne göre değil, toplumun genel kabullerine göre belirlenmiştir. Toplumun din anlayışı, toplumun fikir anlayışı, toplumun aile yapısı kabulü üzerinden, iddia makamları ve hakimler, hep KENDİ FİKİRLERİ doğrultusunda değerlendirmeler yapmışlardır. Müvekkilin Kuran'dan deliller getirerek anlattığı gerçekler eleştirilmiş, buna karşı toplumun kabulleri esas kabul edilmiştir. Daha da ileri gidilmiş, tüm bunlar, müvekkilin cezalandırılması için gerekçe yapılmıştır.

Müvekkil, bu konuyla ilgili olarak aşağıdaki açıklamaları takdirinize sunmaktadır:

İnsanları, Olmadık Sistemlere, İdeolojilere ve Fikirlere, "Zincirleyip-Kilitleme Mekanizması"

İnsanların büyük bir kısmı toplumdan veya geçmişten alıştıkları uygulama ve fikirlere, körü körüne bağlanma eğiliminde olurlar. Yalanların ısrarla tekrar edilmesi yöntemi ile, toplumun geneline olmadık şeyleri makul gösterebilmek, onları alışılmadık şeylere alıştırabilmek oldukça kolaylaşabilir.

Tarih boyunca derin devletler, insanlara olmayacak olanı telkin etmenin yöntemlerini araştırmış ve bu konuda oldukça başarı sağlamıştır. İngiliz istihbaratına yönelik çalışmalarıyla bilinen yazar ve edebiyatçı George Orwell'in 1984 isimli kitabı, zihinleri ele geçirilmiş bir toplumun tarifini yaparken, aslında istihbarat birimlerinin ve derin devletlerin halkı ele geçirmek için kullandığı yöntemleri de göstermekteydi. Nazi Almanya'sında bir Propaganda Bakanlığı olmasının yegane sebebi de buydu. "Tekrarlanan yalan, bir süre sonra gerçek olarak algılanır" fikri, Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels tarafından bizzat uygulanmış ve başarılı olduğunun görülmesinin ardından propagandanın temel kuralı halini almıştır. Anlaşılmıştır ki, bu yolla insanlar, istenilen şekle rahatlıkla getirilebilir ve olmadık yalanlara inandırılabilirler.


Nazi Propaganda Bakanı Joseph Goebbels

İnsanların inandırılmaları, ardından da inandıkları bu fikre alıştırılmaları, propagandanın yerleşik sisteminde yeterli olmaktadır. Eğer insanlara hitap eden görsel ve işitsel unsurlar, özellikle basın-yayının devreye girmesisaygın insanların konu hakkındaki anlatımları, ÜRETİLMİŞ YALAN BİLGİLERİ DESTEKLİYORSAbu yanlış bilgilerNESİLLER BOYUNCA DEVAM EDEN VE ASLA DEĞİŞTİRİLEMEYEN KABULLER halini alabilirler. Belli unsurların devreye sokulmasıyla toplumun büyük kısmını ikna etmek son derece kolay olabilir. Aslında insanlar, anlatılanlarfikren İNANMASALAR DA, duydukları şeylerde bir MANTIK BULAMASALAR DA;

Genelin kabulü,

İddianın doğru gibi sunulması,

Önemli kişiler tarafından desteklenmesi

Sıklıkla gündem yapılması,

Onların bu mantıksızlıklara KÖRÜ KÖRÜNE BAĞLANMALARI için yeterli olmaktadır.

Buna verilebilecek çok önemli örnekler vardır:

Kuran'ın Terk Edilip, Dört Mezhep Kavramının Üretilmesi

İslam, uzun yıllar boyunca pek çok sinsi güç tarafından sindirilmeye, susturulmaya, geçersiz kılınmaya çalışılan bir din olmuş; ancak bu uğurda çaba gösterenler mutlaka başarısız olmuşlardır. Çünkü İslam dininin bildirildiği Kitap, KURAN-I KERİM, DEĞİŞMEDEN DURMAKTA VE KORUNMAKTADIR.

Allah, hak din olan İslam'ın, kıyamete kadar dimdik ayakta duracak bir din olduğunu ayetinde belirtmiştir:

Öyleyse sen, Allah'tan (bir takdir olarak) geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce, YÜZÜNÜ DİMDİK AYAKTA DURAN DİNE ÇEVİR. (Rum Suresi, 43)

İslam ile mücadelelerinde başarısız olanlar ise kendilerince çözümü, Müslümanların elinden Kuran'ı almakta bulmuşlardır. Bunun için Kuran'ın abdestsiz okunmaması gerektiği, özel dualarla dokunulması gerektiği, mutlaka Arapça okunması gerektiği gibi hurafeler uydurarak, Kuran'ı, EL SÜRÜLEMEZ hale getirmiş ve Müslümanların hak kitabı olan Kuran, evlerin yüksek duvarlarına asılıp UNUTULARAKTERK EDİLMİŞ bir duruma gelmiştir. Peygamberimiz, kendi ümmetinin, KURAN'I TERK ETMİŞ olduklarını belirterek Allah'a yakarmaktadır:

Ve elçi dedi ki: "RABBİM GERÇEKTEN BENİM KAVMİM, BU KUR'AN'I TERK EDİLMİŞ (BİR KİTAP) OLARAK BIRAKTILAR." (Furkan Suresi, 30)

İslam toplumlarının büyük kısmı, bu yöntemle Kuran'dan uzaklaştırılmış ve onun yerine Müslümanlar, hurafelere yöneltilmişlerdir. Bu ise, bazı uydurulmuş hadisler yoluyla olmuştur.

Hadisler, genel anlam itibariyle, Peygamberimizin sözleri ve uygulamalarıdır. Hadislerde geçen hususlar, Kuran ile mutabıksa veya tahakkuk etmiş yani anlatılan olaylar gerçekleşmişse, elbette bu hadisleri sahih (gerçek) olarak kabul etmek gerekir. Ancak, toplumların İslam'dan uzaklaşmalarını sağlamak için uydurulmuş hadisler de vardır. Kuran'dan tümüyle uzak olan hurafe dinin temel kaynağı, işte bu uydurulmuş hadislerdir.

Dört Mezhep kavramı ise, İslam adına yaşanan bu vahametin en uç noktasıdır. MÜSLÜMANLAR, TEK BİR KİTABA, KURAN-I KERİM'E UYMAKLA SORUMLU TUTULMUŞLARKENİslam adına, birbirinden farklı dört mezhep türemiştir. Bunları uygulayanların tümü kendilerini Müslüman olarak nitelendirmektedir; ama şaşırtıcı şekilde DÖRT MEZHEBİN DÖRDÜNÜN DE HELALLERİ VE HARAMLARI BİRBİRİNDEN FARKLIDIR.

İslam alemi, şu anda bu dört mezhebin varlığını, reddedilemez bir şart olarak kabul etmiş durumdadır ve kimse, TEK BİR KİTAPTAN nasıl böyle farklı dinler türediğini, bunun yanlış olup olmadığını SORGULAMAMAKTADIR.


Dört mezhep arasındaki ihtilaflara örnekler

Konuyla ilgili daha da ilginç detaylar vardır. Örneğin geçmişte dört mezhep dışında başka mezhepler olduğu da bilinmektedir. Diğer mezheplerin neye göre elendiği, bu dört mezhebin, birbirlerine tüm aykırılıklarına rağmen nasıl halen kabul gördüğü belli değildir. Şu an birileri yeni bir mezhep üretmeye kalksa veya mezhepleri 3'e indirelim dese, mezhepçi Müslümanların buna da tahammülleri olmayacaktır.

Oysa Sayın Cumhurbaşkanımızın dahi, bu konuda açıklaması yer almaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, geçmişte çok defa üzerinde durduğu gerçeği, 11 Mart 2026 tarihinde tekrar hatırlatmıştır:

BİZİM SÜNNİLİK, ŞİİLİK GİBİ BİR DİNİMİZ YOK. BİZİM TEK BİR DİNİMİZ VAR, O DA İSLAMBizi bütünleştiren ortak paydamız yine İslam. Mezheplerimizden, kökenlerimizden önce hepimiz insanız ve Müslümanız. (https://www.youtube.com/watch?v=BX5ZRsbIdK0)


Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 11 Mart 2026 tarihli grup toplantısından
(https://www.instagram.com/reels/DVvaSshDyiM/)

Kuran'ın terk edilmesiyle insanlara öğretilen mezhepçilik, bir kısım insanlar tarafından öylesine körü körüne sahiplenilmiştir ki, bu konuyu eleştirmek, bunun mantıksızlığını anlatmaya çalışmak hiçbir sonuç vermemektedir. Bu konuda, hatırı sayılır kişilerin devreye girmesi her zaman toplumu baskılamak adına en önemli etkiyi gösterdiğinden, bir kısım hocalar da Kuran Müslümanlığına karşı konuşturulmakta ve toplumu şekillendirmeye yönelik mesaj hemen verilmektedir. Toplum, toplu halde, Kuran dururken İslam adına üretilmiş mezheplere ve onların sahih olmayan kaynaklarına uymayı normal karşılar hale getirilmektedir.

Oysa KURAN TEKTİRİSLAM, KURAN'DA YAZAN DİNDİR VE KURAN KORUNMUŞTUR. KURAN, MÜSLÜMANLARIN ELLERİNDEDİRKORUNMUŞ HALDE, HERKESE YOL GÖSTERMEYE HAZIRDIR. APAÇIK BİR REHBERDİR. İNSANLARIN KAVRAYIP ANLAMALARI VE HÜKÜMLERİNİ UYGULAMALARI İÇİN İNDİRİLMİŞTİR.

MÜSLÜMANLARIN ELLERİNDE HİÇ DEĞİŞMEDEN KALMIŞ MÜBAREK KUTSAL KİTAPLARI DURUYORKEN, bir kısmının, farklı mezhep arayışlarına girmeleri ve mezhepçiliği canla başla savunmaları, GÜNÜMÜZÜN EN BÜYÜK AKIL TUTULMALARINDANDIR.

Hurafecilikte, Zincirleme-Etkileme Sistemi

Zincirleme-kilitleme sistemi, bir süre sonra çoğunluk tarafından körü körüne uygulanan bir üstünlük savaşına dönüşür. "Hurafede kim önde olacak", "kim hurafeyi daha güçlü uygulayacak", "hurafeye en yoğun uyarak kim daha takva olacak" yarışı, zaten mantıksızlık üzerine kurulu sistemi, daha abartılı mantıksızlıklar silsilesine götürür. Bu, aslında toplumda yoğun olarak rastlanan bir durumdur. Birkaç örnek vermek gerekirse;

Birisi, "biz 5 bin tespih çekiyoruz" der; diğeri bunu yeterli bulmayıp 10 bin tespih çeker.

Birisi, "biz kız çocuğunun başını 7 yaşında kapatıyoruz" der; diğeri 3 yaşında kapatmaya kalkar.

Birisi, "farz namazları dışında kaza namazlarının da kılınması gerekiyor" der; diğeri kaza namazlarını adeta farza dönüştürür ve kılınmamasını günah olarak yorumlar.

Birisi, "sakallı cübbeli hocanın arkasında namaz kılınması gerekir" der; diğeri sakalsız hocaların asla namaz kıldıramayacağını ilan eder.

Birisi, "iyi bir dindar olmak için misvak mutlaka cepte taşınmalı" der; diğeri, misvaksız dışarı çıkarsa günaha girer diye fetva çıkarır.

Birisi, "namazların mutlaka camide kılınması gerektiğini" söyler; diğeri camide kılınmayan namazı geçerli saymaz.

Birisi, "kadına peçe de takılmalı" der; diğeri kadının ellerini de kapatmaya kalkar.

İnsanlar eğer, zincirleme-kilitleme sistemiyle sahte bir inanca alıştırılmışlarsa, bu inancı, ZİNCİRLEME-ETKİLEME SİSTEMİYLE DAHA ABARTILI NOKTALARA GETİRMEK mümkün olur. Zaten sahte bir sistem içinde olduklarından, sahte uygulamalar üretip bu insanları yarışa sokmak"daha zorunu yaparsan daha inandırıcı olursun" telkinini vermek, son derece kolaylaşır. İnsanlar, bir yalan içinde sürüklenmeye, bocalamaya, oyalanmaya devam ederken, insanların zihinlerini kapatmaya yönelik mekanizma planlandığı şekilde çalışır"Müslümanlık" adı altında insanlar, daha da katılaşarakbu katılık içinde yarışa girerek İSLAM'DAN DAHA DA UZAKLAŞIR HALE GELİRLER.

Hurafelerle Dini Zorlaştırıp, Sonra Ona Uymamak

Hurafeler üreterek zincirleme bir biçimde dini zorlaştırmaya çabalayan insanlar, aslında kendileri de ürettikleri sahte dine ve uygulamalara UYMAZ; BUNLARI UYGULAMAZLAR. Kuran'da Allah bu gerçeğe dikkat çekmiştir:

… (Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise, Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak için (türettiler) AMA BUNA DA GEREKTİĞİ GİBİ UYMADILAR. Bununla birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (Hadid Suresi, 27)

Hurafe üreten ve toplumun zincirleme-etkileme mekanizması nedeniyle hurafecilikte yarışa girenler, genellikle SÖYLEDİKLERİ ŞEYLERİ PRATİKTE KENDİLERİ DE UYGULAMAZLAR. Hurafeleri savunur, bu hurafeleri abartılı şekilde zorlaştırır, bunları herkesin uygulaması gerektiğini söyler, yapılmasının zorunlu olduğunu anlatır, hatta bunu şart koşar ama BUNLARI KENDİLERİ HAYATA GEÇİRMEZLER.

Örneğin bir kısım hocalar, televizyon programlarına çıkıp Kuran'da haram olmayan konuları haram kılar, insanların büyük bölümünü ahlaksızlıkla suçlarkenkendisi en olmadık görüntülerle basının konusu olabilir.

Muhafazakar görünümdeki bir kısım TV kanalları da buna bir örnek olabilir. Örneğin TGRT TV kanalı, temelinde Hüseyin Hilmi Işık'ı savunan bir kanal olmasına rağmen, kendi ürettiği inanç sisteminden tamamen farklı uygulamalar gerçekleştirmektedir.


Hüseyin Hilmi Işık

Hüseyin Hilmi Işık'ın Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye adlı eserine göre, İslam'da kadınların giyim şekli şu esaslara dayanmalıdır:

  • Avret Yerlerinin Örtülmesi: Kadının yabancı erkeklerin (namahrem) yanında el, yüz ve ayakları dışındaki bütün vücudunu örtmesi farzdır.
  • Kıyafetin Özellikleri: Giyilen elbise ince, şeffaf veya vücut hatlarını (yapısını) belli edecek kadar dar olmamalıdır.
  • Örtü (Cilbab): Evden çıkarken veya yabancıların yanında, vücut hatlarını belli etmeyen, örtücü dış elbiseler (cilbab) kullanılmalıdır.
  • Süs ve Zinet: Kadının ziynetlerini (takı, süslü kıyafet vb.) yabancı erkeklere göstermesi caiz değildir. Giyim mütevazı olmalı, dikkat çekici olmamalıdır.

(Kaynak: Hüseyin Hilmi Işık, Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye, s. 163-169)

Hüseyin Hilmi Işık'ın takipçisi olarak TGRT TV kanalının savunduğu inanca göre; bir kadının DEKOLTE OLMAMASI gerekir, açık bir kadın KABUL EDİLEMEZkadının sunucu olması MEVZU BAHİS DAHİ OLAMAZşarkı söylenmesi, dans edilmesi KABUL EDİLEMEZ. Ancak söz konusu TV kanalında, bunların tümü gerçekleşmektedir. TGRT kanalında, sarışın, dekolte sunucu kadınlar bulunmakta, programlarda sürekli olarak şarkılar çalmakta, dans eden insanlar yer almakta ve tüm bunlar, kanalın sahibinin ve temsilcilerinin kabul ettikleri yaşam şeklinden çok farklı bir görüntü vermektedir. TGRT kanalının sahibi olan Mücahit Ören'in bizzat kendi eşi de açık, dekolteli, sarışın bir bayandır. Bu, söz konusu şahsın savunduğu din anlayışıyla çelişen bir durumdur.


Mücahit Ören ve eşi

Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri’nin Seâdet-i Ebediyye isimli eserindeki anlatımlarından aşağıda verdiğimiz bazı örnek bölümler, Mücahid Ören ve eşinin yaşam tarzının ve TGRT programlarında yer alan görüntülerin, Işıkçılar cemaatinin inanç esaslarıyla tezat olduğunu göstermektedir.


Hüseyin Hilmi Işık ilmihali Saadet-i Ebediyye


İNCE, DAR, SÜSLÜ, RENKLİ ŞEYLERLE ÖRTÜNEREK GEZMELERİ HARAMDIR. BÖYLE GEZENLER ALLAHU TEALA’YA ASİ OLDUKLARI, GÜNAHA GİRDİKLERİ GİBİ bunların başında bulunan baba, zevc, birader ve amcadan hangisi böyle gezmeye rıza verir ise bu da isyan ve günah ortak olur. (Sayfa 35)


YEDİ VEYA ON YAŞINDA OLAN KIZLAR VE ON BEŞ YAŞINI DOLDURAN VEYA BALİGA OLAN BÜTÜN KIZLAR KADIN HÜKMÜNDEDİR. BÖYLE KIZARIN SAÇLARI, KOLLARI, BACAKLARI AÇIK OLARAK YABANCI ERKEKLERE GÖRÜNMELERİ VE ERKEKLERLE TEGANİ ETMELERİ onlara yumuşak, cilveli konuşmaları HARAM OLUR…. KADINLARIN BAŞI, SAÇI, KOLLARI, BACAKLARI AÇIK SOKAĞA ÇIKMALARI VE YABANCI ERKEKLERE LÜZUMSUZ YERE SESLERİNİ DUYURMALARI, erkeklere şarkı söylemeleri, plak ile film ile de duyurmaları, KURAN-I KERİM, MEVLİD, EZAN OKUYARAK DUYURMALARI BÜYÜK GÜNAHTIR. KADINLARIN, KIZLARIN İNCE, DAR VEYA KÜRKLÜ ÖRTÜ İLE, KÜPE GERDANLIK GİBİ ZİYNET EŞYASI AÇIK OLARAK VE ERKEKLER GİBİ GİYİNEREK VE ERKEKLER GİBİ SAÇLARINI TIRAŞ EDEREK SOKAĞA ÇIKMALARI HARAMDIR. BUNUN İÇİN GENİŞ BİLE OLSA PANTOLON İLE SOKAĞA ÇIKMALARI CAİZ DEĞİLDİR… (Sayfa 164)


… ÇÜNKÜ KADILAR EĞRİ KABURGA KEMİĞİNDEN YARATILMIŞTIR. AKILLARI VE DİNLERİ ERKEKLERDEN AZDIR (Sayfa 601)


SAKALI BİR TUTAMDAN KISA YAPMAYIN… SAKALIN BİR TUTAMDAN KISA OLMASINA HİÇBİR ALİM MÜBAH DEMEDİ. Sakalı kazımak, ateşe tapanların ve Hind Yahudilerinin adetidir. Kafirlere teşebbüh haramdır. (Sayfa 287)

Saadet-i Ebediyye'de müzik ile ilgili bölüm:


Müziğin bütün dinlerde büyük günâh olduğu, (Dürr-ül-müntekâ)da yazılıdır… Bugün yeryüzünü kaplıyan BOZUK DİNLERİN HEMEN HEPSİNDE, MÜZİK, İBÂDET HÂLİNİ ALMIŞDIR. Müzik ile, her nev’ çalgı ile NEFSLER KEYFLENMEKDE, ŞEHVÂNÎ, HAYVÂNÎ ARZÛLAR KUVVETLENMEKDEDİR. Rûhun gıdâsı olan, kalbleri temizliyen ve nefsleri ezip, harâmlara olan arzûlarını yok eden, İLÂHÎ İBÂDETLER UNUTULMAKDADIR. (Mekâtîb-i şerîfe)nin doksanıncı ve doksandokuzuncu mektûbları sonunda diyor ki, (ŞARKI, TEGANNÎ ÇOK DİNLEME. SİMÂ’ KALBİ ÖLDÜRÜR. NİFÂK HÂSIL OLUR). Doksanaltıncı mektûbda diyor ki, (KALBDE ALLAH SEVGİSİNİ ARTDIRAN Şİ’RLERİ, ÇALGISIZ VE FÂSIKLAR OLMAKSIZIN DİNLEMEK CÂİZDİR)MÜZİK, HER NEV’ ÇALGI, İNSANLARI, ALKOLİKLER VE MORFİNMANLAR GİBİ GAFLET İÇİNDE, UYUŞUK YAŞATMAKDADIR. Böylece, NEFSLERİ AZDIRARAK, SE’ÂDET-İ EBEDİYYEDEN MAHRÛM KALMASINA SEBEB OLMAKDADIRİSLÂM DÎNİ, İNSANLARI BU ÂFETDEN, BU SONSUZ FELÂKETDEN KORUMAK İÇİN, müziği kısmlara ayırmış, ZARARLI OLANLARINI HARÂM KILMIŞ, YASAK ETMİŞDİR. (Sayfa 718)

Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri’nin İlmihali'nin yanı sıra gelenekçi İslam anlayışında temel kabul edilen -dolayısıyla Işıkçılar cemaatinin de temel inanç esaslarını oluşturan- bazı hadis kaynaklarında da TGRT’nin yayın anlayışından çok farklı bir yaşam tarzı sunulmaktadır. Kuran’a uygun olmayan bu hadislere göre kadınlara sunulan hayat modeli, TGRT veya Türkiye gazetesinde çalışan kadınlara açıkça anlatılsa hiçbirinin asla kabul etmeyeceği bir modeldir. Örneğin;


Hangi halde ve şartta olursa olsun KADININ KAŞLARINI ALMASI VE ALDIRMASI HARAMDIR. ÇÜNKÜ ALLAH VE RESULÜ MUHAMMED BUNU YASAKLAMIŞTIR. KAŞINI ALAN VEYA ALDIRAN ERKEK OLSUN KADIN OLSUN LANETLENMİŞTİR….

… PERUK TAKANA VE TAKTIRAN KADINA, KAŞLARINI İNCELTEN KADINA VE BAŞKASININ KAŞINI İNCELTEN KADINA, HASTALIK OLMAKSIZIN DÖVME YAPAN VE DÖVME YAPTIRMAK İSTEYEN KADINA LANET EDİLDİ. (EBU DAVUD, 4170)


İhlas Holding Yetkililerinin Yapması Gereken

Eğer Mücahid Ören ve sahibi olduğu İhlas Holding, samimi bir tutum sergilemek istiyorsa TGRT yayınlarında, ekrana çıkardıkları tüm hanımlara -kendi inançlarına göreSAÇLARINI BOYAMAMALARI, KAŞLARINI ALMAMALARI, BAKIMLI OLMAMALARI, SOKAĞA TEK BAŞLARINA ÇIKMAMALARI, KOCALARI DIŞINDA BİR ERKEKLE KONUŞMAMALARI VE YANLARINDA BULUNMAMALARI, SAÇLARININ KOLLARININ BACAKLARININ GÖRÜNMEMESİ gerektiğini şart koşmalıdır. Dahası inançlarına göre bu kadınların kendilerinden (yani erkeklerden) daha aşağı, aklı zayıf, söylediği her şeye muhalefet edilmesi gereken varlıklar olduğunu, söz dinlemediklerinde dövülmelerinin meşru olduğunu açıklamaları da gerekir. Ayrıca mevcut halleriyle, yani bakımlı modern güzel görünümleriyle, gerçekte onları fasık ve günahkar gördüklerini de anlatmaları gerekir. Söz konusu hanımların bu gerçeği bilmeleri durumunda orada çalışmaya devam etmeyecekleri, hatta bir saniye bile o kanalda durmayacakları açıktır.

Kanaatimizce kanal yetkilileri bu açıklamaları hiçbir zaman yapmayacaklardır. Çünkü kendileri de aslında yukarıda örneklerini verdiğimiz bu inanç sisteminin YANLIŞ OLDUĞUNU ve KURAN’A UYGUN OLMADIĞINI ve müvekkil Adnan Oktar'ın anlattığı, KURAN'DA BİLDİRİLEN GERÇEK İSLAM ANLAYIŞININ "DOĞRU" OLDUĞUNU çok iyi bilmektedirler.

Nitekim kurulduğu günden bu yana TGRT’nin yayın politikası da bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Müzikli danslı eğlence programları, magazin yayınları, TGRT’nin kurucusu ve Işık Cemaatinin rahmetli lideri Enver Ören'in Türkiye’nin birçok ünlü sanatçısıyla birlikte doğum günü kutlamaları, hali hazırda Mücahit Ören'in yaşam tarzı, kendilerinin de, yukarıda bazı örneklerini verdiğimiz geleneksel muhafazakar din anlayışının koyduğu hükümleri, getirdiği kural ve yasakları ÖLÇÜ ALMADIKLARINI göstermektedir.

Savunduklarıyla yaşadıkları tamamen farklıdır. Bahsini ettiğimiz samimiyet dışı tavır ve uygulamalar tam da bu şekilde ortaya çıkmaktadır.

Müvekkil Adnan Oktar'ın ise bu kişilere göre tek hatası, SAMİMİ OLMAKTIR. Müvekkil, bu tarz kişiler gibi, zincirleme-kilitleme sistemine kapılsa, bu sisteme ait gelenekçi muhafazakar izahlara uysa, bu kişiler için hiç problem olmayacaktı. Ancak müvekkilin bu samimiyetsizliği REDDETMESİ, zincirleme sistemin bir parçası olmayı asla KABUL ETMEMESİ, çoğunluğun kabullerine göre değil, GERÇEKLERE VE DOĞRULARA GÖRE HAREKET ETMESİ, kendisinin bu tip kişiler tarafından eleştirilmesine neden olmaktadır. Çünkü müvekkilin bu tavrı, onlara sürekli samimiyetsizliklerini hatırlatmaktadır.

TGRT Kanalında Geçmişten Bugüne Devam Eden Yayın Politikasını Gösteren Görseller:




TGRT HABERİN SPİKER VE PROGRAM SUNUCULARI DA SON DERECE BAKIMLI, SARIŞIN, DEKOLTE GİYİNEN, MODERN YAŞAYAN HANIMLARDIR:




TGRT Spikeri Yaprak Hırka Yıldız




Sadece bu birkaç kare örnek dahi TGRT camiasının da, tıpkı müvekkil ve arkadaşları gibi gelenekçi din anlayışından uzak, modern bir anlayışa sahip olduklarını göstermektedir. Bunda elbette yanlış olan bir şey yoktur. Yanlış olan, samimi olarak düşüncelerini dile getirmemeleri, anlattıkları ve kitaplarında, sohbetlerinde, inançlarında savundukları şeyleri yaşamlarında hayata geçirmemeleri, kendileri anlattıklarını yaşamıyorken insanlara yaşanması mümkün olmayan bu modeli dayatmalarıdır.

Ayrıca, söz konusu TV kanalının yetkilileri, Işıkçılar tarikatı lideri Hüseyin Hilmi Işık takipçisi olmasına rağmen, Hüseyin Hilmi Işık'ın kitaplarını ve konuşmalarını, genellikle PEK KİMSENİN KANALI İZLEMEDİĞİ SAATLERE, örneğin saat SABAH 5'E denk getirmektedir. TV kanalı, Hüseyin Hilmi Işık'ın sayesinde kurulmuş olmasına rağmen, damadı Enver Ören'in ve ardından oğlu Mücahit Ören'in idareyi almasından sonra hem Hüseyin Hilmi Işık'ın anlatımları YAYINLANMAMAKTA hem de BAMBAŞKA BİR YAŞAM ŞEKLİ BENİMSENMEKTEDİR. İnsanların TV kanalını en çok izlediği prime-time adı verilen saat diliminde ise, dans, müzik, eğlence, dekolteli kadınlar yer almakta; kanal yetkilileri yurt dışı tatillerine gitmektedirler.

Bu açıklamaları yaparken, şu hususu önemle belirtelim:

KURAN, KADINLARA, YUKARIDA BAHSEDİLEN HİÇBİR KISITLAMAYI GETİRMEMİŞTİR. KADINLAR ELBETTE DİLEDİKLERİ GİBİ GİYİNME VE DİLEDİKLERİ ŞEKİLDE YAŞAMA ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİPTİRLER. İsterlerse başı açık ve dekolte giyinebilir, isterlerse kapalı bir hayat sürebilirler. Kadınlar her türlü mesleği icra edebilirler; istedikleri şekilde çalışabilirlerDans, müzik, eğlence ise Kuran'da asla YASAKLANMAMIŞTIR ve bu dünyanın güzelliklerindendir. Yukarıdaki eleştiriler, bu uygulamalara yönelik değildir. Eleştiri konusu; bu uygulamayı yapan kişilerin, tüm bunları haram olarak adlandırıp, Kuran'da olmayan yasaklar üretip, insanları bu yasaklara teşvik edip, TÜM BUNLARI KENDİLERİNİN YAPMAMALARIDIR.

Bir Başka Samimiyetsizlik Örneği:
TGRT Kanalı ve Türkiye Gazetesi’nin Evrim Destekçiliği

Türkiye’nin en büyük dindar camialarından biri olan Işıkçılar cemaatinin gazete ve TV kanalında, Türkiye Gazetesi ve TGRT’de, "Allah yok" diyen evrim teorisinin propagandasının yapılması da dikkat çekici bir durumdur.

Allah Kuran’da tüm evreni ve canlıları “Ol” emri ile yarattığını bildirmiştir. Allah dileseydi canlıları aşamalardan geçirerek veya birbirinden türeyecek şekilde de yaratabilirdi. Ancak Kuran’ın hiçbir yerinde evrimsel, aşama aşama bir yaratılıştan bahsedilmeMEktedir. Bilim de, canlılarının bir anda var olduklarını yani yaratıldıklarını ortaya koymuştur. Bilimin ortaya koyduğu gerçekler, tüm veriler ve kanıtlarla defaatle ortaya konmuştur.

Tüm bunlara rağmen dindar bir camiaya ait olan Türkiye Gazetesi ve TGRT Kanalı, sık sık evrim teorisini konu almakta ve bu teoriyi sanki bilimsel bir gerçekmiş gibi yorumlamaktadır. Bu haberlerden sadece birkaç örnek aşağıda yer almaktadır, örneklerin sayısı burada yer verdiklerimizden kat kat fazladır:


Türkiye Gazetesi, 2 Ekim 2010

TGRT Haber'de 08.05.2025 tarihinde çıkan, eklembacaklıların sözde evrimsel atası olarak isimlendirilen fosil haberi:


Tarih: 08.05.2025 Kaynak: https://www.tgrthaber.com/aktuel/25-yil-ugrasti-444-milyon-yillik-fosil-buldu-ilk-isi-annesine-verdigi-sozu-tutmak-old-3217953?s=1

Türkiye Gazetesi'nde 01.01.2026 tarihinde çıkan, insanın, sözde evrimi sırasında insansı olarak nitelendirilen Neandertalleri yediğine dair sahte bir evrim haberi:


Tarih: 01.01.2026 Kaynakhttps://www.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/tuyler-urpetici-kesif-atalarimizin-45-bin-yil-once-neandertal-cocuklari-yedigi-kanitl-1760098

TGRT Haber'de 08.08.2025 tarihinde çıkan, yeni bulunan bir sürüngen fosilinin üzerinde tüy bulunduğuna (yani bir ara geçiş fosili olduğuna) dair sahte bir evrim haberi:




Tarih: 08.08.2025 Kaynak: https://www.tgrthaber.com/dunya/saskina-ceviren-kesif-247-milyon-yillik-fosil-paleontoloji-dunyasini-soke-etti-3240084?s=1

Türkiye Gazetesi'nde 23.01.2026 tarihinde çıkan, yeni bulunan fosilin, "yok olmuş bir evrimsel yaşam koluna ait" olduğunu iddia eden sahte bir evrim haberi:


Tarih: 23.01.2026 Kaynak: https://www.turkiyegazetesi.com.tr/dunya/8-metrelik-canavar-dunyanin-ilk-sakini-miydi-ne-hayvan-ne-mantar-ne-de-bitkiymis-1765563?s=1

TGRT Haber'de 14.07.2025 tarihinde çıkan, insanın baş ağrısının, sahte bir ara form olarak nitelendirilen Neandertal atalarından geldiğini iddia eden sahte bir evrim haberi:

Tarih: 14.07.2025 Kaynak: https://www.tgrthaber.com/teknoloji/basinizin-agrimasinin-yeni-sebebi-bulundu-binlerce-yil-oncesine-dayaniyor-3234221?s=2

Görülebildiği gibi TGRT ve Türkiye Gazetesi, tabi oldukları cemaatin de, savundukları din anlayışının da TAMAMEN TERSİNE hareket etmekte, Allah'ı inkar için kurgulanmış EVRİM GİBİ BİR SAHTEKARLIĞI gündemde tutmaktan dahi çekinmemektedir. Bunlar, anlattığına inanmamanın, savunduğunun aksine sahte bir hayat yaşamanın vahim sonuçlarıdır.

İbadetleri Abartılı Hale Getirip, Sonra Buna Uymamak

Hurafe üretip buna uymayanlara başka bir örnek, Kuran'daki ibadetleri zorlaştıran ama bunlara da yine uymayanlardır. Örneğin abdest, Kuran'da sadece tek bir ayette tarif edilmiş, Peygamberimiz, bu tarife göre abdestini almış olmasına rağmen, zincirleme-etkileme sisteminin temsilcileri, tek bir ibadete sayısız bidat ekleyerek bu uygulamayı ZORLAŞTIRMIŞ ve 288 SAYFALIK ABDEST TARİFİ yapmışlardır. Allah'ın tek bir ayette tarif ettiği bu ibadet, bir kısım hurafeciler tarafından -HAŞA- yeterli bulunmamış ve detay üzerine detay üretilmiştir.


Cübbeli Ahmet Hoca lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü'nün 288 sayfalık Abdest Risalesi isimli kitabı

Burada dikkat çekici olan, bu hurafeleri ÜRETENLERİN de, bunları SAVUNANLARIN da, abdest konusuyla ilgili uydurulan detaylara UYMAMALARIDIR. Örneğin, bu hurafelere göre, abdest alınan suyun tek bir damlasının kıyafete sıçraması durumu, galiz necaset olarak kabul edilmektedir. Konuyla ilgili ilmihallerde sayfalarca yazı bulunmaktadır. Söz konusu kişiler de, buradaki açıklamaların tümünü her fırsatta savunan kişilerdir.

Ancak bu kişiler, canla başla savundukları BU UYGULAMALARDA TARİF EDİLEN ABDESTİ ALMAZLAR. Bu zor uygulamaların hiçbirini KENDİLERİ UYGULAMAZLAR. Zorlaştırdıkları bu dinin GEREKLERİNİ YERİNE GETİRMEZLER.

Yani hurafelerle dini zorlaştıran, zincirleme-etkileme sistemi ile insanlara Kuran'ın dışında bir ortam hazırlayan kişiler, ASLINDA ANLATTIKLARINI UYGULAYAN KİŞİLER DEĞİLDİRLER. Bu zincirleme sistem içinde, son derece aldatıcı bir dünya içinde, kendilerini de birbirlerini de aldatmaktadırlar.

Bir kısım insanların, çeşitli telkinlerle, görsel ve işitsel etkilerle, birbirleriyle yarıştırılarak ellerindeki YOL GÖSTERİCİ KİTAPLARINDAN farklı bir yola bu kadar kolay sürüklenebilmesi, oldukça şaşırtıcıdır. Ancak bu, garip bir şekilde ÇOĞUNLUĞA SİRAYET EDEN ZİNCİRLEME BİR ETKİDİR. Çoğunluğun telkininden şüphe etmek, "herkes yapıyorsa doğrudur" mantığını terk etmek ve ASIL OLARAK KURAN'A SARILMAK, bu etkiden kurtulmanın TEK ÇÖZÜMÜDÜR.

Bir Müslümana, Kuran Yeterlidir

KURAN, İNSANIN HAYATININ HER ANINDA VAR OLMASI GEREKEN, İNSANIN HER AN BAŞVURMASI GEREKEN, ELİNDEN DÜŞÜRMEMESİ GEREKEN BİR KILAVUZDUR.

VE APAÇIKTIR.

Hiç değişmeden kalmış olan mübarek kitabımız, insan için her bakımdan yol göstericidir ve BİR MÜSLÜMAN İÇİN KURAN, YETERLİDİR.

Kuran'ı rehber olarak gören bir insanın, zincirleme etkilerle hurafelere kapılıp sürüklenebilmesi MÜMKÜN DEĞİLDİR.

Kuran'ın bir Müslüman için yeterli olduğunu Allah, ayetleriyle ispat etmekte, tüm insanlara bildirmektedir.

Kuran'da HİÇBİR ŞEY EKSİK BIRAKILMAMIŞTIR:

"Biz kitapta HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK..." (Enam Suresi, 38)

RABBİN ASLA UNUTKAN DEĞİLDİR. (Meryem Suresi, 64)

Kuran, HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMADIR:

"...Sana bu kitabı, HER ŞEY İÇİN BİR AÇIKLAMA, bir hidayet, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik." (Nahl Suresi, 89)

Kuran, UYDURMA BİR SÖZ DEĞİLDİRKILAVUZ VE RAHMETTİR:

"...Kuran, UYDURMA BİR SÖZ DEĞİL; ancak kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi detaylandıran, inanan bir topluluk için BİR KILAVUZ VE BİR RAHMETTİR." (Yusuf Suresi, 111)

Kuran, EN DOĞRUYA iletir:

"Şüphesiz ki BU KUR’AN, EN DOĞRU OLANA İLETİR..." (İsra Suresi, 9)

Kuran, KURAN'DAKİ HARAMLAR DIŞINDA YENİ HARAMLAR ÜRETENLERDEN bahseder:

De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, HARAM KILINMIŞ BİR ŞEY BULMUYORUM. (Enam Suresi, 145)

Kuran'da, Kuran'ın dışında helal ve haramlar üretenler YALANCI olarak nitelenir:

DİLLERİNİZİN YALAN YERE NİTELENDİRMESİ DOLAYISIYLA ŞUNA HELAL, BUNA HARAM DEMEYİN. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. (Nahl Suresi, 116)

Allah'ın sözü, yani Kuran, TAMAMLANMIŞTIR; DEĞİŞTİRİLMESİ İMKANSIZDIR:

Rabbinin sözü hem doğruluk hem adalet bakımından TAMAMLANMIŞTIRO’NUN SÖZLERİNİ DEĞİŞTİRECEK HİÇBİR KUVVET YOKTUR. (Enam Suresi, 115)

Kuran, AÇIKLANMIŞ olarak indirilmiştir:

Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, SİZE KİTAB’I AÇIKLANMIŞ OLARAK İNDİRMİŞTİR. (Enam Suresi 114)

KURAN, YETERLİDİR:

Kendilerine okunmakta olan KİTAP’I SANA İNDİRMEMİZ ONLARA YETMİYOR MU? (Ankebut Suresi, 51)

Hüküm, YALNIZCA KURAN İLE VERİLİR:

Sen de aralarında, ALLAH’IN İNDİRDİĞİYLE HÜKMET. (Maide Suresi, 49)

De ki; "BEN SİZİ ANCAK VAHİY İLE UYARIYORUM." (Enbiya Suresi, 45)

PEYGAMBER KURAN'I DEĞİŞTİREMEZ, ona yalnızca uymakla yükümlüdür:

Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar “Bize bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki “ONU KENDİLİĞİMDEN DEĞİŞTİRMEM BENİM İÇİN SÖZ KONUSU OLAMAZ. BEN SADECE VAHYOLUNANA UYUYORUM.” (Yunus Suresi, 15)

Kuran, DOĞRU YOLU GÖSTEREN YEGANE KILAVUZDUR:

Bu bir kitaptır ki, RABBİNİN İZNİYLE İNSANLARI KARANLIKLARDAN NURA (AYDINLIĞA), O ÖVGÜYE LAYIK, AZİZ OLANIN YOLUNA ÇIKARMAN İÇİN SANA İNDİRDİK. (İbrahim Suresi, 1)

Allah Kuran'da, indirdiği kitabın HİÇ DEĞİŞMEDİĞİNİHER ŞEYİ AÇIKLAYAN, YOL GÖSTEREN, DOĞRUYA İLETEN olduğunu ve bu kitabın MÜSLÜMAN İÇİN YETERLİ olduğunu açıkça belirtmiştir. Kuran'ı hayatından çıkararak başka kişileri veya yorumları esas kabul etmek, Allah'ın Kuran'daki bu hükümlerini kabul etmemek anlamını taşır.

Dolayısıyla bir kısım Müslümanlar, Kuran'ı hayatlarına dahil etmeyip, Kuran dışı kaynaklara yönelerek, aslında ne kadar büyük bir yanlış yapmakta olduklarını iyice düşünmeli ve vicdanlarına göre doğru olana yönelmelidirler.

Zincirleme-Kilitleme Sisteminin Başka Bir Örneği:
Darwinizm Safsatasının Tüm Dünyaya
"Mutlak Doğru" Olarak Lanse Edilmesi

Darwinizm, TARİHİN EN BÜYÜK SAHTEKARLIĞI olarak ortaya çıkmış ve dönemin bilim ve din adamlarının itirazlarına rağmen, kapsamlı bir yalan olarak tüm dünyaya yaygınlaştırılmıştır. Bu akıl almaz yalanın bir bilimmiş gibi yaygınlaştırılması ve tüm dünyaya müthiş bir despotlukla dayatılması, yukarıda anlatılan yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Bir YALAN, DEFALARCA SÖYLENMİŞ, her yerde bir GERÇEKMİŞ GİBİ ANLATILMIŞ, bunun YALAN OLDUĞUNU SÖYLEYENLER SUSTURULMUŞ ve insanlar BUNUN BİR GERÇEK OLDUĞUNA İNANDIRILMIŞLARDIR.

Dahası, içinde bulunduğumuz dönemin bilimsel gelişmeleri ışığında bu safsatanın çapının çok büyük olduğu ortaya çıkmış; ancak bu safsata, buna rağmen ayakta tutulmaya çalışılmıştır. Günümüz bilimi ve teknolojisiyle, BİR PROTEİNİN TESADÜFEN ORTAYA ÇIKAMAYACAĞI, BİR TÜRÜN BİR BAŞKA TÜRE ASLA DÖNÜŞEMEYECEĞİ, FOSİLLERİN YÜZYILLAR BOYUNCA HİÇ DEĞİŞMEDEN KALMIŞ OLDUĞU anlaşılmış olmasına rağmen, yalan sürdürülmeye çalışılmıştır.



Canlıların milyarlarca yıl boyunca hiç değişmediğini gösteren fosiller, evrimi tümüyle çürütmektedir.

Bu öyle bir zincirleme-kilitleme sistemidir ki, BİLİM REDDETMİŞ OLMASINA RAĞMEN, bir safsata, bizzat bilim adamları tarafından dahi savunulur hale getirilmiştir. Üstelik kendilerini bu safsatayı savunmak mecburiyetinde hisseden bilim adamları da, bunun bir YALAN olduğunu en iyi bilen kişiler olmalarına rağmenİNANMAMALARINA rağmen, DARWİNİZM'İ REDDEDEMEMEKTEDİRLER.

Bu konuyla ilgili olarak, ülkemizin önde gelen evrimcilerinden Prof. Dr. Ali Demirsoy, şu önemli itirafı yapmıştır:

Evrim kitabı yazmış, yıllarca Türkiye'nin en büyük bir üniversitesinde bu konuda ders vermiş saygıdeğer rahmetli bir hocamız, bir gün, beni kimsenin olmadığı bir odaya çekerek, "Sana bir şey sormak istiyorum Aliciğim" dedi; "Buyur hocam!" dedim: SEN GERÇEKTEN EVRİMLEŞME OLDUĞUNA İNANIYOR MUSUN, dedi. - Hiç kuşkum yok hocam! Elimizdeki sayısız bilgi bunun böyle olduğunu gösteriyor, dedim. Sizin kuşkunuz var mı hocam? - YILLARCA BU DERSİ VERMİŞ VE KİTABINI YAZMIŞ OLMAMA RAĞMEN, BEN PEK İNANMIYORUM, DEDİ. O AN, İŞİMİZİN ÇOK ZOR OLDUĞUNU FARK ETTİM(Ali Demirsoy, Biyoloji Eğitiminde Evrim Sempozyumu, İnönü Üniversitesi, 2007, Malatya, Sayfa 45)


Prof. Dr. Ali Demirsoy

Kuşkusuz ki, bir biyoloji profesörü olan Ali Demirsoy da evrimin tümüyle sahte bir teori olduğunu gayet iyi bilmektedir. Zira iki bilim adamı arasında paylaşılan BU SIRRIN TEMELİNDE, HER İKİSİNİN DE GERÇEĞİ BİLMELERİ YATMAKTADIR. Ancak, yanlışlığından böylesine emin oldukları bir safsatayı, "bilim" adı altında savunmak zorunda kalmalarının tek sebebi, esiri oldukları ZİNCİRLEME-KİLİTLEME SİSTEMİDİR.

Nitekim bu aldatmacanın rahatlıkla gündem yapıldığı geçmiş yıllarda, neredeyse her hafta "yeni ara fosil bulundu", "işte evrimin kayıp halkası" başlıklarıyla haberler yapılırdı. Örneğin bir kaval kemiği fosili, büyük bir buluşmuş gibi gündeme getirilerek, insanın kayıp halkasının bulunduğu, aranan ara fosillerin ele geçirildiği safsatası gündeme getirilirdi. Bu başlıklar, birkaç gün veya haftada bir, büyük puntolarla gazetelerin manşetlerinde yer alır ve sıradan bir kaval kemiği fosili için akla hayale gelmeyecek bir hikaye uydurulup halka servis edilirdi.

Bütün bunlara Harun Yahya (Adnan Oktar) eserleriyle verilen cevaplar sonrasında, bu HİKAYELER BIÇAK GİBİ KESİLMİŞTİRTEK BİR ARA FOSİLİN DAHİ BULUNAMADIĞI, bulunan her fosilin DEĞİŞMEDEN KALMIŞ OLAN CANLILARA AİT OLDUĞUNUN ispatının ardından, BU YALANLAR BİR DAHA GÜNDEME DAHİ GETİRİLEMEMİŞTİR. Zaten böyle bir girişimde bulunsalar, Harun Yahya eserleriyle bunlara tekrar cevap verileceğini ve yalanlarının ortaya çıkarılacağını çok iyi bildiklerinden, çözümü susmakta bulmuşlardır.

Sahtekarlığın bu kadar içinde olduklarını bilmelerine rağmen, bu insanların gerçeği kabul etmeye bu kadar direnmeleri, oldukça şaşırtıcı bir durumdur.

Darwinizm söz konusu olduğunda aslında durum, tüm dünyada böyledirBir kişinin, bilim adamı olup, bilimsel gerçekleri böylesine yakından bilip, BİLİMİN HER YÖNÜYLE REDDETTİĞİ BİR TEORİYİ DOĞRU OLARAK KABUL EDEBİLMESİ İMKANSIZDIR. Bu insanların Darwinist olmalarının tek nedeni, söz konusu zincirleme sistemin KÖLESİ olmaları, doğruyu bilmelerine rağmen YÜKSEK SESLE SÖYLEYEMEMELERİDİR.

Zincirleme-Kilitleme Sisteminin Başka Bir Örneği:
Komünizmin, Toplumsal Eşitliği Asla Sağlayamayacağını Bilip,
Buna Rağmen Komünizmi Savunanlar

Aynı durum komünist felsefe için de geçerlidir. Hiçbir komünist, komünizmin ilkelerinin yaşanılabilir olduğu bir toplumu görememiştir. Komünizmin eşitlik ilkesi, komünizmi bir yönetim şekli olarak kabul eden ülkelerde daha UYGULANAMAMIŞTIR.

Kuzey Kore, Çin gibi ülkelerde uygulanan şey, insanların tüm hayat zevklerinin, özgürlüklerinin, imkanlarının ELLERİNDEN ALINMASI yoluyla, sisteme köleleştirerek eşit hale getirilmeleridir. Bu sebeple de, dikkat edilirse komünist ideolojiyi savunan hiç kimse, örneğin KUZEY KORE'DE YAŞAMAK İSTEMEMEKTEDİR.

Onların beklentileri hayali bir eşitliktirOlmasını çok istedikleri bir ütopyadır. Bunun, mevcut kapitalist ve materyalist sistemlerle olmayacağını anladıklarından, bu kişiler, karşıt bir ideoloji olarak komünizme sarılmışlardır. Ancak bu isteklerini komünizmin de karşılamayacağını çok iyi bilmektedirler. Aslında savundukları fikrin getireceği sistemin içinde yaşamak da istememektedirler. Ama ASLA BUNU İTİRAF ETMEZ, İSTEMEDİKLERİNİ DE KABUL ETMEZLER.

Ancak, zincirleme-kilitleme sistemi, eşitlik denilince komünizmin savunulmasını gerektirdiğinden, hiçbir komünist bu sistemin dışına çıkamamaktadır. İnsanların tüm imkanlara ortak şekilde sahip oldukları ve eşit hakları elde ettikleri sistem, gerçekte Kuran'da yer almaktadır. Kuran, insanlar için özlenen bolluk ve eşitlik sistemini tarif etmekte ve bunun en güzel şekliyle uygulanabilir olduğunu bildirmektedir. Ancak komünizm taraftarları, içine düştükleri zincirleme sisteme aykırı düştüğü için, bu gerçeği kabul etmeyi reddeder. Asla beklentilerini karşılamayacağından emin oldukları komünizmi, müthiş bir kurtuluş yoluymuş gibi savunmaya devam ederler.

Dahası bu kişiler, komünizmin fikri altyapısını oluşturan Darwinizm'in de bir safsata olduğunu bilirler. Bir safsatayı kendisine temel almış bir ideolojinin, temelsiz bir ideoloji olduğunun da farkındadırlar. Ancak sistemin kölesi olmak, bu insanlar için, bu gerçekleri kabul etmeyi de imkansız hale getirir.

Tarih Hep, Gerçekleri Söyleyenlere Karşı,
Alıştıklarını Savunanların Mücadelesiyle Geçmiştir

Zincirleme-kilitleme sistemi, tarihin her döneminde, tüm toplumları büyük oranda ele geçirmiş bir bela olmuştur. Kendi yalanlarını yaygınlaştırmak isteyenler, toplumun geneline hakim bu zayıflığı daima kendi menfaatleri için kullanmaya çalışmışlardır. Şu an toplumlara yaygınlaştırılan hurafelerden, sapkın ideoloji ve fikirlerden insanların bir kısmının kopamamasının temel sebebi, yıllarca uygulanmış olan bu stratejidir.

Yalanlar, genellikle toplumun geneline yaygınlaştırıldığından, yalanları deşifre edenler toplum içinde hep azınlıkta kalmışlardır. Allah, Kuran'da, akıllı ve imanlı insanları, bu tehlikeye karşı uyarmıştır:

YERYÜZÜNDE OLANLARIN ÇOĞUNLUĞUNA UYACAK OLURSAN, SENİ ALLAH'IN YOLUNDAN ŞAŞIRTIP-SAPTIRIRLAR. ONLAR ANCAK ZANNA UYARLAR VE ONLAR ANCAK 'ZAN VE TAHMİNLE YALAN SÖYLERLER.' (Enam Suresi, 116)

ALLAH, ÇOĞUNLUĞUN ZANNA UYMASINI BİR TEHDİT OLARAK BELİRTMİŞ VE BUNDAN İNSANLARI SAKINDIRMIŞTIR. Bunun nedeni, çoğunluğun, kolayca, yukarıda anlattığımız sistemin kölesi haline gelmesidir.

Örneğin şu anda, Kuzey Kore'de veya İran'da, devlet yönetiminden biri çıkıp "bu sistem mantıklı değil, mantıklı olan şekli şöyle uygulanmalı" dese, aslında bu ifadeler, sistemin bir anda değişmesi için yeterli olacak güçtedir. Ancak zincir-kilit sistemi yüzünden mevcut sistemin inkar edilmesi İMKANSIZ hale gelmiştir. Sistemden ve birbirlerinden çekindikleri için, yanlış olanı çok iyi bilmelerine rağmen, KİMSE ORTAYA ÇIKIP DOĞRULARI ANLATAMAMAKTADIR.

Doğruları anlatan kişiler, eğer toplumun geneline ters düşüyorsa, doğruyu anlattığı biliniyor ama "çoğunluktan biri" olarak görülmüyorsa, söz konusu toplum tarafından reddedilirler. Tarih boyunca körü körüne yanlışların peşinden koşmanın bedelleri çok büyük olmuş, ancak buna rağmen insanların büyük kısmı, doğruya değil, çoğunluğa uymaya devam etmiştir.

Sonuç

Yukarıda yer alan önemli izahlar, müvekkil Adnan Oktar'ın tespitleridir. Hali hazırda gerçekleşen yargılamalar sırasında müvekkile yönelik olarak da aynı yöntemler kullanılmakta, gerçeklere karşı aynı direnç içinde bir mücadele yürütülmektedir. Müvekkilin anlattığı Kuran'a dayalı Müslümanlığın doğru olduğunu, kuşkusuz ki müvekkili izleyip dinleyenlerin tümü, kendisini yargılayan hakim ve savcıların tamamı ÇOK İYİ BİLMEKTEDİR. Zira müvekkil, kimsenin bilmediği bir şey SÖYLEMEMEKTEPeygamberimizin sözlerini tekrar etmekte, İslam'ın Kuran ile geldiğini ve yalnızca Kuran'a uymamız gerektiğini dile getirmektedir.

Ancak toplumun zincirleme-kilitleme sistemine göre, doğru kabul edilmiş gelenek "hurafelere uymak" ve "Kuran'dan uzaklaşmak" şeklinde olduğundan, müvekkilin anlattığı gerçekler "Türk örf ve ananelerine aykırı" olarak tanımlanmış, hatta daha da ileri gidilerek müvekkilin yargılaması, bu ana husus üzerinden yapılmıştır.

İşte müvekkilin dikkat çektiği akıl tutulması, tam olarak budur. Kitlelerin sorgusuz sualsiz kabul ettiği hurafe inancı, reddedilemez hale getirilmiş, Kuran'a uyun diyerek doğruyu söyleyen kişiler, toplumdan aforoz edilmeye çalışılmıştır.

Müvekkile göre, toplumların geneli, hemen her konuda hurafelere inandırılmaya yatkındır. Allah, bu nedenle ayetlerde, çoğunluğa uymanın sakıncasını belirtmiş; tarih, bundan dolayı çoğunluğun başı çektiği sayısız anormalliğin vahim örneklerini vermiştir.

Tüm bunlara rağmen müvekkil, doğruları savunmaya mutlak surette devam edecektir. Çünkü kendisi, imanlı ve onurlu bir hayat yaşamanın bu olduğunu ve Allah'ın izniyle doğruların mutlaka galip geleceğini çok iyi bilmektedir. Müvekkilin anlattıklarının doğru olduğuna kanaat getirmelerine rağmen bunların aksini savunanların ise, mutlaka kendi durumlarını tekrar değerlendirmeleri gerekmektedir. Zincirleme bir sistem içinde kilitlenip kalmış olmaları kuvvetle muhtemeldir ve bundan ancak sağduyu, akıl ve vicdan yoluyla çıkmak mümkündür.

Müvekkilin konuyla ilgili görüşlerini sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 06.05.2026

Daha yeni Daha eski