Adnan Oktar’dan Duyurudur
Rasim Ozan Kütahyalı, 20 Nisan 2026 tarihinde ensonhaber.com YouTube kanalına katılmış ve kanalda, Yeraltı dizisinden yola çıkarak müvekkil Adnan Oktar hakkında çeşitli yorumlarda bulunmuştur. 2018 yılında gerçekleşen polis operasyonunun geç kalınmış bir operasyon olduğu yorumunu yapan Kütahyalı, yargısız infazın baş mimarlarından olan dönemin İstanbul Emniyet Müdürü'ne övgüler yağdırmıştır.
Konuyla ilgili açıklamalarımızı aşağıda takdirinize sunuyoruz:
Rasim Ozan Kütahyalı, Hafızasını Tazelemeli ve Rezil Olduğu İçin Programı Alelacele Kapatmaya Çalıştığını Hatırlamalıdır
Rasim Ozan Kütahyalı, ensonhaber YouTube kanalında katıldığı programda, geçmişte müvekkille yaptığı canlı yayından bahsetmiştir. Zannediyoruz ki, Rasim Ozan Kütahyalı, kendisini oldukça KÜÇÜK DURUMA DÜŞÜREN ve TÜM TÜRKİYE'NİN GÖZLERİ ÖNÜNDE gerçekleşmiş olayı, farklı şekilde lanse ederek kendisini bir nevi temize çıkarma arayışındadır.
Gerçekte söz konusu olayda, müvekkil Adnan Oktar kendisinin canlı yayınına katılmış, anlatacağı tüm konuları anlatmış ve Rasim Ozan Kütahyalı da dikkatli bir şekilde anlatılanları kelimesi kelimesine dinlemiştir. Sonrasında müvekkil, anlatacağı tüm konuları anlattığı ve artık anlatılacak başka bir şey kalmadığı için programı kapatmak istemiştir. Müvekkil, Rasim Ozan Kütahyalı’nın HERKES TARAFINDAN BİLİNEN ÖZEL DURUMUNDAN bahsettiğinde programı hemen kapatacağını bildiği için de o konudan bahsetmiştir. Nitekim tam da müvekkilin tahmin ettiği gibi, kendisinin özel durumundan bahsedildiğini duyan RASİM OZAN KÜTAHYALI, PROGRAMDAN KAÇMIŞTIR.
Söz konusu program hali hazırda kayıtlarda mevcuttur. Dileyen herkes izleyip, olayın seyrinin bu şekilde olduğunu ve Rasim Ozan Kütahyalı'nın yaşadığı tedirginliği rahatlıkla görebilir.
Bu program, müvekkilin, anlatacağı önemli hususları duyurabilmesi için önemli bir vesile olmuş ve oldukça fazla kişiye ulaşmıştır. Yani MÜVEKKİL, BU PROGRAMI, HAYIR İÇİN ÇOK GÜZEL KULLANMIŞTIR.
Zaten akabinde, pek çok kişi müvekkile hak vermiş ve Rasim Ozan Kütahyalı'nın gerçek yüzünün canlı yayında deşifre edilmesinden dolayı memnuniyetlerini ifade etmişlerdir.
Bu yönleriyle Rasim Ozan Kütahyalı, halkımızın çok yakından tanıdığı bir kişiliktir. Hatırlanacağı gibi özellikle eski eşi Nagihan Alçı'ya yönelik davranışları kamuoyunun uzun süre gündemi olmuş ve Kütahyalı'nın kişiliği hakkındaki kanaat, insanların zihinlerinde daha net oturmuştur. Söz konusu canlı yayında gerçeklerin ortaya çıkması ve müvekkilin kendisinin ahlaki durumunu ve kişilik bozukluğunu deşifre edip susturması, pek çok kişi tarafından takdirle karşılanmıştır.
Müvekkilin Yaşadığı Operasyon Süreci Özel Bir Kaderdir ve Hepsi Hayra Dönmüştür
Rasim Ozan Kütahyalı, kendince müvekkil ve arkadaşlarına yönelik operasyonun geç yapıldığını, ancak dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan'ın operasyon kararını vererek önemli bir iş yaptığını ifade etmiştir. Oysa Mustafa Çalışkan, henüz ortada suç, kanıt ve mahkeme hükmü yokken, sayısız suçlamayı varmış gibi kamuoyuna lanse ederek YARGISIZ İNFAZ YAPAN, MASUMİYET KARİNESİNİ YERDEN YERE VURAN bir kişidir. Bu durum, Mustafa Çalışkan'ın, üst akıl tarafından yönlendirilip yönlendirilmediği ve bu operasyonun üst akıl tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği konusunda şüphelerin oluşmasına neden olmuştur.
Ancak müvekkile göre daha da önemlisi, Mustafa Çalışkan'ın zaten KADERİNDE OLANIN DIŞINDA BİR ŞEY YAPMADIĞI, kendisinin zaten ALLAH TARAFINDAN BU AMAÇLA GÖREVLENDİRİLDİĞİ ve müvekkilin BU HAYIRLI DÖNEMİ YAŞAMASI İÇİN VESİLE OLDUĞUDUR. Müvekkile göre, HER KONUDA OLDUĞU GİBİ BU KONUDA DA ONU GÖREVLENDİREN, BU KARARLARI VEREN ALLAH'TIR. Bu karar, EN GÜZEL VE EN HAYIRLI karardır.
Müvekkil için, haksız suçlamalarla cezaevinde geçirmiş olduğu 8 sene, müthiş hayırlı olaylarla ve güzelliklerle doludur. Müvekkil, cezaevi vesilesi ile çok daha GENÇLEŞMİŞ, DİNÇLEŞMİŞ, SAĞLIĞI SIHHATİ ÇOK DAHA GÜÇLENMİŞ ve SEVENLERİN SAYISINDA CİDDİ BİR ARTIŞ olmuştur. Mustafa Çalışkan ve onun gibi kişiler, ALLAH NEYİ YAPMALARINI DİLEDİYSE ONU YAPMIŞLARDIR. BUNUN DIŞINA ÇIKMALARI MÜMKÜN DEĞİLDİR. Allah, bu tarz insanları vesile kılmış ve ahir zaman alametlerinin bir bir gerçekleşmesini sağlamıştır.
Çok fazla hadiste, Tevrat'ta ve muteber Musevi kaynaklarda, ahir zamanda Mehdi'nin suçsuz yere hapis yatacağından bahis vardır. Müvekkil, kendisini başından beri Mehdi talebesi olarak gördüğü için, bu kader birliğini çok kıymetli görmektedir. Müvekkil de, tümüyle masum, suçsuz ve tertemiz olmasına rağmen, sadece kumpası isteyen kesimlerin talimatıyla hapsedilmiştir ve bu süreç halen devam etmektedir. Böyle bir kaderi Mehdi ile aynı şekilde paylaşmasına vesile olan herkes, bu konuda açıkça görevlendirilmiştir. BUNA, BAŞTA, MUSTAFA ÇALIŞKAN DAHİLDİR.
İstanbul Eski Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan
Müvekkilin Van'a Gönderilmesi Beraberinde Büyük Hayırlar Getirmiştir
Müvekkil, bu tutuklamalar vesilesi ile, Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin çok kıymet verdiği ve dikkat çektiği VAN'A GÖNDERİLMİŞTİR. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, KENDİSİNDEN YÜZ SENE SONRA, çok sevdiği Van iline GELECEK OLAN "ÖZEL KİŞİLERDEN" bahsetmektedir.
EY YÜZ SENE SONRA GELENLER! Şu kal'anın başında bir Medrese-i Nuriye çiçeğini yapınız. Cismen dirilmemiş, fakat ruhen bâki ve geniş bir heyette yaşayan Medresetü'z-Zehra'yı cismanî bir surette bina ediniz, demektir. (Emirdağ Lahikası, s. 489)
Üstad, Balkan Savaşı sırasında yıkılmış olan Horhor Medresesi'nin -işari anlamda- vefatının, tüm medreselerin vefatına, yani İslam'a yönelik büyük bir saldırıya işaret ettiğini belirterek, KENDİSİNDEN YÜZ SENE SONRA GELECEK OLAN KUTLU ŞAHISLARIN, manevi anlamda varlığını sürdüren ama maddi anlamda yıkılmış olan medreseyi, TEKRAR İNŞA ETMELERİNİ istemiştir. Belli ki, KENDİSİNDEN YÜZ SENE SONRA GELECEK OLAN BU ŞAHISLAR, ÖZEL BİR AMAÇ İÇİN GELEN, ÖZEL İNSANLARDIR.
Horhor Medresesi
Bediüzzaman'dan sonra Van, hep Nur Medresesi olmuştur. Horhor Medresesi'ne 60'larda, 70'lerde, 80'lerde hep Nurcular gelmiş, burayı ziyaret etmiş, burada Risale dersleri yapmışlardır. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, buraya gelecek "özel şahıslar" derken, herhangi birinden bahsetmemekte, AHİR ZAMAN ŞAHISLARINDAN bahsetmektedir. 100 yıl sonraki dönem içinde buraya gelecek olan özel şahısların, Horhor Medresesi'ni manevi anlamda inşa edeceklerini belirtmektedir.
MÜVEKKİL, 2024 YILINDA VAN İLİNE SÜRGÜN EDİLMİŞTİR ve tarihteki bu tevafuk ziyadesiyle kendisini mutlu etmektedir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Van iline gelip Horhor Medresesi'ni manevi anlamda inşa edecek olan kutlu şahısların, BAHAR AYINDA geleceklerini bildirmiştir. Kendisinin yüz sene önce o topraklarda ektiği Nur tohumlarının, YÜZ SENE SONRA BAHARDA GELECEK OLAN BU KİŞİLER VESİLESİYLE ÇİÇEK AÇACAKLARINI belirtmektedir.
NE YAPAYIM, ACELE ETTİM, KIŞTA GELDİM; SİZLER CENNET-ÂSÂ (cennet gibi) BİR BAHARDA GELECEKSİNİZ. ŞİMDİ EKİLEN NUR TOHUMLARI, ZEMİNİNİZDE ÇİÇEK AÇACAKTIR. (Münazarat, s. 88)
MÜVEKKİL, YÜZ SENENİN SONRASINDA VE TAM OLARAK BAHAR BAŞINDA Horhor Medresesi'nin bulunduğu Van iline cebren getirilmiştir, yine, buradaki olağanüstü tevafuktan dolayı da derin bir mutluluk duymaktadır.
Bediüzzaman Hazretleri, İslam'ın saldırı altında olduğu bir zamanda bu özel şahısların geleceğini bildirmiş ve dolayısıyla bu gelişin, İslam'ın kurtuluşu için bir müjde olacağına da işaret etmiştir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında ortaya çıkacak olan kurtarıcıyı, yani Mehdi'yi, Mektubat'ta şu şekilde tarif etmiştir:
AHİR ZAMANIN EN BÜYÜK FESADI ZAMANINDA, elbette EN BÜYÜK BİR MÜÇTEHİD (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi) hem EN BÜYÜK BİR MÜCEDDİD (her yüzyıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük İslam alimi, yenileyen, yenileyici), hem HAKİM, hem MEHDİ hem MÜRŞİD (doğru yolu gösteren kişi) hem KUTB-U AZAM (Müslümanların kendisine bağlandıkları büyük evliyalardan, zamanın en büyük mürşidi) olarak bir ZAT-I NURANİYİ (nurlu bir zatı) gönderecek ve o zat da, Ehl-i Beyt-i Nebeviden (Peygamberimiz (sav)’in soyundan) olacaktır. (Mektubat, s. 411-412)
Bediüzzaman Hazretleri, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, yani İslam'ın saldırılar altında olduğu bir dönemde "en büyük müçtehid" ve "en büyük müceddid" sıfatlarını taşıyan bir kutlu şahsın gönderileceğini belirtmiştir. "Müceddid", dini hakikatleri dosdoğru açıklayan, "müçtehid" de ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran kişidir.
Bediüzzaman Hazretleri, bu müçtehid ve müceddidlerin en büyüklerinin ise "Hz. Mehdi" olacağını ifade etmiştir. Bu da "Hz. Mehdi'nin içtihat etmeye (hükümleri usulüne uygun olarak Kuran ve hadislerden istifade ile ortaya koyma) ve hüküm vermeye, dini hakikatleri açıklamaya en yetkili kişi olarak, Risale-i Nur'u da en iyi anlayacak ve açıklayacak kişi olacağını" ortaya koymaktadır.
Bu hususla ilgili Mektubat'ta Üstad'ın diğer açıklaması şu şekildedir:
Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek ve HAZRET-İ MEHDÎ BAŞINA GEÇİP TARİK-İ HAK VE HAKİKATE SEVK EDECEK. Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, Âdetullahtan ve Rahmet-i İlâhiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız. (Mektubat s. 425-426)
İslam aleminin zorluklar, felaketler içine düşmesinin sonrasında, Bediüzzaman'ın tarifiyle KIŞTAN SONRA BAHARIN GELMESİ GİBİ, MEHDİ'NİN ÇIKIŞI gerçekleşecektir.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Van'da Horhor Medresesinin manevi inşası ile, ahir zamanda bu kurtuluşu başlatacak özel şahısların burada bulunmasını, bu zuhurun gerçekleşmesine bir işaret olarak görmüştür. Müvekkil, bu bakımdan, bahsi geçen bu tarihlerde bu topraklarda olmaktan, büyük bir mutluluk duymaktadır.
Ayrıca Van, HZ. İBRAHİM'İN ve HZ. NUH'UN DA HAPİSTE TUTULDUĞU YER olması bakımından müvekkil için ayrıca önem taşımaktadır.
Normal şartlarda tüm bunlar, müvekkilin kendisinin tasarlayıp planladığı bir durum değildir. Müvekkilin Van'a getirilişi, kendi isteğinin dışında sürgün amaçlı gerçekleştirilmiştir. İşte buradaki tevafuk, kendisini her zaman bir Bediüzzaman talebesi olarak gören müvekkil için oldukça kıymetlidir.
Tüm bunlardan anlaşılabildiği gibi müvekkil, yaşadığı her şeyin Allah tarafından özel ve hayırlı bir kader dahilinde yaratıldığını, bunlara vesile olan kişilerin de bu konuda görevli olduklarını bilerek, tüm olayları keyifle ve Allah'a tam tevekkülle izlemektedir. Gerçekleşen bütün bu tevafuklar, müvekkili oldukça memnun etmekte ve müvekkil, bu kıymetli imtihanın kendisi için özel olarak yaratıldığını gayet iyi bilmektedir.
Mustafa Çalışkan ve onun gibiler, bu özel kaderin oluşması için vesile olarak yaratılmış ve Allah'ın kendilerine emrettiklerini yapmakla görevlendirilmiş kişilerden başka bir şey değildir.
Cumhurbaşkanımızın Operasyonun Arkasında Durduğu Yalanı, Cumhurbaşkanımızı Töhmet Altında Bırakabilmek İçindir
Rasim Ozan Kütahyalı, kendisi gibi provokasyon görevini üstlenmiş tüm elemanların söylediği aynı yalana başvurmuş ve müvekkil ve arkadaşlarına yönelik yapılan "operasyonu Cumhurbaşkanımızın desteklediği ve sonuna kadar arkasında durduğu" iddiasını ortaya atmıştır. Bu yalana başvuranların genellikle amacı, Cumhurbaşkanımızı bu konuda töhmet altında bırakmaya çalışmak ve Cumhurbaşkanımızı, gerçekte var olmayan bir durumu, kabul etmeye zorlayabilmektir.
Oysa, CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN, OPERASYONUN GERÇEKLEŞTİĞİ 11 TEMMUZ 2018 TARİHİNDEN BUGÜNE KADAR, MÜVEKKİL HAKKINDA VE MÜVEKKİLE YÖNELİK OPERASYON İLE İLGİLİ TEK BİR YORUMDA DAHİ BULUNMAMIŞTIR.
Hatta bu konuda çıkan haberlerden biri de, doğrudan Cumhurbaşkanlığı tarafından yalanlanmıştır:
Sayın Cumhurbaşkanımız, gerçekleşen olayın bir İngiliz Derin Devleti komplosu olduğunu çok iyi bildiğinden, hiçbir zaman müvekkil hakkında yorum yapmamıştır. Cumhurbaşkanımız adına konuşan bazı şahıslar, muhtemelen yarın bir gün derin devletin tüm hukuksuz işlerinden Cumhurbaşkanımızın sorumlu tutulmasını istediklerinden, her fırsatta kendisinin ismini ön plana çıkarmaya çalışmaktadırlar. Bu, çok uzun zamandır, Rasim Ozan Kütahyalı gibi şahısların izlediği bilindik metottur.
"Yıkılan Ev", Neden Rasim Ozan Kütahyalı'yı Bu Kadar İlgilendirdi?
Rasim Ozan Kütahyalı, müvekkil ve arkadaşlarına yapılan operasyon ile ilgili konuşmasında, sanki ana konu oradaki evin yıkılmasıymış gibi, sürekli olarak bunu tekrarlamakta, bu konuyu da dizi yapımcılarına tavsiye etmektedir. Öncelikle bu söylem, İngiliz derin devleti tarafından kiralanmış kumpasın uygulayıcısı bir kısım husumetli müştekilerin dillerinden düşmeyen bir söylemdir. Oradaki evin anlamı sanki çok büyükmüş, oranın yıkılmasıyla her şey sona ermiş gibi bir ev yıkımına akıl almaz şekilde anlam yüklemişlerdir. Rasim Ozan Kütahyalı'nın, söz konusu husumetli müştekilerle aynı kafada olması da son derece manidardır.
Öncelikle o ev, betondan, taştan, çelikten inşa edilmiş bir yapıdır. Evlerden bir evdir. İstanbul'da bu ev gibi pek çok ev vardır. Bu evde yaşamak ile diğer evlerden herhangi birinde yaşamak arasında HİÇBİR MANA FARKI YOKTUR.
Dahası, söz konusu ev, o tarihlerde son derece eskidir. Zaten yıkılması ve tekrar inşa edilmesi mecburi bir hale gelmiştir. Operasyon tam da o tarihlerde gerçekleşmiş, ardından ev yıkılmış ve onun yerine orada çok daha güzel bir ev inşa edilmiştir. Bu, zaten müvekkilin eskiden beri gerçekleşmesini istediği bir durumdur.
Dolayısıyla ortada, Rasim Ozan Kütahyalı'nın umduğu gibi bir durum yoktur. Onun beklediği çöküş, GERÇEKLEŞMEMİŞTİR ve asla GERÇEKLEŞMEYECEKTİR. Müvekkilin şu an cezaevindeki durumu, görünümü, neşesi, zindeliği, gençliği eminiz ki Rasim Ozan Kütahyalı tarafından yakından takip edilmektedir. Dolayısıyla kendisi, yaşanan olayların müvekkile çok daha büyük güzellikler getirerek döndüğünü açıkça görmektedir.
Zannediyoruz Rasim Ozan Kütahyalı'nın, operasyondan tam 8 sene sonra, eski defterleri alelacele açmasının da nedeni bu konuda duyduğu huzursuzluktur. Geçen 8 senenin müvekkile beklenen çöküşü getirmemesi, aksine müthiş bir dinçlik vermesi, Rasim Ozan Kütahyalı ve onun gibilerinin beklemediği bir durumdur. Şu an yaşanan paniğin kaynağının bu olduğu anlaşılmaktadır. Ancak şimdiye kadarki hiçbir çaba müvekkile zarar veremediği gibi, bu tarz çabalar da müvekkile bir zarar getiremeyecektir.
Kamuoyunun takdirine sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 07.05.2026