İSTANBUL ANADOLU 71 ASLİYE CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA
DOSYA NO : 2025/479 E
SUNAN : Adnan Oktar
KONU : Müvekkil Adnan Oktar 04.02.2026 tarihinde SEGBİS yoluyla Mahkemeniz’de ilk ifadesini vermiştir. SEGBİS sisteminde yaşanan teknik aksaklıklar nedeniyle bazı konuların tam olarak anlaşılmamış olma ihtimaline binaen konuyu delilleriyle birlikte izah edilmesi gereği hasıl olmuştur. Bu konulardan biri de hadislerde geçen ahir zamanda “uyuyanı uyandıracak” bir olaydan bahsediliyor olmasıdır. Konuyla ilgili bilgilerin arzıdır.
AÇIKLAMALARIMIZ:
Bilindiği üzere müvekkil Adnan Oktar 04.02.2026 tarihinde SEGBİS yoluyla Mahkemeniz’de ilk ifadesini vermiştir. SEGBİS sisteminde yaşanan teknik aksaklıklar nedeniyle bazı konuların tam olarak anlaşılmamış olma ihtimali söz konusu olmuştur. Buna ek olarak, iddianameye göre sözde suç örgütünün güya ideolojik temel olarak gösterilen Mehdiyet konusunda bazı hususların delilleriyle birlikte izah edilmesi İddia Makamı’nın isnadının yerinde olmadığının görülmesi açısından önemlidir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın konu hakkındaki beyanları şu şekildedir:
04.02.2026 tarihli duruşma esnasında müvekkil, beyanında Peygamberimiz (sav)’in hadisine binaen, “Peygamberimiz (sav)’in Ahir zamanda, Mehdi zamanında uyuyan uyanacak uyanık olanlar da oturacaklar” yorumunda bulunmuştur.
Bu hadis, Mehdi’nin gelişini haber veren “GÖKYÜZÜNDE BİR ATEŞ BELİRMESİ” alametinin tahakkuk ettiği 15 Kasım 1979’da (Mehdi’nin çıkış zamanı olan Hicri 1400’ün başında) İstanbul’da gerçekleşen büyük tanker patlamasını anlatmaktadır.
Ebu Cafer b. Muhammed b. Ali (ra)'dan rivayet edildi:
Siz üç veya yedi gün, DOĞUDAN BİR ATEŞİ GÖRDÜĞÜNÜZ ZAMAN AL-İ MUHAMMED'İN (MEHDİ’NİN) ÇIKMASINI BEKLEYİNİZ, inşaAllah-ü Teala, bir münadi Mehdi (as)’ın ismi ile semadan (gökten) nida edecek ki, Doğu'da Batı'da olan herkes bu sesi işitecek. ÖYLE Kİ KORKUDAN UYKUDA OLANLAR UYANACAK, AYAKTA OLAN ÇÖKECEK, OTURAN İSE AYAĞA FIRLAYACAKTIR. (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman , s. 32)
Hadiste Peygamberimiz (sav)’in bildirdiği bu büyük patlama ve ardından ortaya çıkan büyük ateş 1979 yılında yani Hicri 1400'de Kadıköy açıklarında meydana gelen Independenta adlı petrol yüklü tankerin infilakını haber vermektedir. 15 Kasım 1979 tarihinde, dünyanın dördüncü büyük tankeri olan 150 bin grostonluk Independenta adlı 95.530 ton hampetrol yüklü bir Romen tankerinin, İslam aleminin son merkezi olan İstanbul'a gelirken bir Yunan şilebiyle çarpışması neticesinde petrol tutuşmuş ve denizde günlerce süren büyük bir ateş ortaya çıkmıştır. Denizcilik tarihinin en büyük kazalarından biri olan bu kaza, Independenta gemisinin 19. seferinde yaşanmıştır.
Patlamanın şiddeti ile şehrin boğaza yakın sahil kesiminde yer alan pek çok bina hasar görmüş, evlerin camları kırılmıştır. Yangın günlerce sürmüştür. Alevlerin etkisiyle gökyüzü kızıla boyanmıştır. Patlamanın ardından ortaya çıkan duman bulutuysa günlerce İstanbul'un üzerinde asılı kalmıştır.
DİKKAT EDİLİRSE GAZETE HABERLERİNDE YER ALAN TANIMLAR VE TASVİRLER HADİSTE VERİLEN DETAYLARLA BİREBİR UYUMLUDUR
Olayın görgü tanıklarından gazeteci Haluk Özüzlü ise gördüklerini ve yaşadıklarını şöyle anlatmıştır:
“Bir perşembe sabahı, 15 Kasım 1979, uykumun içinde 5 kesik düdük. İnsanın, duymadığı, bilmediği, deneyimi olmadığı, bir sesle karşılaştık. Bu müthiş bir patlamaydı.
Öyle bir patlama oldu ki bütün evlerden, Kadıköy’deki bütün evlere varıncaya kadar hatta ... Beşiktaş’a bu cepheye bakan bütün evlerin camları olduğu gibi aşağı indi. Hemen evin terasına çıktım, Haydarpaşa’ya doğru baktığım zaman ilk izlenimim deniz yanıyor oldu. Bu olaya tanık olanlar, fakat görmeyenler bunun deprem olduğu izlenimine kapıldıklarını söylediler. VE HERKES YATAĞINDAN OK GİBİ KALKDI. Ne olduğunu bilmiyorsunuz. Arkadaşım, foto muhabir arkadaşım sinemaya gitmiş, onlar tam o saatte çıkmışlar sinemadan. Ve çıkar çıkmaz o şeyden sinemanın boşluğundan, karanlığından gökyüzünü öyle birdenbire aydınlık görünce kıyamet koptu zannetmişler ve secdeye kapananlar olmuş, o kadar öyle büyük bir aydınlık. Yani şu anda bir başka misal veremiyorum bunu anlatmak için, yani şunun gibi şöyle oldu, bunun gibi böyle oldu diyemiyorum. Çünkü böyle bir şey bugüne kadar hiç olmadı. Bir anda böyle gündüz oldu. Bir anda gündüz oldu. Beklemediğimiz, hani böyle aniden flash patlar ya onun gibi bir şey oluyorsunuz. Gökyüzü aydınlanıyor. (CNN TÜRK, 24 Mart 2013)
HADİSTE HABER VERİLEN BİR DİĞER ÖNEMLİ DETAY DA BU PATLAMANIN MEHDİ’NİN GELİŞ VAKTİNDE OLACAĞIDIR:
Hüseyin b. Ali (ra)’dan şöyle rivayet olunmuştur: "GÖKYÜZÜNDE DOĞU CİHETİNDEN, GECEYİ AYDINLATAN BÜYÜK BİR ATEŞ GÖRDÜĞÜNÜZ VAKİT, İŞTE O AN, MEHDİ’NİN GELİŞ VAKTİDİR." (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar)
Peygamberimiz (sav), İstanbul'da meydana gelen bu büyük olay anının Mehdi’nin İstanbul'a geliş vakti olduğunu; “... İŞTE O AN, MEHDİ’NİN GELİŞ VAKTİDİR” ifadesiyle açık bir şekilde bildirmiştir. Hadiste verilen bilgilere göre bu, Mehdi’nin İstanbul'a ayak bastığı günler içerisinde gerçekleşecek bir olaydır. Bu olay ile Mehdi’nin İstanbul'a gelişi, bir müjde olarak herkesin duyacağı şekilde bütün dünyaya alemine ilan edilmiştir. Böylece, hem gök gürültüsü gibi şiddetli bir sesle, hem günlerce süren dev ateş, ışık ve duman bulutuyla ve zaman zaman süregelen patlamalarla Mehdi’nin İstanbul'a geldiği Allah tarafından insanlara haber verilmiştir.
Müvekkil Adnan Oktar da tam da o günlerde, kazandığı Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne kayıt yaptırmak üzere Ankara’dan İstanbul’a geldiğinde büyük patlama ile karşılaşmıştır. Bir Mehdi talebesi olarak, Mehdiyeti anlatmaya, İslam ahlakının hakimiyetini müjdelemeye azmetmiş bir insan olarak bu alamete tanıklık etmekten, bu güzel tevafuku yaşamaktan onur duymuştur.
Bilindiği üzere Hicri 1400’ün başlangıcı Miladi 1979-1980’dir.
Bediüzzaman Hazretleri de Mehdi’nin çıkış tarihini açık ve net olarak Hicri 1400 olarak belirtmiştir:
İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA (Hicri 1400’de) GELECEK BİR HAKİKATİ (MEHDİ’Yİ) asırlarında (kendi yaşadıkları dönemde) karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318)
Görüldüğü üzere Bediüzzaman Said Nursi, Mehdi’nin Peygamberimiz (sav)'den “1400 SENE SONRA” geleceğini söylemektedir. Ne 1373, ne 1378 ne 1398 ne de başka bir tarih vermemekte, tam olarak 1400 demektedir. “GELECEK” ifadesini kullanarak da, Mehdi’nin-kesin olarak söylediği bu tarihte- yani Hicri 1400’de (Miladi 1979'da) imani faaliyetine başlayacağını müjdelemektedir. Hadislerden okuduğu bilgilere dayanarak; Peygamber Efendimiz (sav) dönemindeki bazı kişilerin dahi Mehdi’nin, kendi yaşadıkları dönemde çıktığını ya da çıkışının yakın olduğunu düşündüklerini, ancak bu düşüncelerinin yanlış olduğunu, gerçekte ise Mehdi’nin “Hicri 1400 yılında” geleceğini ve bu tarihten itibaren tebliğ faaliyetlerine başlayacağını açıklamaktadır.
Kehf Suresi'nin 79. Ayetinde de 1979 yılında infilak Independenta gemisine ve 1979 yılında yaşanan anarşi ortamına işaretler vardır:
Kehf suresinde Hz. Musa’nın Hz. Hızır’la yaptığı yolculuk anlatılır. Sure’nin 79. Ayetinde ise Hz. Hızır’ın, Hz. Musa’ya bir gemi hakkında bilgi verdiği ve gemideki insanları korumak için, çeşitli hikmetlerle bu gemiyi hasarlı hale getirip batırdığı haber verilmiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
"GEMİ, DENİZDE ÇALIŞAN YOKSULLARINDI, ONU KUSURLU YAPMAK İSTEDİM, (ÇÜNKÜ) İLERİLERİNDE, HER GEMİYİ ZORBALIKLA ELE GEÇİREN bir kral vardı." (Kehf Suresi, 79)
Yine aynı surenin 71. ayetinde geçen Hz. Musa’nın, Hz. Hızır’a yönelttiği “İçindekileri batırmak için mi onu deldin?” sorusu da, Hz. Hızır’ın müdahalesi sonucunda ayette bahsi geçen “geminin battığını” haber vermektedir:
Böylece ikisi yola koyuldu. NİTEKİM BİR GEMİYE BİNİNCE, O BUNU (GEMİYİ) DELİVERDİ. (Musa) Dedi ki: "İÇİNDEKİLERİNİ BATIRMAK İÇİN Mİ ONU DELDİN? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın." (Kehf Suresi, 71)
Ayetin bu ifadesinden Hz. Hızır’ın bahsettiği geminin de karaya oturduğu ve battığı anlaşılmaktadır. Kuran'da haber verilen bu olay muhtemelen, 1979 yılında İstanbul boğazında meydana gelen kaza sonrasında Independenta adlı geminin de karaya oturup uzun süre yandıktan sonra batmasına işaret etmektedir.
Nitekim, Peygamberimiz (sav) ahir zamanı anlatan pek çok hadisinde Kehf Suresine dikkat çekmiş, Kuran'ın Kehf Suresi’nde ahir zamanda yaşanacak olaylara işaretler olduğunu haber vermiş ve bunun için bu surenin ayetlerinin okunmasını tavsiye etmiştir:
Sizden kim Deccal'e yetişirse KEHF SURESİNİN EVVELİNİ ONUN ÜZERİNE OKUSUN, bu surenin sonu Deccal'in fitnesinden kurtuluşunuzdur. (Sünen-i Ebu Davud, 5/121)
Ayette dikkat çeken ikinci bir konu da, Hz. Hızır’ın o dönemdeki sosyal ortam hakkında verdiği bilgidir. Hz. Hızır bu durumu, “her gemiyi zorbalıkla ele geçiren kimseler olduğunu” belirttiği sözleriyle açıklamış ve gemideki insanları bu kimselerin zorbalığından kurtarmayı amaçladığını söylemiştir.
Bilindiği gibi 1979 yılı, ülkemizde anarşi ve terörün hat safhaya çıktığı bir dönemdi. O dönemde bankalar, fabrikalar, iş yerleri ve devlet kurumları işgal ediliyor, zorla ele geçiriliyor, bankalarda paraları olanların paraları gasp ediliyor, insanların evlerine girilip eşyaları soyuluyor, mal varlıklarına el konuyordu. Dönem tam anlamıyla bir terör ve zorbalık dönemiydi. İşte ayette aynı zamanda, 1979 yılında böyle zorbaca bir terör ve anarşi ortamı oluşacağına da işaret edilmiştir.
Kuran’da Mehdi’nin gelişinin müjdesi olan geminin büyük bir patlamayla batması felaketine dikkat çekilen ayetlerden biri de Naziat Suresi’nin 34. Ayetidir.
Derken o pek büyük felaket gelip çatınca. (Naziat Suresi, 34)
NAZİAT SURESİ KURAN’IN 79. SURESİDİR (1979’A İŞARET)
AYETİN NUMARASI 34’DÜR (İSTANBUL’A İŞARET)
AYETİN EBCED DEĞERİ DE 1980’DİR (HİCRİ 1400’ÜN BAŞLANGICI MİLADİ 1979-1980’DİR). Kuşkusuz tüm bu rakamlar dikkat çekici birer tevafuk ve işarettir.
Sonuç olarak;
Müvekkil Adnan Oktar, Peygamberimiz (sav)’in muhbir-i sadık, sözüne ve verdiği habere güvenilir olduğuna iman etmektedir. Peygamberimiz (sav)’in yüzlerce detayla haber verdiği ve her bir detayının Hicri 1400’ün başından bu yana ardı ardına teker teker gerçekleştiği bu hadislerin her birinin Peygamber (sav)’in mucizesi olduğuna inanmaktadır. Müvekkilin kanaatine göre dürüst ve samimi olan tavır, bu mucizelerin gizlenmesi değil sevinçle, coşkuyla anlatılmasıdır. Müvekkilin inancının gereğini yerine getirmesinin ise suç olarak görülmesi anayasal haklarının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.
Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 13.02.2026