Epstein Dosyasındaki rezaletler ile Adnan Oktar Kumpası arasında zorlama benzerlikler bulmaya çalışmak, gerçeklere sırt çevirmek anlamına gelmektedir.

Bağımsız gazeteci Seyhan Avşar 9 Şubat 2026 tarihli X paylaşımında, kendince Epstein Dosyası ile Adnan Oktar Dosyasını benzeştirmeye çalışmıştır. Paylaşımının başlangıcında, iki dosya arasında güya “dikkat çekici yapısal benzerlikler” keşfettiğini öne sürmüş olsa da, devam eden akışta Adnan Oktar Dosyası hakkında sadece biliniyor”, “bunlar defalarca yazıldı”, “böyle bir soru var” gibi tamamen afaki, hiçbir hukuki temeli olmayan, kamuoyu nezdinde de bir kıymeti bulunmayan kişisel yorumlarını dile getirmiştir.

Sadece bu üslup dahi, Seyhan Avşar’ın somut deliller üzerine değil bir takım hayali hikayeler üzerine haksız isnatlarda bulunduğunu göstermiştir.

Şunu da ifade etmek gerekir ki müvekkil Adnan Oktar, Seyhan Hanım’ın Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar altında geçim sıkıntısı çekmeme çabasını, dikkat çekebilmek için sansasyonel haberler yapmaya kendini mecbur hissetmesini, bunun içinde çok gizli dosyalara vakıf olabilen mühim bağlantıları olan insan izlenimi vermek zorunda kalmasını anlayışla karşılamaktadır. Kendisi hakkında yaptığı haberlerde tüm bu sebeplerden hakkaniyetten uzaklaşıyor olmasına herhangi bir öfke de duymamaktadır.

Ancak henüz mesleğinin baharında bir hanım olarak şunu unutmaması gerekir ki, bir insanın ilerleyeceği en güzel yol vicdanhakkaniyetdoğruluk ve dürüstlüktür. Seyhan Hanım’ın da bu duyarlılığı göstereceğine kanaatimiz tamdır.


Seyhan Avşar, Barış Terkoğlu ve İpek Özbey ile birlikte bir konferansta

Bununla birlikte bahse konu paylaşımında Seyhan Avşar’ın somut gerçekleri değil de mahalle dedikodularını yazmasının ardında, çok bilinen muhalif bir ulusal TV kanalında yer edinmek, sayısı az ama etkisinin güçlü olduğunu zannettiği bir avuç komünist yazar ve yayıncıya kendini beğendirmek çabası olduğu izlenimi oluşmaktadır.

Seyhan Avşar Hanım eğer gerçekten suçla ve suç yapılanmalarıyla  mücadele etmek istiyorsa öncelikli hedefi etkinliği herkes tarafından malum  gerçek suç örgütleri olmalıdır. Ancak hiçbir paylaşımında terör örgütlerinin  ailesinden kopardığı gencecik çocuklardan, üniversiteli gençleri eli kanlı  katillere dönüştürmesinden veya mafya yapılanmalarının dev uyuşturucu  ticaretlerinden, fuhuştan gelir elde etmelerinden, istismar edilen yüzlerce  genç kızın yaşadıklarından bir kelime dahi bahsetmediği görülmektedir. Vahşi  tecavüzleri, hunharca cinayetleri itiraf etmiş, işledikleri suçlar somut delillerle  ispatlanmış on binlerce gerçek suçlu cezaevlerini doldurduğu halde bunlar  hakkında da tek kelime etmemektedir.

Ne yazık ki birilerine kendini beğendirme amacı güttüğü izlenimi veren, doğru düzgün bilgi edinmeden müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında suçlamalarda bulunması, üstelik de en temel bir gazetecilik refleksi ile müvekkil Adnan Oktar’ın veya arkadaşlarının avukatlarından doğru bilgilere kolayca ulaşması mümkünken, bunu yapmadan gerçek dışı ithamları kaleme alması son derece yakışıksız olmuştur.

Adnan Oktar Dosyası’nın bir kumpas dosyası olduğu, adil ve hakkaniyetli bir yargılama yapılmadığı bütün hukuk camiasının bilgisi dahilindedir. Bu hukuksuzluğu Türkiye’nin en önde gelen akademisyenleri, hukuk profesörleri ve avukatları, kaleme aldıkları bilimsel mütalaalarla ortaya koymuştur. Söz konusu mütalaaların yazarları arasında, şu anda Ekrem İmamoğlu Dosyasında yaşanan hukuksuzluklara karşı mütalaalar yazan değerli hocalar bulunmaktadır.

Çok önemli başka bir detay ise, yaklaşık son bir yıl süresince Ekrem İmamoğlu Dosyası kapsamında yaşanan hukuk ihlallerinin aynıları Adnan Oktar Dosyasında da var olduğu halde, bu durum ısrarla görmezden gelinmektedir.

Şu anda tüm güçleriyle Ekrem İmamoğlu Dosyasında insanların haksız yere tutuklandığı, ailelerinden uzak şehirlerdeki cezaevlerine sürgün edildiği, işini, itibarını kaybetmekle tehdit edildiklerini dile getirenler, insanların sırf cezaevinden çıkabilmek için gerçek dışı senaryolara ifade diye imza atmak mecburiyetinde kaldığından, iftira at kurtul sisteminin mağduru olduğundan yakınan sol kesimden bazı basın mensupları, bu haksız ve hukuksuz uygulamaların bire bir aynısı Adnan Oktar Dosyasında yaşanırken her birini desteklemişlerdir.


https://gazeteoksijen.com/turkiye/chp-istanbul246-il-baskani- ozgur-celik-bu-duzenin-adi-iftira-at-kurtul-duzenidir-243

 Dahası, her defasında bu hukuksuzlukları “olağan” ve “olması gereken şeylermiş” gibi sevinçle, mutlulukla, coşkuyla haber yapmış, var güçleriyle bugün şikayet ettikleri hukuk kabusunun zemininin kendi elleriyle inşa etmişlerdir.

Seyhan Avşar’ın, ve kendini beğendirmeye çalıştığı bazı gazeteci ve yayıncıların aslında çok iyi bildikleri ama ısrarla görmezden geldikleri gerçek, Adnan Oktar Dosyasında sözde mağdurların organize şekilde korkutularaktehdit edilerekbaskı altına alınarak ya da kişisel husumetleri sebebiyle şikayetçi yaptırıldığıdır.

Adnan Oktar Davası, açık ve net bir şekilde ispatlandığı üzere, bir KUMPAS DAVASIDIR.

GAZETECİ SEYHAN AVŞAR’IN ASIL SORGULAMASI GEREKEN HUKUKSUZLUK ÖRNEKLERİ

Hukuksuzluk: Genç kadınlar hapse atılmak tehdidi ile zorla şikayetçi yapılmıştır. Bu amaçla hiçbir şikayeti olmayan genç kızlar hakkında önce yasaya aykırı şekilde yurt dışı çıkış yasağı çıkartılmıştır. Daha sonra Vatan Emniyet telefonlarından aranarak çağırılmışlardır. Hayatında ilk defa Emniyet Müdürlüğü’nden içeri giren genç kadınların önüne yurt dışı çıkış yasakları konulmuş, sonrasında da “hakkında beyanlar var, sanık olabilirsin ama eğer Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında suçlayıcı ifade verirsen seni mağdur diye yazarız” denmiştir. Aslında hiçbir mağduriyeti olmayan genç kadınlar kendi canlarını kurtarabilmek için Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi hale getirilmiştir.

Hukuksuzluk: Soruşturmayı yürütmüş olan Mali Şube’de sayısız hukuk ihlali gerçekleşmiş, ifadelerin alınmasında dehşet verici yönlendirme ve zorlamalar yapılmıştır.

Bu sebeple yüzden fazla müştekinin hiçbirisinin ifadesine avukat alınmamışhiçbirisinin ifadesinde kamera kaydı açılmamıştır.

Hukuksuzluk: Alınan ifadelerde müştekilerin söylemediği şeylerin sanki söylemişler gibi ifadelere ilave edildiği, bizzat bu müştekiler tarafından tespit edilmiştir. Hatta bazı sözde mağdur ifadelerinin altındaki imzanın kendilerine ait olmadığı dahi ortaya çıkmıştır.

Hukuksuzluk: Etkin pişmanlığa başvuranların cezaevinden yazdıkları el yazılı dilekçelerinde hiç var olmayan hayali suç detayları, hukuksuz şekilde götürüldükleri Mali Şube’de ifadelerinin içine teker teker eklenmiştir.

Hukuksuzluk: Bu süreçte, sözde örgüt üyeliği kriterleri olarak belirlenmiş, aslında gündelik hayatın doğal akışındaki pek çok detay suçmuş gibi kabul edilerek, müvekkil Adnan Oktar aleyhine ifade vermeyenlerin tamamı bu iddialarla hapse atılmıştır. Oysa aynı kriterleri fazlasıyla taşıyan başka kişiler, hatta pervasızca suç işlediklerini öne sürenler dahi müvekkil Adnan Oktar aleyhine suçlayıcı ifadelere imza atarak yargılanmaktan muaf tutulmuştur. Bu kişilere etkin pişmanlık hükümleri dahi sorulmamış, istisnasız olarak “müşteki” sıfatı verilen bu kişiler hukuksuzca korunmuştur.

Hukuksuzluk: Adnan Oktar İddianamesinde kanunun açık emrine rağmen, sanıklar hakkındaki lehe delillerin tek birine dahi yer verilmemiştir. Hatta deliller uzun süre dosyadan gizlenmiştir.

Dosyaya sözde delilmiş gibi eklenen materyalin tamamının hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği, üzerinde oynamalar yapıldığı uzman bilirkişiler tarafından bilimsel mütalaalarla ispatlanmıştır.

Hukuksuzluk: Adnan Oktar İddianamesinde kanunun açık hükmüne rağmen, sanıklara isnat edilen suçlara dair yer, tarih ve zaman dilimi gibi bilgiler yazılamamıştır. Çünkü isnatlar gerçek dışıdır. Binlerce sayfalık iddianame, sahte müştekilerin soyut beyanlarının kopyalanması şeklindedir.

Hukuksuzluk: Yürütülen yargılamada yüzlerce hukuk ihlali, hatta tutanak sahteciliklerine varan anormallikler yaşanmıştır. Sadece tek bir örnek verecek olursak; yüzlerce sanığın ve avukatının tüm savunma tanıkları istisnasız olarak reddedilmiş, kapıya kadar getirilenler dahi (kanunun açık hükmüne aykırı şekilde) dinlenmemiş, tüm sanıkların ve avukatlarının delil toplatma talepleri istisnasız olarak reddedilmiştir.

Sanıkların kendileri hakkında soyut hikayelere dayalı suçlamalar yönelten müştekilerle yüzleşmesi, onlara soru yöneltmesi istisnasız olarak engellenmiştir.

Hukuksuzluk: Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılama sonucunda hükmedilen haksız ve hukuksuz hapis cezalarının tümü Bölge Adliye Mahkemesinin 1,5 yıllık titiz incelemesinden sonra bozulmuş, suçlamaların hemen hepsinden ya beraat ya da davanın düşmesi kararı verilmesi gerektiği belirlenmiş, cezaların hukuksuz olduğu tescillenmiştir.

Kumpasçı kadro hemen propaganda çalışmasına girişmiş, basındaki bazı yandaşları kanalıyla kirli bir çalışma başlatmıştır. Neticesinde beraat kararlarına imza atan heyet tenzili rütbe ile görevden aldırılmış, haklarında soruşturma ve kovuşturma başlamıştır.

Bu görüntü çerçevesinde ikinci yargılama ve sonraki istinaf / temyiz süreçleri olması gerekenin çok ötesinde bir süratle, adeta yıldırım hızıyla tamamlanmış, yüzlerce klasörden oluşan dosyanın bulunduğu çuvallar dahi açılmadan ceza kararları onanmıştır.

Çuvalların açılmadan koridorda bekletildiğine dair imzalı tutanaklar mevcuttur. Zaten istinaf ve temyiz kararları, doğrudan Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararının kopyası niteliğinde olup, tek bir cümle dahi orijinal değerlendirme eklenmemiştir.

BURADA SADECE BİRKAÇINA YER VERDİĞİMİZ BU DEV HUKUKSUZLUKLARIN HER BİRİ YAPILIRKEN, SEYHAN HANIM’IN KENDİSİNİ BEĞENDİRMEYE ÇALIŞTIĞI BAZI BASIN BUNLARI ALKIŞLAMIŞ, “OLMASI GEREKEN BU” DEMİŞ VE YARGIYA GÜVENİN NEREDEYSE SIFIRA İNDİĞİ ŞİMDİKİ DÜZENİ KENDİ ELLERİYLE İNŞA ETMİŞTİR.

HAYALİ CİNSEL SUÇ HİKAYELERİNİN ARDINDAKİ GERÇEKLER

Buraya kadar ortaya koyduğumuz hukuk ihlalleri, Adnan Oktar Davasında yaşananların yüzde birinden bile daha azını kapsamaktadır. Bunların tamamı yurt dışından gelen tarafsız gözlemcilerinhukukçularınuzman bilirkişilerinakademisyenler ve profesörlerinhukuk duayenlerinin tespitleridir ve hepsi belgelidir.

Seyhan Avşar gibi gazetecilerin sırf etkileşim elde etme, tanınma ve birilerinin gözüne girme uğruna yazıp durduğu hikayelerin alt yapısı işte bu şekilde oluşturulmuştur. hiçbir somut delile dayanmayan, tehditle, korkutmayla veya husumet hisleriyle söylettirilmiş, bilgisayar başında oluşturulup başkalarına tekrarlattırılmış hayali cinsel hikayeler sanıkların üzerine boca edilmiş, bunlara karşı kendilerini savunmalarına da fırsat verilmeden 10.000 yıllık hapis cezaları yazılmıştır.

Seyhan Hanım eğer gerçeklerin ortaya çıkmasını samimi olarak istiyorsa, öncelikle aşağıda sıraladığımız hususları sosyal medyasında halkın dikkatine sunmalı ve böylece tarihi bir adım atarak hukukun yanında yer almalıdır:

  •  Tüm senaryo güya “dini telkinle kadınların iradelerinin fesada uğratıldığı” teorisi üzerine kurulmuşsa da, bunun teknik olarak mümkün olmadığı bilimsel yöntemlerle ispatlanmıştır. Oysa Adnan Oktar Dosyası sanıklarına verilen binlerce yıllık sözde cinsel saldırı cezalarının istisnasız tamamı bu imkansız hikaye üzerine kurulmuştur.
  •  Hatta hiçbir dini inanışı olmayan, açıkça Allah’ı reddettiğini beyan eden, sanıklarla tek kelime dahi dini konu konuşmadığını kendileri beyan eden kadınlar dahi, güya “dini telkinlerle irade fesadı yoluyla” cinsel saldırıya uğramışlar gibi cezalara hükmedilmiştir.
  •  Sadece birkaç müşteki kadının resmi ifadelerine baktığımızda dahi müşteki kızların dini bir telkin altında olmadıkları çok net şekilde anlaşılmaktadır: 


HAYALİ CİNSEL SUÇ HİKAYELERİNİN ARDINDAKİ GERÇEKLER

  •  Bir an için bu kadınların derin dini inanç sahibi kimseler olduklarını düşünsek dahi, bu durumda da “dinen” diye hareket edip hiç tanımadıkları onlarca kişiyle grup seks yapmaya, anal veya oral ilişkiye girmeye razı olmaları mümkün değildir.
  •  Sadece dini konuşmalar dinleyerek iradelerinin tamamen yok olduğu iddia edilen kadınların tamamı çok iyi eğitimliüniversite mezunu ya da öğrencisiiş hayatı ve sosyal hayatı olan, sanıklarla beraber aynı evde değil ailelerinin yanında veya başka arkadaşlarıyla ikamet eden, ellerinde akıllı cep telefonutabletlaptop gibi en son teknolojik imkanları ve internet bağlantıları olan, maddi durumları yerinde, herhangi bir zeka sorunu olmayan son derece akıllı ve uyanık kişilerdir.
  •  Hatta pek çoğu bizzat kendi ifadelerinde, sanıklarla yaptıkları sohbetlerde bahsi geçen konuları eve döner dönmez internetten araştırdıklarını, sorguladıklarını, akıllarına yatmayan konuları sanıklarla tartıştıklarını beyan etmişlerdir. Oysa iddianame bu kadınların tamamını güya insanlıktan çıkmışrobota dönüşmüşhissizleşmiş makineler gibi tasvir etmeye çalışmıştır. Bu kadınların sadece kendi sosyal medyalarında paylaştıkları fotoğrafları, tek başına bu imkansız teoriyi yerle bir etmektedir.
  •  Mahkemelerde cinsel suç davalarının “olmazsa olmazı” olarak kabul edilen Adli Raporları bilinçli şekilde aldırılmamıştır. Soruşturmanın ilk aşamasında alınan çok az sayıdaki raporun tamamı sanıkların lehine neticelenince, hiçbir müşteki kadın Adli Tıp    Kurumu’na    sevk edilmemiştir.
  •  Kumpas davasının olmazsa olmazı cinsel suç iddialarının kamuoyunda sarsıcı etki uyandırması amacıyla güya kadınlara şiddet uygulandığı, tehdit edildikleri, görüntülerinin çekilerek şantaja uğradıkları, zorla özgürlüklerinden alıkonuldukları gibi senaryolar mecburen ifadelere serpiştirilmiştir.. Burada birinci amaç toplumda büyük bir öfke ve infial uyandırmak, ikincisi ise on yıllar boyunca severek, isteyerek camiada kalmış kadınlara kumpas yoluna giriş reçetesi sunmaktır. Çünkü kadınlar ancak bu şekilde, Adnan Oktar ve arkadaşlarının yanında yıllar boyunca kalmış olmalarını mazur gösterebilmektedir.
  •  Eğer şiddete uğradığı, tehdit edildiği, gizli kamera görüntüleriyle şantaj yapıldığı hikayesini kabul etmezse, o zaman uzun yıllar bu camiada kalmasını mazur gösterecek bir dayanağı da kalmamaktadır. Bu durumda ise malum netice, diğer sanıklarla beraber hapse atılmasıişlemediği suçlardan sorumlu tutulması ve yüzlerce yıllık cezalara boyun eğmesi olacaktır. Zorla şikayetçi olmaya mecbur kılınan kadınların tamamı, önlerine konulan yegane çıkış senaryosuna boyun eğmek mecburiyetinde kalmıştır. Bir kısmı ise beklediği çıkarı, zenginliği veya evliliği elde edemediği için kinlenmiş ve husumet beslemeye başlamıştır.
  •  Dosyada yer alan Whatsapp mesajlarıfotoğraflar ve telefon tapeleri gibi somut delillerin tamamı sözde mağdur kadınların tamamının kendi istekleriyle ve ısrarlarıyla sanıklarla görüştüklerini, güya kendilerine sistemli olarak yıllar boyunca tecavüz ettiği iddia edilen kişilerin yanına yıllar boyunca sevinçle geldiklerini ortaya koymuştur. Örneğin SMC. isimli sözde cinsel saldırı mağduru genç kadının, kendisine güya tecavüz eden sanığa defalarca “neden benimle cinsel ilişkiye girmiyorsun” diye (üstelik bunları olabilecek en müstehcen ve argo ifadelerle) sitemkar mesajlar gönderdiği görülmüştür. Sırf bu örnek dahi, güya dini telkin sebebiyle    robotlaşma    senaryosunu    yerle    bir    etmektedir.
  •  Müşteki kadınlarla suç isnat ettikleri sanıkların bazılarının, hayatlarında yan yana geldikleri dahi şüphelidir. Dosyaya giren HTS kayıtları ve baz çakışması tabloları, müştekilerin senaryolarını tamamen geçersiz kılmaktadır.
  •  Daha inanılmaz olanı ise, müşteki kadınların güya tecavüze uğradıklarını iddia ettiği sanıkların o tarihlerde yurt dışında olduklarını pasaport kayıtlarıyla ispatlamalarına rağmen yine de cinsel saldırı suçundan cezalandırılmış olmasıdır.
  •  Benzer şekilde, iddia edilen tarihte çok ağır ameliyat geçirmişkanser tedavisi kapsamında kemoterapi gören bir sanık bile zorla cinsel saldırı suçu işlediği iddiasıyla hapsedilmiştir.
  •  Bir başka sözde mağdur kadının ise, sözde tecavüzcüsüne onlarca müstehcen fotoğraf yollayarak cinsel ilişkiye girme talebinde bulunduğu ortaya çıkmıştır. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının ahlaki değerleri, inançları ve terbiyeleri bu fotoğrafları ve yazışmaları paylaşmaya uygun değildir. Ancak araştırmacı gazeteci Seyhan Hanım -mesleğinin bir parçası olarak- arzu ettiği takdirde haber kaynaklarını kullanarak dava dosyasından bu fotoğrafları ve yazışmaları alıp kamuoyu ile paylaşabilir.
  •  Seyhan Hanım’ın takipçilerinin ilgisini çekmek için abartılı ifadelerle bahsettiği sözde tecavüz mağduru kadınlardan bir diğeri ise, sözde tecavüzcüsü tutuklandıktan sonra cezaevinde onu ziyarete gitmişsarılarak fotoğraflar çektirmişsözde tecavüzcüsüne defalarca aşk ve özlem dolu mektuplar yazmıştır. Hiçbir kadının kendini sözde sistemli tecavüz düzeninin parçası haline getiren birine böyle bir aşk beslemeyeceği açıktır.
  •  Müşteki kadınların ifadelerinde 1000’den fazla çelişki tespit edilmiştir. Hayali hikayelerle “renklendirilmiş“ ifadeleri, hem kendilerinin farklı tarihlerde ifadeleriyle, hem de diğer müştekilerin ifadeleriyle çelişmektedir.
  •  Seyhan Avşar gibi bazı gazetecilerin kulaktan dolma dedikodu paylaşımlarında “Örgütte zorla tutulan insanların kayda alındığı ve şantaja maruz kaldığı biliniyor” dense de, bu hikayeyi somutlaştıracak tek bir saniyelik görüntü dahi mevcut değildir. İddia edilen görüntüler gerçekten var olsaydı, bugüne kadar kuşkusuz ki kamuoyu ile çoktan paylaşılacağı da gayet iyi bilinmektedir. 
  •  Zorla tutulan hiç kimse yoktur, İstanbul gibi bir yerde bunun olması da teknik olarak imkansızdır. Nitekim 11 Temmuz 2018 sabahı eş zamanlı olarak 100’den fazla ikamete şafak baskını düzenlendiği halde, tek bir “esir” bile bulunmamıştır. Hatta tek bir mekanda tek bir gayrı ahlaki duruma dahi rastlanmamıştır.

    ÇARPICI BİR HAYALİ ESARET HİKAYESİ

  • Hayali “esaret” senaryolarının en belirgin örneği Beril Koncagül (yeni ismiyle Alin İzgi Demir) isimli kadında rahatlıkla görülebilir. Beril Koncagül, polis operasyonuna kadar sürekli olarak A9 TV canlı yayınlarına katılanBebek sahiline spora gidenAVM’lerde alışverişe çıkanen lüks gece kulüplerinerestoranlara giderek eğlenen bir kadındır.

Operasyon sabahı yanına kedisini de alarak, polislerin geldiği evin arka kapısından çıkıp gitmiş, sonrasında bir akrabasının evindeyken yakalanmıştır. Emniyet ifadesinde de, Sulh Ceza Hakimliği ifadesinde de tüm suçlamaları reddetmiş, Adnan Oktar ve arkadaşlarını canı gönülden savunmuştur.

Tutuklanıp cezaevine konulduktan sonra aylar boyunca Adnan Oktar ve arkadaşlarına candan mektuplar yazmışkomik karikatürler çizip yollamıştır. Ancak ailesi bazı husumetliler tarafından tehdit edilmeye başlanmış, Beril Koncagül’e tanımadığı bir avukat ziyaretler düzenleyerek bir daha ömür boyu dışarıyı göremeyeceğitek kurtuluş yolunun iftiracılığı kabul edip önüne getirilecek senaryoları imzalaması olduğunu söylemiştir. Beril Koncagül. 2 kere Savcılığa durumunu bildirip yardım çağrısında bulunmuştur. Ancak bu çağrısı karşılıksız kalınca, Beril Koncagül aylar sonra bambaşka bir ifadeye imza atarak Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik duyulmamış hikayeler yazmış ve bu sayede    serbest    kalmayı başarmıştır.


HAYALİ ÇOCUK MAĞDUR
HUSUMETLİ MÜŞTEKİ FIRAT DEVELİOĞLU’NUN KIZI DİLARA AKTUNÇ SENARYOSU

DİLARA AKTUNÇ isimli kadın, şikayetçi olduğu tarihten tam 21 yıl öncesinde, çocukken sözde tacize uğradığını öne sürmüştür. Kendisi, Adnan Oktar Davasının bir numaralı husumetlisi olan Fırat Develioğlu’nun çocuğudur ve Fırat Develioğlu kendi kızını sırf Adnan Oktar’a olan düşmanlığında bir araç gibi kullanmıştır.

Fırat Develioğlu da bir dönem Adnan Oktar’ın arkadaşları arasında bulunmuş olmasına rağmen, 2000 yılında ayrılmış ve yurt dışında yaşamaya başlamıştır. Kendi öz çocuğuna yönelik yaşandığı iddia edilen konuyla ilgili en ufak bir girişimde bulunmamıştır. Hatta, Adnan Oktar Soruşturması kapsamında 2018 yılında defalarca İstanbul’a gelmiş, Mali Şube’de ifadesine başvurulmuş, keza mahkeme sürecinde de mahkemeye gelerek ifade vermiştir. Ancak bu ifadelerin hiçbirinde kızıyla ilgili en ufak bir taciz iddiasında dahi bulunmamış, daha ziyade ticari kayıplarını gidermenin peşine düşmüştür.

Dilara Aktunç sözde tacize uğradığı çocukluk yılları boyunca anneannesi ve dedesinin evinde yaşamıştır. Dede, İstanbul ve Ankara’da Emniyetten Sorumlu Vali Yardımcılığı ve Belediye Başkanlığı görevlerinde bulunmuş eski bir devlet adamı, anneanne ise başarılı bir çocuk doktorudur. Her ikisi de Dilara Aktunç’un yanlarında yaşadığı yıllar boyunca her şeyiyle çok yakından ilgilendiklerine, gelişim psikolojisini dikkatle takip ettiklerine, asla bir tacize uğradığına dair emare olmadığına tanıklık yapmıştır. Ancak kapısına kadar geldikleri Ağır Ceza Mahkemesi onları salona dahi almamış ve dinlememiştir. Bu tanıklıklarını el yazılı dilekçeleri ile dava dosyasına sunmuşlardır.

Dilara Aktunç’un amcası da Adnan Oktar Dosyası kapsamında tutuklanmış ve etkin pişmanlıktan yararlanarak serbest kalmış birisidir. Ne etkin pişmanlık ifadelerinde, ne de mahkeme ifadesinde Dilara Aktunç’un tacize uğradığına dair tek bir kelime etmemiştir.

Seyhan Avşar Hanım eğer samimiyetle gerçekleri açığa çıkarmak istiyorsa aşağıdaki soruları Fırat Develioğlu’na sorarak ve cevaplarını kamuoyu ile paylaşarak işe başlayabilir:

  •  Kendi öz kızını sırf müvekkil Adnan Oktar’ı zararlandırmak için çocuk yaşta tecavüz iftirasında malzeme olarak kullanmayı nasıl bir baba kendine yakıştırabilir?
  •  Kızı, Adnan Oktar dosyasında çocuk yaşta tecavüze uğradığı iddiasında bulunan Fırat Develioğlu katıldığı yüzlerce yayının birinde bile kızının sözde mağduriyetini neden gündem yapmamıştır? Kızının «haklarını» neden savunmamıştır? Aslında hiçbir zaman böyle bir taciz ve istismar yaşanmadığını çok iyi bildiği için gündeme getirme ihtiyacı hissetmediği açık değil midir?
  •  Katıldığı mahkemede de sadece ticari faaliyetleri bozulduğu için şikayetçi olduğunu söyleyen Fırat Develioğlu, kızının sözde taciz iddiasıyla ilgili neden şikayetçi olmamıştır? Defalarca televizyonlarda, gazetelerde müvekkil Adnan Oktar'ın kaç suçtan ceza aldığını vurgularken bir kere bile kızına karşı sözde işlenen suçu saymak aklına neden hiç gelmemiştir?
  •  Hangi taciz ve istismar mağduru bir kadın kızı Dilara Aktunç gibi mahkemedeki ifadesi sırasında sanık avukatlarına dönüp, ‘Yok mu popo elleme sorusu’ diyecek bir rahatlık gösterebilir?

Cevap açıktır: KIZI GERÇEKTEN TECAVÜZE VEYA TACİZE UĞRAMIŞ HİÇBİR BABA FIRAT DEVELİOĞLU GİBİ DAVRANAMAZ. Kızı gerçekten çocuk yaşta tecavüze uğramış hiçbir baba hiçbir koşul altında hiçbir konuyu kızının yaşadığı dehşetten daha önemli göremez ve bu konuda Fırat Develioğlu gibi soğukkanlılıkla sessiz kalamaz.

HAYALİ ÇOCUK MAĞDUR
SERRA MOHAMMADVALIPOUR SENARYOSU 

Serra MohammadValipour yurtdışında ikamet eden, Türkiye’ye sadece tatillerde ailesiyle birlikte çok kısa süreli uğrayan bir kişidir. 2013 yılında, Adnan Oktar’ın canlı yayınlara katıldığı stüdyoya ziyarete gelen binlerce misafir gibi Serra da annesinin refakatinde 10 dakikalık ayak üstü bir tanışmadan sonra stüdyodan ayrılmıştır.

İstismar iftirasının tek sözde delili ise bu 10 dakikalık görüşme sırasında müvekkil Adnan Oktar’ın Serra ve annesiyle birlikte çektirmiş olduğu bir hatıra fotoğrafıdır. Fotoğraftan Serra’nın annesi silinerek basına servis edilmiş ve bir kamuoyu algısı oluşturulmak istenmiştir. KANAATİMİZCE SEYHAN HANIM, AŞAĞIDA DETAYLARIYLA ANLATTIĞIMIZ ÜZERE EN KÖTÜSÜNDEN BİR KURGU VE YALAN OLDUĞU AÇIKÇA GÖRÜLEN BU SENARYOYA İNANMAYI KENDİSİNE

YAKIŞTIRMAMALIDIR. Boş yere arif milletimizi de inandırmaya çalışmamalıdır. Bu yönde yapılan her çalışma halkımızın müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının masum olduğuna bir kez daha kanaat getirmesine sebep olmaktadır.

2018 yılına kadar hiçbir şikayeti olmayan, hatta Adnan Oktar’ın arkadaşlarına mesajlar yazarak müvekkili tekrar ziyarete gelmek istediğini ısrarla belirten Serrane yazık ki kumpas kuran ekibin eline düşmüştür.

Husumetli bir müşteki tarafından 10.04.2018 tarihinde 326730 ve 239765 sicil numaralı Mali Şube memurlarına sunulan fişleme dosyasında, Serra ilgili bir sayfa yer almaktadır. Bu sayfada Serra hakkında “Kızı istediğimiz zaman Türkiye’ye getirebiliriz” bilgisi yer almaktadır. Bu tarihte Serra henüz reşit değildir ve yasal velisinin de buna izni bulunmamaktadır.

2018’e geldiğimizde Serra kumpasçılar tarafından bulunup çıkar karşılığı ikna edilmiş ve özel bir çalışma sonucunda gerçek dışı hikayeler anlatması sağlanmıştır.

11.07.2018 tarihinde düzenlenen polis operasyonundan hemen bir gün sonra, yasal velisinden habersiz bir biçimde yurtdışından Türkiye’ye getirilmiştir. İfade vermeye iki husumetli müşteki eşliğinde götürülmüştür. İfade bitiminde tutanakta hazirun olarak husumetli müşteki imzası vardır ve küçük yaştaki Serra başka bir husumetli müştekiye teslim edilmiştir. Daha sonra da –emniyet kayıtlarında açıkça görüldüğü üzere- yanında velisi olmadan ailesinin bilgisi dışında Kazakistan’a götürülmüştür. 18 yaşından küçük olduğu dönemde bu kızın Kazakistan’da yaşayan Fırat Develioğlu’nun evine yerleştirildiği Adnan Oktar Davası dosyasının evrakları arasında belgeli olarak yer almaktadır. Seyhan Avşar Hanım küçük kız çocuklarının korunması için yapacağı gazetecilik çalışmalarını bu konuları araştırarak başlayabilir.

Serra, İstanbul’da tutulduğu esnada kumpasçıların evine yerleştirilmiş, tüm masrafları karşılanmıştır. Hatta 18 yaşından küçük bir genç kız olarak, bu süreçte alkol içilen yat gezilerine çıkarılmış, kendisinden 20 yaş büyük müşteki Uğur Şahin’le birlikte fotoğrafları basına yansımıştır. Yanında ailesi olmayan 18 yaşından küçük bir kızın yanında müşteki Uğur Şahin’in yarı çıplak halde ne işi olduğu da Seyhan Avşar tarafından araştırılması gereken önemli hususlardan biridir. Gerçek    araştırmacı    gazetecilik    başarısı    bu    olacaktır. 18 yaşından küçük olan Serra ifade verdikten sonra husumetli müştekilere teslim edilmiş ve Özkan Deniz (Mamati) 18 yaşından küçük kızı evinde tutmuştur. Fotoğraflar bu döneme aittir. 




 

Seyhan Hanım’ın asıl araştırması ve Devletimizin kurumlarının dikkatine sunması gereken husus, 18 yaşından küçük bir genç kızın ailesinden kimse  yanında olmadan içkili eğlencelerin düzenlendiği bir yat gezisinde kendinden  20 yaş büyük yarı çıplak adamların arasında ne aradığı, kimin yanında kimler  tarafından tutulduğu olmalıdır. Bir genç kızın velayet i olan annesinden gizlice  Kazakistan gibi bir ülkeye neden ve hangi koşullarda götürüldüğü, neden  dosyanın başlangıcından bu yana orada tutulduğu da Seyhan Hanım’ın  araştırmacı gazeteciliğinin ilgi alanına girmelidir.

Serra’nın ifadelerinde çok aleni yalanlar bulunmaktadır. Bunlar somut delillerle ispat edildiği halde Serra’nın tüm beyanlarına mahkemede “samimi ifadeler” değerlendirmesi yapılmış ve sırf bu beyanlar üzerinden Adnan Oktar’a ceza verilmiştir. Bu konuda sayfalar dolusu örnek bulunmakla birlikte, tek birini ortaya koymamızın yeterli olacağını düşünüyoruz.

Serra 08.09.2020 tarihli mahkeme ifadesinde “2015 yılında ben yine Adnan Oktar’a gittim. Annem beni yine Adnan Oktar’a götürdü” demiştir. Oysa Serra’nın ülkeye giriş çıkış kayıtlarını gösteren resmi belgede 2014 – 2017 yılları arasında Türkiye’ye hiç gelmediği açıkça görülmektedir.

Serra’nın büyük rahatlıkla yalan söyleyebilen, psikolojik rahatsızlıkları olan bir karakter olduğuna dair annesi3 kuzeniüvey babasıdayısıyengesi ve yakın komşuları tarafından verilmiş sayfalar dolusu yazılı beyanlar mevcuttur. Seyhan Hanım arzu ettiği takdirde İstanbul 30 Ağır Ceza Mahkemesi 2019/313 E sayılı dosyanın evrakları arasında bu mektupları kendi gözleriyle okuyabilir.

Serra ifadesinde, güya maruz kaldığı cinsel taciz hakkında üvey babası Sadık Taşdemir’in bilgi sahibi olduğunu beyan etmiştir. Ancak Sadık Taşdemir dosyaya sunduğu dilekçesinde Serra’yı kesin bir dille yalanlamıştır.

Sadık Taşdemir mahkeme kapısına kadar getirilerek ifade için hazır edilmiş ancak Mahkeme Heyeti hukuka aykırı şekilde savunma tanığını dinlememiş ve beyanlarını da yok saymıştır.

Uzman bilirkişi ve sosyal çalışmacı profesörler tarafından Serra’nın suç isnadı bakımından hazırlanan bilimsel mütalaada, detaylı incelemeler ve değerlendirmeler ardından şu sonuca ulaşılmıştır:

 “…eksik ve çelişkili durumların varlığı ile gerçek bir cinsel istismar vakasında gözlemlenebilecek en temel belirtilerin bile somut olayda görülmemesi nedeniyle somut olayda cinsel istismarın sübutundan bahsetmenin mümkün olmadığı kanaatindeyim.”

Netice olarak, Serra’nın alenen yalan ifade verdiği, husumetli müştekilerle işbirliği içerisinde olduğu, senaryonun bir kumpas olarak özel planlandığı somut delillerle ortaya konmuş olduğu halde, yakın akrabaları tarafından verilen beyanlar, uzman bilirkişilerden alınan bilimsel mütalaalar görmezden gelinerek müvekkil Adnan Oktar’a cezaya hükmedilmiştir.

Burada çok özet şekilde bahsettiğimiz tüm somut savunma delilleri kovuşturmanın hiçbir aşamasında tartışılmamış, gerekçeli kararda bu delillere neden itibar edilmediği de belirtilmemiştir. Yargıtay’ın onama kararında da tüm bu sarih savunma delilleri yok sayılmış, bunlara dair tek bir cümle dahi sarf edilmemiştir.

Bu şekilde kurulmuş bir ceza hükmünün hukuka uygunluğundan bahsetmek, olanaksızdır.

Araştırmacı gazetecilik konusunda başarılı olmak isteyen Seyhan Hanım’ın araştırıp aydınlatması gereken bir diğer önemli husus da dosyanın husumetli müştekileri Özkan Deniz (Mamati) ve Uğur Şahin’in ”10-15 kıza cinsel saldırıda bulunduklarını”, güya “grup seks partilerine katıldıklarını”, sözde “Adnan Oktar’a kız getirdiklerini” ve 10’larca kadını sözde “cinsel istismar sistemine dahil ettiklerini” ifadelerinde tüm detaylarıyla anlattıkları halde ne emniyette, ne savcılıkta, ne mahkemede bu konuda neden kendilerine tek bir soru bile sorulmadığı ve bu konularda yargılama yapılmaya bile gerek görülmediğidir.

Dava dosyasında çok sayıda örneği olan bu beyanlardan bazılarına örnek vermek gerekirse;

UĞUR ŞAHİN: “…Yıllarca Adnan Oktar’ın emriyle CEMAAT İÇİN GÜZEL KIZLARA TANIŞIP ÖNCE KARDEŞLERE SUNUP DAHA SONRA  ADNAN  OKTAR'A  SUNMAK  ÜZERE  KIZ  GETİRDİM.” (13.11.2017 tarihli Mali Şube ifadesi)

ÖZKAN MAMATİ: “… sanık, … sanık, … sanık, … müşteki, BUNLARI YİNE BU ÖRGÜTÜN TEKNİKLERİYLE … TURNİKE SOKMAK, … TURNİKEYE TEŞVİK ETMEK, …'I TURNİKEYE SOKMADAN ÖRGÜTE KAZANDIRDIM. Bu 2000- 2003 yılları arasında oldu. …'ı DA 2007 YILINDA DİREKT ADNAN OKTAR’LA TANIŞTIRARAK… KIZ KARDEŞLER GRUBUNA DAHİL EDİP ÖRGÜTE KAZANDIRDIM. AMA DİĞER … VE … DA TURNİKE İSİMLİ SİSTEME DAHİL EDİP … KİŞİ SAYISINCA 10, BELKİ 15, 10, BU ŞEKİLDE CİNSEL    İLİŞKİYE    SOKARAK    ÖRGÜTE    DAHİL ETTİM.”

UĞUR  ŞAHİN:  “…İSMİNİ  BİLE  BİLMEDİĞİM  BİRÇOK  KIZLA  GRUP  SEKS ORTAMLARINDA BULUNDUM. Bana bu işlerde kullanmam için marka kıyafetler, o dönem EMİN KOÇ' a ait olan ROLEX saat, AUDİ marka bir araba verildi. BEN DE KENDİ BAŞIMA CEMAATE GETİRMEK İÇİN KIZ BULMAYA BAŞLADIM… BU SÜREÇTE KENDİ KENDİME BİRKAÇ KIZ GETİRDİM.” (03.01.2018 tarihli Mali Şube İfadesi) 

UĞUR ŞAHİN: “… cemaat şirketlerinden birine aldırdığı Porsche marka bir jeepi benim kullanımıma verdi. Ataşehir'de Uphill Court sitesinde B blok'ta yine benim kullanmam için bir ev kiralandı. Hem ticaret yapıyor HEM DE BU EV VE ARABAYI KULLANARAK CEMAATE YENİ GENÇ KIZLAR GETİRİYORDUM. YİNE CEMAATE YENİ KIZLAR GETİRMEYE BAŞLADIM. …KIZ İŞLERİNDE, GRUP SEKSLERDE YARDIMCI OLDUM. BEN DE GETİRDİĞİM KIZLARI …İLE İLİŞKİYE SOKUYORDUM. SONRA KIZLARI …DEVREDİYORDUM.

Böylesine ciddi isnatların araştırılması gerektiği açıktır. Bu kadınlar kimlerdir, eylemler nerede gerçekleşmiştir, kimler ne şekilde mağdur edilmiştir mutlaka soruşturulmalıdır. Ama tek bir yetkili makam dahi buna gerek görmemiştir.

ÖZKAN DENİZ (MAMATİ) VE UĞUR ŞAHİN İFADELERİNDE SUÇ İŞLEDİKLERİNİ KABUL ETTİKLERİ, “BİZ YAPTIK” DEDİKLERİ HALDE SORGULANMADAN BERAAT EDERKEN, AYNI İDDİALARLA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARI İSE DOĞRUYU SÖYLEYİP “BİZ ASLA YAPMADIK”, “HİÇBİR KADINI MAĞDUR ETMEDİK” DEDİKLERİ HALDE 360 DEFA MÜEBBET ANLAMINA GELEN 8656 YIL CEZA ALMIŞLARDIR. TÜM TÜRKİYE DE DOSYANIN BOMBOŞ OLDUĞUNU SON DERECE İYİ BİLMEKTEDİR. SEYHAN HANIM BU HUKUK GARABETİNİ ARAŞTIRMAYA BAŞLADIĞINDA  İNANIYORUZ  Kİ BİRÇOK    KARANLIK    NOKTAYI AYDINLATACAKTIR.

SONUÇ OLARAK

Gazeteci Seyhan Avşar yukarıdaki sayfalarda bahsettiğimiz paylaşımında kendisine hiç yakışmayan sıradan, mantıksız ve çürük söylemlerle Epstein Dosyası ile Adnan Oktar Dosyasını benzeştirmeye çalışmıştır.

Yukarıda ortaya koyduğumuz en basit, en temel birkaç savunma delili dahi, ortada hiçbir benzerlik olmadığını, Adnan Oktar ve arkadaşlarına haksız ve hukuksuz bir uygulama yapıldığını göstermektedir.

İşin doğrusu, Seyhan Avşar gibi gazeteciler de bu durumun farkında olmalarına rağmen -kendisini tenzih ederiz- ne yazık ki bazıları çıkar beklentileri, bazıları ise isim yapma, ses getirme gibi saiklerle bu yollara tevessül etmektedir.

Şu an tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Epstein Dosyası çok günceldir ve halkın dikkatini çekmektedir. Sırf bu güncellikten istifade etmek amacıyla, yüzlerce gazeteci ve binlerce sosyal medya hesabı arasında kendini göstermek, sansasyonelmiş gibi düşünülecek bir çıkışla aradan sıyrılmak çabası Seyhan Avşar’a yakışmamaktadır.

Seyhan Avşar veya herhangi bir gazeteci, yayıncı ya da yapımcı için, önündeki konuyu her yönüyle araştırıp, bulguları inceleyip taraflara eşit mesafede durup, hiçbir yönlendirmeye açık olmadan yorumda bulunması esas olmalıdır.

Ancak bir konuyu, hele ki çocuk istismarı gibi toplumumuzun çok hassas olduğu bir konuyu, sırf biraz daha etkileşim elde etmek adına gerçek dışı yorumlarlasansasyon oluşturma malzemesi yapmak, haksız yere hapis yattıkları için cevap hakkı kullanma imkanı dahi olmayan insanları hedef göstermek hiçbir şekilde vicdana ve ahlaka uygun değildir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 15.02.2026

Daha yeni Daha eski