Adnan Oktar’dan Duyurudur

Son dönemde basında, 6 Şubat deprem felaketinin 3. Yıldönümü nedeniyle gündeme gelen bazı haberlerde, bir kısım gazetecilerin, 3 yıldır konteynerlerde yaşamakta olan depremzedelere eleştiri getirdikleri ve bu kişilerin para harcama reflekslerinin kaybolduğuna dair izahlar yaptıkları dikkatleri çekmiştir.

Özellikle sosyal medyada halkımız tarafından ciddi şekilde tepki çeken bu üslup, zaten halen oldukça derin olan deprem yarasını, depremzedeler nezdinde daha da derinleştirmiştir.

Bu izahları yapan veya bu görüşte olan bazı gazetecilere aslında çok bilinen bir gerçeği tekrar hatırlatalım. Yüzyılın en büyük depremi, tarihin ise en büyük depremlerinden biri olarak kayıtlara geçen 6 Şubat depremi, sadece canların yitirildiği bir afet değil, SAHİP OLUNAN HER ŞEYİN YİTİRİLDİĞİ bir depremdi. İnsanlar, sadece canlarını değil, aynı zamanda, evlerini, işyerlerini, arabalarını, kıymetli eşyalarını, ziynetlerini, paralarını, birikimlerini, kısacası MALVARLIKLARININ TÜMÜNÜ ENKAZIN ALTINDA BIRAKTILARBaşlarını sokacak bir evleri, çalışacak bir işleri kalmamıştı. Bu insanların bir kısmı esnaftı. Kendi dükkanlarını, mağazalarını, ekmek kapılarını da yitirmişlerdi. Düne kadar konforlu bir yaşamları varken, dakikalar içinde bir battaniyeye muhtaç hale geldiler.

Bunlar aslında bilinen gerçekler. Ancak bazı insanlar, ne acıdır ki, böyle durumlarla hiçbir zaman empati kuramıyorlar. Sıcak, konforlu evlerinde, kahvelerini yudumlarken, rahat koltuklarında sevdikleri dizileri izlerken, BÖYLE BİR ŞEYİN BAŞLARINA ASLA GELMEYECEĞİNDEN EMİN GİBİLER. "Felaketler hep, başkalarının başına gelir" inancındalar. Tüm olaylara dışarıdan bakmayı, hatta eleştiriler yönelterek üstünlüklerini vurgulamayı tercih ediyorlar.

Müvekkil, elbette hiç kimsenin böyle elim bir felaket yaşamasını asla istemez ve elbette her birimizin duası, bir daha böyle felaketlerin milletçe başımıza gelmemesidir.

Ancak müvekkile göre bu zihniyet, tehlikeli, bir o kadar da kasvetli bir zihniyettir. Sevgisizliğin, insanlara üst perdeden bakmanın korkunç bir sonucudur. Bu, ne yazık ki, günümüzde bir kısım gazetecilere hakim olmuş olan sakıncalı bir ahlak biçimidir.

Ayrıca bazı şeyler hakkında çok da emin olunmamalıdır; FELAKETLER HER ZAMAN BAŞKALARININ BAŞINA GELMEZ.

Müvekkile göre, bu tip bir müstağniyet içinde yaşayan gazeteci ahlakı tipiktir. Elbette her gazeteci bu şekilde değildir; ülkemizde, sayıları az da olsa, ahlaki değerlerini koruyan, insani ve adil yönlerini yüksek tutan gazeteciler elbette bulunmaktadır. Ancak yukarıda tarifini yaptığımız sevgisiz ve duyarsız ahlak biçimi, bir kısım gazetecilerin meslek etiğini bir nevi satışa çıkarmış olmalarından dolayı yaygınlaşmış durumdadır.

Bir konteynerde yaşamak sanki çok konforlu bir şeymiş gibi, bu insanlar sanki daha önce odaları, salonu, perdeleri, halıları olan rahat evlerinde oturmuyorlarmış veya hayatlarını kazanmıyorlarmış gibi, "orada rahat ettiler, tembelliğe alıştılar" diye bir söylemle ortaya çıkmak, akıl almaz bir gaddarlık ve nobranlık örneğidir.

Hatta geçtiğimiz günlerde, Malatya'daki bir konteyner kentte, orada yaşayanları zorla tahliye edebilmek için elektriklerin kasıtlı olarak kesilmesi, üstelik bunun kış şartlarında yapılması, gaddarlığın daha da üst boyutudur.

"Kendilerini aciz hale getirip devlete yük oluyorlar" mantığı, alabildiğine zalimane bir mantık olmasının yanında, bunu dile getiren gazeteciler için artık kanıksanmış gibidir. Genellikle bu kişilerin eleştiri konusu, zayıf konumda olan insanlardır. Sanki Türkiye'de her şey dört dörtlükmüş gibi, deprem bölgesinde ÇALIŞAMAYAN, ÇALIŞACAK ŞARTLARDA OLAMAYAN, YILLARDIR BU ZOR ŞARTLARDA YAŞAMAYA ÇALIŞAN insanları hedef almaktadırlarDeprem bölgesinin halen zor şartlar içinde olduğunu, çalışmak için ortamın dahi tam anlamıyla oluşturulamadığını, dolayısıyla bu insanların çalışacak ortamı bulmalarının olağanüstü zor olduğunu da fark edemeyecek kadar şartlardan uzaktırlar.

Depremzedeler, o şartlar altında iş bulsalar, tüm imkanlarını seferber ederek çalışsalar, bu gazetecilerin 1 aylık maaşını dahi 1 yılda çıkaramazlar. Zaten bunu bilmenin getirdiği enaniyet ve egoistlik, bu zavallı konumdaki insanlara karşı kendini üstün gösterme arzusu, o şartlara ve o şartlardaki insanlara tepeden bakma içgüdüsü, maalesef bahsini ettiğimiz gazeteci ahlakında yaygınlaşmış durumdadır.

Gazetecilik mesleğinin, olması gereken ahlak ve etik düzeyine geri dönmesi gerekmektedir. Bu konuda çaba harcayan gazeteciler olduğu gibi, gazetecilik mesleğini maalesef böylesine kötüye kullanan kişilerin de olması esef vericidir. Bu tutumun bir an önce değişmesi ve özellikle gazetecilik mesleği çerçevesinde sevgi dolu bir üslubun hakim olması temennimizdir.

Bu vesile ile deprem şehitlerimize tekrar rahmet diliyoruz.13.02.2026

Daha yeni Daha eski