Şunu ifade etmek gerekir ki, müvekkil Adnan Oktar Burçak Bozkuş hanımın modern, neşeli, dışa dönük kişiliğini beğenmekte, başarılı ve saygın bir gazetecilik anlayışına sahip olduğuna inanmaktadır. Başak Hanım’ın güzellik, estetik ve kaliteden zevk aldığı da anlaşılmaktadır. Bu güzel vasıflara sahip bir hanımın programında gerçek dışı bilgilere yer verilmesine seyirci kalması ise kanaatimizce kendisine yakışmamıştır. Burçak Hanım’ın Adnan Oktar Davası dosyasına vakıf olmadığı ve
- Dosyanın nasıl büyük yalanlar üzerine kurulu olduğunu,
- Bu yalanların yargılama boyunca tek tek çürütüldüğünü
- Türkiye’nin en önde gelen hukukçularının, hakimleri ve savcıları yetiştiren ceza hukuku profesörlerinin bu dosyada kanunen bir suç olmadığını söylediklerini,
- Adnan Oktar Davasının baştan sona bir kumpas davası olduğunu bilmediği görülmektedir.
Gazetecilik mesleğinde somut delillere dayalı olarak haber yapmanın ne büyük önem arz ettiği kuşkusuz herkesin bildiği bir gerçektir. Bir iddiayı dile getirenlere söz vermeden önce mümkünse iddianın muhataplarından bilgi almanın ya da en azından gerçeklere ışık tutacak delilleri incelemenin, yani detaylı bir araştırma ve analiz sonrasında elde edilen bilgilerin kamuoyunu yanıltmayacak şekilde sunulmasının gerektiği çok açıktır.
Sayın Burçak Bozkuş’un, Adnan Oktar Davası dosyasının savunma delillerinin yaklaşık 800 klasör olması sebebiyle hepsini okuyacak zaman bulamamasını da müvekkil Adnan Oktar anlayışla karşılamaktadır. Ancak en azından dosyayı yakında bilen hukukçuların görüşlerini alabilir, müvekkilin avukatlarıyla temasa geçerek dosya hakkında kendisini bilgilendirmelerini isteyebilir, hatta bakanlıktan gerekli izni alıp -yol masrafları müvekkil tarafından karşılanacak şekilde- müvekkil Adnan Oktar’ı cezaevinde ziyaret ederek bizzat konunun doğrudan muhatabından gerçekleri öğrenebilirdi. Yine de kendisinin iyi niyetine ve meslek ilkelerine duyduğu saygıya güvenerek, programında yayınladığı gerçek dışı bilgilerin doğruları aşağıda incelemesine sunulmuştur.
Kanunların gereği olan, adil ve hakkaniyetli olan tutum Burçak Hanım’ın bu açıklamalara programında yer vermesidir. Müvekkil, bazı gazeteci ya da programcıların müvekkilden bahsederek ünlü olmak, reyting almak ya da bir şekilde maddi menfaat elde etme çabalarının Burçak Hanım’da olmadığı kanaatindedir. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, hukuksuzluğu, sansasyonel yalanlar üzerine haberler yapmayı, linç kültürünü bilerek veya bilmeyerek teşvik edenler de bir gün destekledikleri o sistemin mağduru olabilmektedir. Özellikle son dönemde yaşananlar, müvekkil ve arkadaşlarının bu konuda yaptıkları hatırlatmaların son derece haklı olduğunu göstermesi bakımından da bir hayli dikkat çekici olmuştur.
Müvekkilin konuyla ilgili görüş ve düşünceleri şu şekildedir:
Öncelikle, müvekkil Adnan Oktar’ın 2018 tarihindeki operasyondan bu yana maruz kaldığı tüm hukuksuzluklar ve haksızlıkların Allah’ın takdir ettiği kaderle ve sayısız hayır ve hikmetle yaratıldığına inanmaktadır. 04.02.2026 tarihinde İstanbul Anadolu 71 Asliye Ceza Mahkemesi’nde vermiş olduğu ifadesinde bu konuda şunları söylemiştir:
Hz. İbrahim tutuklandığında asla tedirgin olmadı. Onu zamanın Deccali tutuklatmıştı, asla tedirgin olmadı. Ve Allah Hz. İbrahim’i “Halilim” (Halîlullah: Allah’ın dostu) diye seviyor. Hapiste kaldığı için, o çilelere çok güzel sabrettiği için “Halilim” dedi Allah.
Hz. Yusuf’u mesela Allah çok seviyordu. Müebbet verdiler Hz. Yusuf’a. O zamanın zengin kadınları o devrin sosyetesi, o devrin siyasilere etkili olan kadınların çocukları, kadınları, genç kızlar; bunlar Hz. Yusuf’un karşısına dizildiler. Hz. Yusuf’u tahrik etmeye çalıştılar çıplak olarak. Hz. Yusuf Allah’ın izniyle iffetli olduğu için bu oyuna gelmedi. Çok kalabalık sayıda bu kadınlar Hz. Yusuf’a iftira attılar, “Bu adam tecavüz etti” dediler ve Hz. Yusuf bu iftira sonucunda müebbet hapisle hapse gönderildi. Hz. Yusuf asla etkilenmedi, cezaevindekiler de onu çok sevdiler.
Bütün oyunlar bozulmuş olarak yaratılır. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlar bir tuzak kurdular, Ben de bir tuzak kurdum” diyor Allah. Şu an Allah’ın kurduğu tuzağa düştüler. Ben tutuklanmasaydım, Mehdiyetin en önemli delili yok olmuş olacaktı, şu an kendi elleriyle Mehdiyetin en büyük delilini oluşturmuş oldular.
Benim dünyadan hiçbir isteğim yok. Yani hiçbir talebim de yok. Hapis olması da benim için çok büyük bir şereftir. Hazreti İbrahim’in, Hazreti Yusuf’un sünneti meydana geldi. Eğer bunlar olmasaydı ben tedirgin olurdum. Acaba bir hatam mı var bir yanlışım mı vardı diye. Arkadaşlarımı da Allah cezaevinde olgunlaştırıyor….
Allah’ın vahyi, ilhamı ile yapıldı bize yapılan operasyon. Eğer böyle bir şey olmasaydı Mehdiyet de olmazdı, İslam da hakim olmazdı, benim de Mehdi talebesi olmam mümkün olmazdı. Yani kaderin sevki ile yapıyorlar. Onlar kendince bambaşka bir niyetle yapıyor olabilirler bazıları ama Allah onları yönlendiriyor; kafesteki böyle maymun gibiler, onların hiçbir gücü yok… Mesela beni aldılar Hazreti İbrahim’in on yıl hapis yattığı cezaevinin kalıntılarının üzerine kurulmuş yere getirdiler. Bunu bilerek yapmıyorlar. Bütün güç Allah’ın elinde…
Yayın içinde yer verilen dayanaksız iddialara gelecek olursak;
1. TUZAĞA DÜŞÜRÜLEN DEĞİL, DÜNYASI VE AHİRETİ KURTULAN İNSANLAR VARDIR
Yayında yer verilen, ‘Eğitimli zengin ailelerin genç kızlarını oğullarını tuzağa düşüren binlerce insanın hayatını alt üst eden ….” ifadesi en az 40 yıllık, köhnemiş bir ifadedir. 1980’lerde bir slogan haline getirilen bu ifadenin 40-45 yıl sonra hala aynı şekilde kullanılması hem komik hem de sadece “karalamak amacıyla bir şeyler yazalım da ne olduğu fark etmez zihniyetinin” en bariz örneğidir. Haberin araştırılmadan ya da üzerine hiç düşünülmeden kalıplaşmış cümlelerle oluşturulduğunu göstermektedir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaş gurubu; imanın verdiği sağlık ve güzellik sebebiyle 20’li 30’lu yaşlarda gözükseler de, içinde bulunduğumuz günlerde 40’lı-50’li yaşlarını sürdüren olgun insanlardan oluşmaktadır. Çoğu iki üniversite mezunu, birkaç yabancı dil bilen, iş hayatlarında başarılı, meslek sahibi, sosyal hayatın içinde olan aklı başında, itidalli, zeki, kaliteli ve görgülü insanlardır. Teknik olarak aldatılmaları da yönlendirilmeleri de mümkün değildir. Her insan olayları kendi inancı ve beklentileri doğrultusunda değerlendirir. Maddiyatı önemli gören insan maddi bir menfaat olmadığında insanların dost olamayacağına inanır. Hayatı boyunca hiç sevmemiş ve sevilmemiş insan insanları sevginin biraraya getireceğine ihtimal vermez, bu hiç bilmediği ve yaşamadığı bir kavramdır. Bu sebeple hiç yaşamadıkları, bilmedikleri ve anlamadıkları dostluğu, arkadaşlığı, sevgiyi, vefayı “tuzağa düşmek”, “aldatılmak” gibi afaki kavramlarla yaftalayarak karalamaya çalışırlar.
Ayrıca eğitimli zengin aile vurgusu sürekli yapılırken, bu ailelere mensup insanların evlatlarının 40 yılı aşkın süredir ki bunun 7,5 yıllık döneminde de hapiste tutuldukları halde neden Adnan Oktar’ı hala büyük bir sevgiyle sevmeye devam ettiklerini ve onu yalnızlaştırma çabalarına itibar etmedikleri de geçen 40 yılı aşkın süreye rağmen bu tip iddiaları ortaya atanlar tarafından hiçbir zaman açıklanamamıştır.
2. FURKAN SEZER MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARINA OPERASYON DÜZENLEDİKTEN SONRA GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILMIŞTIR
Eski polis memuru Furkan Sezer müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına düzenlenen operasyonu yöneten Mali Şube’nin eski amiridir. Bu operasyonun ardından görevinden uzaklaştırılmış ve Kilis’e gönderilmiştir. Yaptığı operasyon tarihe Cumhuriyet tarihinin en karanlık ve hukuk dışı operasyonu olarak geçmiştir. Genç kızların baskı altına alındığı, korkutma ve dayatmayla iftira atmaya zorlandığı, avukatlara dahi iftira atmaları için baskı yapıldığı, bir iki husumetli müştekinin adeta mali şube polisi gibi çalıştırıldığı, baştan sona kurgu olan operasyon neticesinde taltif beklerken görevinden uzaklaştırılması Furkan Sezer’e büyük bir iç acısı olmuştur. Bu acısını katıldığı bir çok programda da açıkça ifade etmektedir.
Program içinde görüşlerine yer verilen Furkan Sezer pek çok platformda her gün üzerine yeni yalanlar ekleyerek açıklamalarda bulunmaktadır. Polislik mesleğinden uzaklaştırıldıktan sonra kanal kanal dolaşıp müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları aleyhinde konuşmayı para kazandığı bir meslek haline getirmeye çalışan Furkan Sezer bu programda da bir dizi yalana devam etmiştir.
3. FURKAN SEZER, MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARI KARA PARA AKLAMA VE DİĞER MALİ SUÇLAMALARDAN BERAAT ETTİKLERİNİ BİLE BİLE İFTİRA ATMAYA DEVAM ETMEKTEDİR
Furkan Sezer’in: ‘Cinsel istismar var, evrakta sahtecilik var, kara para aklama var.’ iddiası tamamen çürütülmüştür.
Bahsi geçen iddia mahkemeler tarafından beraatle sonuçlanmıştır ve kesinleşmiştir.
DOLANDIRICILIK VE AKLAMA SUÇLARINDAN İSTANBUL ANADOLU 1 ACM BERAAT KARARI
DOLANDIRICILIK VE AKLAMA SUÇLARINDAN BERAAT KARARLARININ KESİNLEŞME ŞERHLERİ
4. FURKAN SEZER’İN İDDİALARININ AKSİNE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ASKERİ VE SİYASİ CASUSULUK SUÇLAMASINDAN DA BERAAT ETMİŞTİR
Furkan Sezer’in: ‘Uluslararası düzeyde faaliyet gösteren bir istihbarat, bir casusluk örgütü’ iddiası da yine mahkemeler tarafından çürütülmüştür.
ADNAN OKTAR DAVASI’NDA “SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK” SUÇLAMASI DA DAHİL DOSYADAKİ EN TEMEL İDDİALAR HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞTİR
“Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiası, sadece kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden ibarettir. Oysaki daha soruşturmanın en başlarında Savcılık Makamı tarafından casusluk isnadına dair Dışişleri Bakanlığı ve MİT ile yazışmalar yapılmış, HEM MİT’TEN HEM DE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GELEN CEVABİ RESMİ YAZILAR GERÇEKTE HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİ OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR. ŞÜPHELİLERİN SUÇSUZ OLDUKLARINI NET BİR BİÇİMDE ORTAYA KOYAN BU CEVABİ YAZILARA RAĞMEN SAVCILIK SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASIYLA DA DAVA AÇMIŞTIR.
MİT BAŞKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN 08.05.2019 TARİHLİ RESMİ YAZISI: “… mesaj ile aktardığı bilgilerin, AÇIKLANMASI VE ÖĞRENİLMESİ HALİNDE DEVLETİN DIŞ İLİŞKİLERİNE, MİLLİ SAVUNMASINA VE MİLLİ GÜVENLİĞİNE ZARAR VEREBİLECEK, ANAYASAL DÜZENİ VE DIŞ İLİŞKİLERİNDE TEHLİKE YARATABİLECEK NİTELİKTE OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.”
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN RESMİ 01.06.2019 TARİHLİ YAZISI: “… Kongre’de kabul edilen ve KAMUYA AÇIK BİR BELGE OLAN ‘Nihai Bildiri’de (yazışmalarda “ortak sonuç bildirgesi” olarak atıfta bulunulmaktadır) yer verilen unsurların özetlenerek aktarıldığı görülmekte, bu itibarla ANILAN YAZIŞMALARDA DEVLET SIRRI ÖZELLİĞİ TAŞIYAN BİLGİLERİN MEVCUT OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.
Diğer yandan, söz konusu dijital verilerde adı geçen şahıs hakkında Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi bağlamında sarf ettiği sözlerin “sübjektif iddia” niteliğinde olduğu değerlendirilmekte olup, “DEVLET SIRRINI İFŞA” MAHİYETİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK BİR İFADEYE RASTLANILMAMIŞTIR.”
YARGILAMA SONUCUNDA DA SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞ, BU KARAR KESİNLEŞMİŞTİR. Aşağıda İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/158 esas sayılı dosyasına ait 16.11.2022 tarihli kararın ilgili bölümü yer almaktadır:
5. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARI FURKAN SEZER’İN YALANLAR VE İFTİRAR ÜZERİNE İNŞA ETTİĞİ FETÖ SUÇLAMASINDAN DA BERAAT ETMİŞLERDİR
İstanbul 30 ACM de 2019/313 E sayılı dosyanın soruşturma safhasında;
“FETÖ Silahlı terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım etme” iddiasına yönelik olarak Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün 30.07.2018 tarih ve 58604142.66693.(63044).D2-38854 sayılı yazıları ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun yürüttüğü 2018/117729 sayılı soruşturmasına istinaden müvekkil Adnan Oktar ve 235 sanık hakkında FETÖ/PDY ile irtibatlı olup olmadığına ilişkin bilgi talep edilmiştir. GELEN RAPORDA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE 235 KİŞİNİN BİRDEN FETÖ İLE HİÇBİR BAĞININ TESPİT EDİLMEDİĞİ BELİRTİLMİŞTİR. Kanaatimizce Türkiye’de çok az camiada içinde tek bir kişinin dahi “Fetömetre” tabir edilen kriterlerin bir tanesinde bile hakkında bir şey çıkmaması pek görülmemiştir. Müvekkil ve arkadaşları hayatlarının hiçbir döneminde fetö ile ilişki içinde olmamıştır.
Bu rapora göre müvekkil Adnan Oktar ve 235 sanık hakkında;
1. BYLOCK başlığında kayda rastlanmamıştır.
2. BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.
3. KRİZ MERKEZİ VERİSİ başlığında kayda rastlanmamıştır.
4. SORUŞTURMALAR başlığında kayda rastlanmamıştır.
5. BELGE EVRAK/DERNEK başlığında kayda rastlanmamıştır.
6. ŞİRKETLERİ SORUŞTURMA başlığında kayda rastlanmamıştır.
7. ŞİRKETLERİ BANK ASYA başlığında kayda rastlanmamıştır.
8. ŞİRKETLERİ BELGE EVRAK başlığında kayda rastlanmamıştır.
9. ŞÜPHELİ ŞİRKETTE SGK KAYDI başlığında kayda rastlanmamıştır.
10. KHK İLE İHRAÇ EDİLENLER başlığında kayda rastlanmamıştır.
11. TEPE YÖNETİMLE İRTİBAT başlığında ayrıca tutanak tanzim edilmiş olup, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üst düzey yöneticisi olduğu kabul edilen 72 şahsa ait olduğu bildirilen 336 GSM numarasının 01.01.2006 – 01.01.2016 TARİHLERİ ARASINDAKİ 10 YILLIK DÖNEMİ KAPSAYAN HTS KAYITLARI KULLANILARAK YAPILAN SORGULAMA SONUCUNDA HAKKIMDA HİÇBİR KAYDA RASTLANMAMIŞTIR. Buna rağmen İddianame Savcısı iddianamesine sevk maddeleri arasında suçlamayı dahil etmiş bu defa da İstanbul 30 Ağır Ceza Mahkemsi 150’den fazla müşteki beyanı, HTS Kayıtları, tanık beyanları, telefon tapeleri vb tüm belgeler değerlendirmiş, müvekkil ve diğer sanıklar hakkında atılı isnattan beraat kararı vermiştir.
FETÖ’YE YARDIM ETMEK SUÇUNDAN İSTANBUL 30 ACM BERAAT KARARI
6. FURKAN SEZER’İN AKLA ve MANTIĞA AYKIRI CİNSEL SALDIRI İDDİALARININ YALAN OLDUĞU YÜZLERCE DELİLLE ORTAYA KONULMUŞTUR
Furkan Sezer programda, “24 saat içinde yaklaşık 30 tane erkeğin tecavüzüne uğrayan bir müştekimiz vardı. O olay benim için önemli. Unutamadığım konulardan bir tanesi” iddiasında bulunmuştur. Bu iddia tek başına Adnan Oktar Davası dosyasının nasıl mantık dışı ve hayatın olağan akışına aykırı bir kurgu üzerine kurulduğunun görülmesi açısından da ibret vericidir.
Bu iddianın sanki yaşanmış gerçek bir olay gibi dile getirilmesi ve sonrasında ise bu yaşananlardan çok etkilenmiş bir insan görüntüsü çizilmesi tamamen reyting amaçlı bir şovdan ibarettir.
DAVA DOSYASINDAKİ TACİZ, CİNSEL SALDIRI VE CİNSEL İSTİSMAR SUÇLAMALARININ TÜMÜ GERÇEK DIŞIDIR
MUAYENE RAPORLARI TECAVÜZ İSNADININ DOĞRU OLMADIĞINI İSPATLAMIŞTIR.
Furkan Sezer’in iddialarının mantıksızlığı ve gerçek dışı olduğu ise şu maddelerle özetlenebilir:
- Öncelikle 24 saat içinde 30 erkeğin tecavüzüne uğrayan bir kadında büyük bir travma olması beklenir.
Böyle bir travma:
- Kişinin beden algısını,
- Güven duygusunu,
- İnsanlara bakışını,
- İnançlarını, derinden parçalar.
Birçok insan için bu noktada “yaşamak” bile uzun süre anlamını yitirir. Ağır PTSD (Travma Sonrası Stres Bozukluğu), dissosiyasyon (kendini bedeninden kopuk hissetme), depresyon, suçluluk, utanç, öfke… hepsi çok yaygındır. Bazıları uzun süre konuşamaz bile; zihni kendini korumak için kapatır.
Ancak müştekilerin hiçbirinde benzer bir duruma rastlanmadığı gibi olayların meydana geldiği iddia edilen dönemde bile okuluna, işine giden, arkadaşlarıyla sosyal medyada gayet mutlu resimlerini paylaşan insanlar oldukları mahkeme dosyalarına yansımıştır.
- Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak tek bir sağlık raporu bile yoktur. ADLİ TIP KURUMU’NUN RAPORLARI DOSYADAKİ SANIKLARIN SUÇSUZLUĞUNU ORTAYA KOYMUŞTUR. Zira 44 müştekiden sadece 4’ü Adli Tıp Kurumu’nda hem iç beden hem ruh sağlığı muayenesine girmiştir. Bu raporlarda cinsel saldırı şüphesi oluşturabilecek hiçbir bulguya rastlanmamıştır. Cinsel suç isnadında bulunan 44 müştekinin 33’ünün hiçbir raporu bulunmamaktadır. 7 müştekinin ise ya iç beden muayenesi ya da ruh sağlığı muayenesi raporu bulunmamaktadır. Ayrıca hiçbir şikayetçi iddiasına konu tecavüz hadisesinin akabinde de herhangi bir sağlık kurumundan rapor almamıştır. Tecavüz ve taciz iddiaları sadece şikayetçilerin sözlü beyanına dayanmaktadır.
- ADNAN OKTAR DAVASI’NDA CİNSEL SALDIRI VE TACİZ SUÇLAMALARINDA BULUNAN ŞİKAYETÇİ KADINLARIN EMNİYET VE MAHKEME İFADELERİ ARASINDA YÜZLERCE ÇELİŞKİ VARDIR. İfadeleri verirken kendilerine ezberletilen hayali olayları anlatmaya çalışan şikayetçiler psikolojik faktörlerin devreye girmesiyle kendilerine öğretilen birçok detayı karıştırmışlar veya unutmuşlardır. Öyle ki nerede, kiminle, ne zaman cinsel ilişkiyle girdiğini bile hatırlamayan veya karıştıran çok sayıda şikayetçi olmuştur. Böyle bir durumun gerçek tecavüz vakalarında yaşanması mümkün değildir.
- Müvekkil Adnan Oktar’ın arkadaş grubunun maddi ve fiziksel özelliklerine dikkat edildiğinde, cinsel saldırı gibi gayri meşru yola ya da aldatma veya hile ile bir kadınla ilişki kurmak zorunda kalacak bir profile sahip olmadıkları açıkça görülmektedir. Türkiye’nin en varlıklı ailelerinin çocuklarının, fiziken ve maddi olarak son derece geniş imkanlara sahip insanların hanım arkadaş edinmeleri için bu kadar karışık ve yasa dışı bir yola başvurma ihtiyaçları yoktur. Bu bakımdan söz konusu kişilerin, tecavüz veya taciz gibi suç eylemlerine başvurmaları mantıksız ve hayatın olağan akışına aykırıdır.
7. FURKAN SEZER’İN YARGITAY HAKİMLERİNİ TÖHMET ALTINDA BIRAKAN İDDİALARI ÇOK ÇİRKİNDİR
Furkan Sezer’in; ‘…bu finans gücünü de bu yargıtaydaki onanmayı bekleyen dosyanın akamete uğratılması için sonuna kadar kullanacaklarını görürsünüz’ şeklindeki Yargıtay hakimlerini töhmet altında bırakan açıklaması olası bir hukuki karara karşı ön alma çabasıdır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1 Ceza Dairesi’nin yerel mahkemenin verdiği ceza kararını bozması ve sanıkların tahliyesine karar vermesi husumetli müştekiler ve uzantıları arasında büyük bir şoka sebep olmuştur. Hukuka, kanunlara ve içtihatlara göre değerlendirme yapıldığında Adnan Oktar Davası dosyasının bomboş olduğunu ortaya koyan bu karara karşı Furkan Sezer ve diğerlerinin verebileceği tek bir hukuki ve makul karşılık yoktur. Bu sebeple de bozma kararı veren hakimler hakkında yoğun bir karalama kampanyası başlatılmış, neticesinde 25 yıllık hakimler birkaç kişinin yaygarasıyla görevlerinden uzaklaştırılmıştır. Hatta rüşvet almakla dahi suçlanmışlar ancak açılan soruşturma takipsizlikle neticelenmiştir.
Karalama, iftira ve propaganda ile netice aldıklarını gören Furkan Sezer aynı yönetimi Yargıtay Hakimleri için de uygulamakta, hiçbir belge ve bilgiye dayanmadan, olur da Yargıtay da bozma kararı verebilir ihtimaline karşı önden karalama yapmaktadır.
Aslında asıl üzerinde durulması gereken konu, Furkan Sezer’in işbirliği içinde olduğu bazı gazetecilerin kamuoyunda algı oluşturma çabaları ve bu kişilerin aleni ve açık olarak Yargıtay, İstinaf gibi yüksek mahkemeler üzerinde dahi etkileri olduğunu öne sürmeleridir. Örneğin Nedim Şener isimli gazetecinin bir televizyon programında Adnan Oktar Davası dosyasıyla ilgili olarak Yargıtay baskı altına aldıklarını açıkça ifade etmiştir.
9 Eylül 2024 tarihinde TVNET isimli kanalda yayımlanan Net Bakış programında Nedim Şener şu konuşmayı yapmıştır:
Nedim Şener: Adnan Oktar suç örgütü hatırlıyor musun 8.000 yıl isteniyor, 8000 yıl! Ne oldu? Az daha Yargıtay’da, eğer yazıp çizmesek beraat, şey tahliye oluyorlardı! Ya yargıdan bahsediyoruz, hocam deminden dedi ya vicdan. Ama bir de ne var (cebinden cüzdanını çıkarıyor) cüzdan!
Nedim Şener bu konuşmasında bir yandan Türk yargı sisteminde, üstelik de Yargıtay gibi en üst düzey bir yüksek yargı kurumunda rüşvet ile netice alınabildiği iması yapmakta, tamamen haksız ve delilsiz şekilde Adnan Oktar Davası için Yargıtay’a rüşvet teklifi yapıldığı gibi son derece çirkin ve hiçbir delile dayanmayan bir iftirada bulunmakta ve en önemlisi, Yargıtay’dan çıkan onama kararında kendisinin de içinde olduğu bir grup gazetecinin yaptığı bir takım faaliyetlerin etkin olduğundan bahsetmektedir.
Nedim Şener bu programda yaptığı konuşmada, Adnan Oktar ve arkadaşlarının Yargıtay’ın incelediği dosyada beraat edecekleri ve tahliye olacaklarını, ancak kendisinin yaptığı “yazma çizme” faaliyeti sayesinde bu kararın çıkarılmadığını, böylece cezaların onandığını açık açık söyleme cüretinde bulunmuştur. Önceklikle şunu belirtmek gerekir ki eğer gerçekten kanunlara ve içtihatlara göre bir değerlendirme yapılmış olsa Yargıtay 1 Ceza Dairesi’nin Adnan Oktar Davası dosyasında onama kararı vermesi imkansızdır. Nedim Şener de bu gerçeğin çok iyi farkında olan biri olarak Yargıtay’ın yerel mahkemenin ceza hükmünü bozması ihtimalinin oldukça yüksek olduğunun bilincindedir. Hukukun uygulanmasının Adnan Oktar ve arkadaşlarının beraati anlamına geleceğini bildiği için de hukukun uygulanmasına engel olduklarını itiraf etmektedir.
Bununla birlikte bir gazetecinin hangi vasıfla, Yargıtay’ın inceleme yaptığı bir dosyadaki kanaatine vakıf olduğu, üstelik bu kanaatin değişmesini sağladığını sanması anlaşılabilir bir durum değildir. Nedim Şener’in aynı yayında bir yargı kararından bahsederken cebinden cüzdan çıkarıp bunu kameralara göstermesi de son derece yakışıksız ve yargı camiasını toptan töhmet altında bırakan çirkin bir ima olmuştur.
8. ADİL SERDAR SAÇAN DÖNEMİNDE ORGANİZE ŞUBE’DE PEK ÇOK FARKLI DOSYADA ONLARCA KİŞİYE SİSTEMLİ İŞKENCE YAPILDIĞI YARGI KARARIYLA İSPATLANMIŞTIR
Furkan Sezer‘in; 1999’daki polis operasyonu esnasında İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesinde yapılan işkenceyi savunması ibretlik bir durumdur. Kendisinin daha akademide olduğu bir dönemde (1999) yaşanan bir süreç için sanki o dönem sürecin tam ortasındaymış da olaylara yakından hakimmiş bir tavırla polis memurları merhum Adil Serdar Saçan ve Ahmet İhtiyaroğlu’na destek çıkması dikkat çekicidir.
İddiaya ait geçekler ise şu şeklidedir;
Adnan Oktar ve arkadaşları, 1999 yılında Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eski müdürü Adil Serdar Saçan tarafından işkenceye uğratılarak, asılsız iddialara imza atmaya zorlanmışlardır. İşkence görenlerin savcılığa şikayetleri üzerine, Adil Serdar Saçan hakkında soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma ve dava süresince, işkenceye uğrayan kişiler Çapa Tıp Fakültesi Adli Tıp Bölümü dahil birçok kurumdan adli tıp raporu alarak uğradıkları işkenceyi belgelemişlerdir. Sayın Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, bu raporlara imza atan heyetteki hekimlerden biridir.
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına uygulanan işkenceye dair raporları güya geçersiz göstermeye, Adil Serdar Saçan’ı aklamaya ve farklı sebeplerle Prof. Fincancı’yı karalamaya çalışan bazı çevreler, hiç tutmayacak bir iftirayı dillendirmektedirler. Çünkü;
- Adil Serdar Saçan’ın işkenceci olduğu bilinen ve belgeli bir gerçektir
- Dr. Fincancı, Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarındandır, çok saygın bir hekim ve insan hakları savunucusudur
- Müvekkilin arkadaşları hakkında verilen işkence raporlarında sadece Prof. Fincancı’nın değil, daha birçok branştan hekimin imzası vardır, bunlar kurul raporlarıdır
8.1. Adil Serdar Saçan döneminde sadece müvekkil ve arkadaşlarına değil, birçok kişiye işkence yapılmıştır:
90’lı yıllarda, emniyette işkenceci polislerin olduğu, Adil Serdar Saçan’ın bu kişilerin başında geldiği, emniyet binasından düşerek ölen kişilerin olduğu bilinen bir gerçektir. Google’da işkence, 1990’lar veya Adil Serdar Saçan yazarak arama yaptırmak bile bu bilinen gerçeğin delillerini gösterecektir.
Bunun yanı sıra AKP’li milletvekilleri o dönemde Adil Serdar Saçan tarafından işkence gördüklerini anlatarak kendisinden davacı olmuşlardır.
Bu kişilerin arasında Esenyurt eski belediye başkanı Sn. Necmi Kadıoğlu, Gebze eski belediye başkanı merhum Ahmet Penbegüllü, halen Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde Hukuk Müşaviri görevinde bulunan Av. Necmi Özen, AK Parti 22 ve 23. Dönem Milletvekili Sn. Avni Doğan gibi birçok isim bulunmaktadır.
Müvekkilin arkadaşlarına Adil Serdar Saçan talimatıyla uygulanan işkenceler:
Gözaltı sırasında; elektrik verme, uyutmama, zorlu fiziksel hareketler ile yorma, ıslatma, soğukta bırakma, çöp döktürme ve tuvalet temizlettirme, saç çekme, göz bağlama, hakaret ve tehdit, soyma gibi harici fiziksel iz bırakmayan işkence yöntemlerini ağırlıklı olarak kullanmışlardır. Literatürde temiz işkence olarak adlandırılan ve geride kanıt bırakmayan işkence teknikleri kullanılmıştır.
Bazı kişiler işkence odasına götürülmüş, burada testis sıkma, elektrik verme, dayak, gibi işkencelere maruz kalmışlardır.
Bu fiziksel ve psikolojik işkencelerle iradeleri yok edilerek, avukatları yok iken önlerine konan düzmece emniyet ifadelerini imzalatarak kendilerini suçlamak zorunda bırakılmışlardır.
Hatta o dönem müvekkilin arkadaş grubunda olan Barış Terkoğlu’nun kuzeni Ferhat Terkoğlu da bu işkencelere maruz kalanlar arasındadır. Barış Terkoğlu’nun babası Sn. Zeki Terkoğlu, yeğeni olan Ferhat Terkoğlu için o dönemde Adalet Bakanı olan Hikmet Sami Türk'e yapılan işkencelerle ilgili şunları yazmıştır:
"...Organize Suçlar Şubesi polis memurları yeğenimi alarak emniyete götürdüler. Burada bir hafta boyunca tuttular. Ancak orada yaşadıkları kelimelere sığmayacak kadar acı olaylar. Gözaltı sırasında işkence gören arkadaşlarının birçoğu gece yarısı ölüm korkusu ile polisler tarafından hastanelere götürülmüş."
8.2. İşkence raporları, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın kişisel raporları değildir; İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÇAPA TIP FAKÜLTESİ’NİN KURUMSAL RAPORLARIDIR.
Müvekkilin işkence gören arkadaşları, avukatlarının yönlendirmesiyle, işkenceyi belgelendirmek üzere İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ne başvurmuşlardır; görevlendirmeyi ise üniversite yapmıştır.
Raporlarda Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın imzası yanında, muayene süreçlerine dahil olan diğer akademisyen adli tıp uzmanlarının da imzaları vardır. Yani bu raporlar aynı zamanda ÇOK İMZALI KURUL RAPORLARIDIR.
Raporların tıbbi dayanağını, Çapa Tıp Fakültesi’nin diğer polikliniklerinin muayene ve teşhis raporları oluşturmaktadır. Dolayısıyla, işkence bulguları tek bir poliklinik tarafından değil, pek çok farklı poliklinik tarafından da tespit edilmiştir. Bu nedenle söz konusu işkence raporları, farklı farklı birimlerin, farklı farklı uzmanların muayene ve analizleriyle tespit edilen işkence bulgularını yansıtmaktadır.
Çapa Tıp Fakültesi’nin bu işkence raporları, ADLİ TIP KURUMU TARAFINDAN DA KABUL VE TEYİT EDİLMİŞTİR. ADLİ TIP KURUMU 4. İHTİSAS KURULU, RAPORDA BELİRTİLEN TÜM MUAYENELERİ TEKRARLAMIŞ VE FAKÜLTE RAPORLARINDAKİ BULGULARI AYNEN TEYİT ETMİŞTİR.
Çapa Tıp Fakültesi’nin işkence raporları, aynı zamanda CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ ADLİ TIP ENSTİTÜSÜ’NÜN ADLİ TIP HOCALARINCA DA TEYİT EDİLMİŞTİR.
Tüm bu raporların dava dosyasına girmesini müteakiben işkence davasına bakan mahkeme, işkence bulgusu bulunan Halil Hilmi Müftüoğlu’nu ADLİ TIP KURUMU 4. İHTİSAS KURULU’NA sevk etmiştir. KURUL, AYNI MUAYENELERİN HEPSİNİ TEK TEK YİNELEMİŞ VE TÜM BULGULARI TEYİT ETMİŞTİR.
Adli Tıp Kurumu Kanunu’na göre, üniversite raporları hukuki anlamda Adli Tıp Kurumu raporlarına eşdeğerdir. Yani aralarında Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın da bulunduğu adli tıp akademisyenlerinin imzalarını taşıyan Çapa Tıp Fakültesi’nin hazırladığı işkence raporlarının, Adli Tıp Kurumu’nun raporlarından hukuki delil gücü anlamında herhangi bir farkları yoktur.
Sonuç olarak bu işkence raporları, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya ait değildir. Bu raporlar, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ne aittir. Bunlar, şahsi raporlar değil, kurumsal üniversite raporlarıdır.
8.3. Adil Serdar Saçan ve diğer işkenceci polislerin işkence yaptıkları AİHM tarafından teyit edilmiştir:
İşkence davasının görülmekte olduğu mahkemeye tüm adli tıp raporları sunulmuş ve bu raporlar neticesinde işkence davasında SAVCI, İLGİLİ TÜM POLİSLERİN İŞKENCE SUÇUNDAN CEZALANDIRILMALARINI istemiştir. Heyetteki 3 yargıçtan biri “İŞKENCE VAR” demiş, ikisi “FENA MUAMELE VAR” demiştir.
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bu kararı bozmuş ve (aynı kişiler için farklı şikayetler üzerine açılmış farklı davalar olduğundan) tüm işkence davalarının birlikte görülmesini istemiştir. Davalar İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleşmiş (2013/260 Esas) fakat bu aşamada zamanaşımı gerçekleştiği için düşmüştür.
- Bu süreçte işkence mağduru Halil Hilmi Müftüoğlu, AİHM’ne başvurmuştur. 02.2017 tarihinde AİHM 2. Dairesi Halil Hilmi Müftüoğlu’nun, AİHS'in 3. Maddesiyle korunan "İŞKENCE YASAĞI HAKKI"NIN İHLAL EDİLDİĞİNE KARAR VEREREK HALİL HİLMİ MÜFTÜOĞLU LEHİNE 5000 EURO TAZMİNATA HÜKMETMİŞ, ADALET BAKANLIĞI DA BU TAZMİNATI ÖDEMİŞTİR.
Yani ülkemizde, zamanaşımı yoluyla bir nevi görmezden gelinmeye çalışılan söz konusu işkenceler, AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ TARAFINDAN TEYİT EDİLMİŞTİR.
Adil Serdar Saçan'ın mesleğinden olmasının sebebi, bir İŞKENCECİ olmasıdır. Bu yöntemi sadece müvekkile değil, husumetli olduğu tüm cenahlara uygulamıştır.
Yolu, 1998-2003 döneminde İstanbul Organize Suçlar Mücadele Şubesi’ne düşmüş olup da Adil Serdar Saçan ve Ahmet İhtiyaroğlu'nun işkenceleri ile tanışmamış olan neredeyse hiç kimse yoktur.
İŞKENCE BİR İNSANLIK SUÇUDUR. SIRF HUSUMET VEYA İDEOLOJİK KARŞITLIK SEBEBİYLE İŞKENCEDEN MEDET UMMAK, İŞKENCE ALTINDA ALINAN İFADELERLE BİR CAMİAYA SALDIRMAK, İŞKENCECİLERİ KORUMAK, İŞKENCEYİ BELGELEYEN BİLİM İNSANLARINA PERVASIZCA İFTİRA ATMAK, SONRA DA ADALETTEN, HAKTAN VE HUKUKTAN BAHSETMEK BAŞLI BAŞINA BİR UTANÇ KAYNAĞIDIR.
Müvekkil Adnan Oktar, ülkemizde kötü muamelenin, hukuksuzluğun, haksızlıkların ortadan kalkması, adaletin daima tecelli etmesi için, yargı paketlerinden önce, herkesin adaleti, hukuku ve hakkı sadece kendisi ve kendisi gibi düşünenler için değil HERKES için istemek gerektiğinin önemini ve aşağıdaki Kur’an ayetindeki hatırlatmaktadır:
Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)
9. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN CEZAEVİNDE HER GEÇEN GÜN DAHA DA GENÇLEŞMESİ HUSUMETLİ MÜŞTEKİLERİN EN BÜYÜK DERT OLMUŞTUR
Programın son bölümünde ise Müvekkil Adnan Oktar’ın cezaevinde çektirdiği fotoğrafları ekrana getirilmiş ve Sayın Burçak Bozkuş fotoğraflar hakkında Photoshop mu? diye sormuştur. Özkan Mamati ve Ahmet İhtiyaroğlu ise net bir kanaatle Photoshop olduğunu iddia etmişlerdir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın basına yansıyan cezaevi fotoğrafları en muhalif kesimlerin dahi hayranlıklarını ifade etmekten kendilerini alıkoyamadığı bir dinçlik, gençlik, şıklık, kalite, temizlik, duruluk, asalet ortaya koymuştur.
Asıl konunun, Özkan Mamati ve Ahmet İhtiyaroğlu’nun müvekkilin gençleştiği, dinçleştiği, dimdik ayakta olduğu gerçeğiyle yüzleşmek istememesi olduğu açıkça görülmektedir. Kendileri dışarıda olmalarına ve her türlü imkân ellerinin altında olmasına rağmen hızla yaşlanırken müvekkilin gençleşmesinin yarattığı bir şok içinde oldukları anlaşılmaktadır.
Yaklaşık 8 yıldır cezaevinde tek tutulan, hakkında 360 defa müebbet anlamına gelen 8656 yıllık ceza verilmiş olan, önce Edirne’ye oradan Erzurum’a oradan da Van’a gönderilen, ailesinden 1.500 kilometre uzakta, ülkenin en doğu sınırında, avukatlarıyla görüşlerine dahi kısıtlılık uygulanan müvekkil Adnan Oktar’ın bu dinçliğinin aklı sağlıklı bir insanda hayranlık dışında bir duygu uyandırması imkansızdır.
2018 operasyonuyla müvekkilin adeta yeniden hayat bulması, fiziki görünümünde şaşırtıcı bir şekilde zamanın ileri doğru değil geriye doğru aktığının görülmesi ve son 40 yılın toplamından binlerce kat daha çok sevilir geldiği Devletimiz tarafından da görülmekte ve bilinmektedir. Böylece 2 bin yıllık Türk Devletinin aklı ve irfanı derin devletin oyunlarını tepelerine geçirmiştir. 7 YILDIR YÜZLERCE İNSANI SEFERBER EDİP MİLYONLARCA LİRA HARCAYIP İLMEK İLMEK KURULAN KUMPAS MÜVEKKİLE HAYIR, BEREKET, GENÇLİK, SAĞLIK, GÜÇ, KUVVET, HEYBET, NEŞE OLARAK DÖNMÜŞ, MÜVEKKİLİ KENDİLERİNCE YOK ETMEYİ HEDEFLEYEN DERİN DEVLET VE UZANTILARI DA KENDİ ELLERİYLE ONU DEVLEŞTİRMİŞLERDİR.
SONUÇ OLARAK;
Son olarak şunu da ifade etmek gerekir ki, müvekkil Adnan Oktar’ın inancına göre; Allah’ın kaderinin işleyişini bilmeyenler her şeyin müminler için hayır olduğu sırrını da anlayamazlar. Her satır her harf kaderde sonsuz öncede müminlerin lehine olacak şekilde Allah tarafından yaratılmıştır. Her programı Allah yapar. Her yorumu Allah söyletir. Hepsini müminlerin lehine yapar. Bu Allah’ın müminlere has özel bir nimetidir. Kader samimi, iyi, dürüst, vicdanlı Müslümanların mutlak zaferi ve başarısıyla yaşanmış ve bitmiştir. Bu kader akışında bazı kişiler iyilikleriyle bazı kişiler de kendilerince aleyhte faaliyetleriyle Müslümanların kaderinin bir parçasıdır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz. 04.02.2026