Adnan Oktar’dan Duyurudur

Sn. Ekrem İmamoğlu'nun hukuka aykırı yöntemler ve gerekçelerle tutuklanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçmek üzere. Bu, hızlı şekilde geçen, uzun bir süre. Türkiye'de, İstanbul gibi bir metropolün Belediye Başkanı'nın, bu yöntemlerle cezaevinde bulunması ve bu süre içinde kendisine, ADNAN OKTAR DAVASI KUMPASINDA UYGULANAN BENZER YÖNTEMLERİN UYGULANMASI, ciddi bir hukuksuzluğun söz konusu olduğuna dair kanaatimizi güçlendiriyor. Elbette, son kararı yargı verecek.

Türkiye, acı bir şekilde, bir kısım MUHALİF SESLERİN veya Kuran'ın yeterliliği, Mehdiyet gibi bazı önemli gerçekleri anlatan ETKİLİ KİŞİLERİN, kumpaslarla susturulmaya çalışıldığı bir mecra oldu. Bu kişilerin cezaevlerinde uzun zaman kalmasını sağlamak, kumpasçıların önemli bir hedefi haline geldi. Çünkü gözden uzun süre uzak olanların, akıllardan da silineceği düşüncesi hakimdi. Vefa duygusu, aranır bir değer oldu.

Bu durumun tersine çevrilmesi elbette mümkün; bunun için de vefanın kararlılıkla hatırlatılması gerekiyor. Müvekkilin geçmişi, bu vefa örnekleriyle doludur.

Merhum Necmettin Erbakan'ı Yalnızlaştırma Çabaları,
Müvekkilin Çabalarıyla Başarısız Olmuştur

Benzer durum, Sayın Merhum Necmettin Erbakan için de söz konusu oldu. Erbakan Hocamız, çok başarılı bir siyasetçi iken, 28 Şubat post-modern darbe ile başbakanlık görevinden uzaklaştırılmış, ardından kendisine yönelik olarak sindirme, susturma stratejileri uygulanmıştı. Milli Görüş'ten bazı isimler dahi bu durumdan etkilenmiş ve Sayın Erbakan'ın, kendi kurduğu partinin genel başkanı olması dahi engellenmişti.

Milli Gazete'nin, Sn. Erbakan Hakkında Haber Yapmayı ve Fotoğraflarını Yayınlamayı Bırakması

Merhum Necmettin Erbakan'ı yalnızlaştırma çabalarının en dikkat çekeni, Milli Gazete'nin, artık Erbakan Hoca hakkında haber yapmayı, onun fotoğraflarını yayınlamayı bırakması olmuştu.

Öncesinde olduğu gibi o dönemde de MÜVEKKİL, SAYIN NECMETTİN ERBAKAN'I BÜYÜK BİR SEVGİ VE KARARLILIKLA DESTEKLEDİ. Sayın Erbakan Hocamıza yönelik yalnızlaştırma politikalarına hiçbir zaman razı olmadı. Erbakan Hocamızın unutulmaması, devreden çıkarılmaması için elinden geleni yaptı. Konuk olduğu A9 TV canlı yayınlarında Milli Gazete'ye yakışmayan bu vefasızlığı çok ciddi bir dille eleştirdi.


Kaynak: https://el-aziz.com/haber/8014139/adnan-oktardan-erbakana-tam-destek

Müvekkil, SAADET PARTİSİNİN BAŞINA TEKRAR ERBAKAN HOCANIN GETİRİLMESİ konusunu günlerce ve ısrarla gündem yaptı. Partinin başına başkasının düşünülemeyeceğini, Milli Görüş'ün, Erbakan Hocamızın eseri olduğunu, partiyi kendisinin kurduğunu ve partinin Erbakan Hocanın başkanlığında devam etmesi gerektiğini ısrarla belirtti. Müvekkil, o dönemde bu konuyu gündemden asla düşürmedi.

Müvekkilin, o dönemde A9 TV canlı yayınlarında yaptığı açıklamalardan bazıları şöyledir:

ADNAN OKTAR: ...Allah senden razı olsun Taha kardeş. (Taha Akyol'un Erbakan hakkında olumsuz yazısı ile ilgili) Erbakan Hocama sevgimi, muhabbetimi deliliğe çevirdi, delilik derecesinde seviyorum. Erbakan Hocamın ben tırnağı edemem, tırnağı. O benim canım, dünyada ahirette yanındayım, ayağının tozuyum ben onun inşaAllah. Şahsım adına konuşuyorum, şahsım adına. Dünyanın en mükemmel insanıdır Erbakan Hocamız ve ne diyorsa doğru. Ne diyorsa o. Ben ona göre hareket edeceğim inşaAllah. Erbakan Hocamız ne diyorsa doğrudur, her zaman destekçisiyiz. (Adnan Oktar, A9 TV, 31 temmuz 2010)

ADNAN OKTAR: ...Çok büyük hizmeti olmuştur, çok mübarek, muhterem insandırKalp ehlidir, ehl-i velayettir, mübarek bir insandır. Bak bu yaşında, daha hala Allah’ın ismini etrafa yayıyor. Daha hala cehd içinde, gayret içerisinde, dünyadan hiçbir çıkarı yoktur. Ne eziyetler gördü, ne zorluklar gördü. Taha Hocam kendince bir şeyler anlatıyor ama bizi coşturdu, bizi coşturdu. Erbakan Hocamızın kıymetini daha çok görmüş oldukErbakan Hocamız Kalp ehlidir, ehl-i velayettir, mübarek bir insandır. (Adnan Oktar, A9 TV, 31 Temmuz 2010)

ADNAN OKTAR: Bir dava adamına, koskoca dava adamına akıl almaz bir muamele yapıldı. GAZETELERDE İSMİ ÇIKMIYOR MESELA, MİLLİ GAZETE’DE, RESMİ ÇIKMIYOR. Taha Akyol’un talimatları emir gibi olmuş. Aydın Doğan’ın talimatları emir gibi olmuş ve ERBAKAN HOCAMIZ DA UNUTULMUŞ. BU BENİM ÇOK AĞRIMA GİTTİUnutmam da ben bunu yani asla unutmam. Telafi edilse de. Yani ben kindar değilim, affederim ama asla unutmam ben bunu. Hiçbir zaman için de unutmayacağım. (Adnan Oktar, A9 TV, 24 Eylül 2010)

ADNAN OKTAR: NE OLDU MİLLİ GAZETEYE? Yani ur mu çıktı, bir rahatsızlık mı var tam anlayamadım, değil mi? Bu beni rahatsız etti. Yıllarca göklere çıkarttınız benim canım Hocamı değil mi? Sevgiyle yücelttiğiniz canım Hocama, birdenbire bu tavır değişikliği ne? Sürmanşetten verirdiniz Hocamı, değil mi? Hep ondan bahsederdiniz ve biz de sevgiyle onun güzel sözlerini dinlerdik. Ne güzel şeyler anlatır, ne güzel şeyler söylerdi, ne oldu birden bire, değil mi? Aydın Doğan bir üfürdü, ortalık bambaşka bir şekle girdi. Ama Milli Gazete'ye bu üfürüğün etki ettiğine ben inanmıyorum. Herhalde bir şey var. BİZ ESKİ GÜZEL GÜNLERİNE DÖNSÜN İSTİYORUZ MİLLİ GAZETE'NİNHOCAMIZI BİZE BÖYLE COŞKUYLA ANLATSINLAR. ŞANLI TARİHİNİ ANLATSINLAR, BAŞARILARINI ANLATSINLAR, GÜZEL SOHBETLERİNİ ANLATSINLAR, ONUN NURLU YÜZÜNÜ GÖRELİM BİZ. Bütün ömrünü Allah’a vakfetti mübarek Hocamız, o bizim canımız ciğerimiz, değil mi? Milli Gazete'yi tenzih ederim de, BİRİLERİ BİZE UNUTTURMAYA ÇALIŞIYORSA, ÇOK YANLIŞ YERE GELDİLERBilakis gönlümüzde güneş gibi parladı, coşkuyla seviyoruzKILINA, TÜYÜNE ZARAR GETİREMEZLER, ONU DA SÖYLEYEYİM.

ALTUĞ BERKER: ... Milli Gazete’deki bir haberde, bir araştırma şirketinin 32 ilde yaptığı araştırmaya göre Saadet Partisi Genel Başkanlığı’na Sayın Erbakan’ın seçilmesinden sonra “Saadet Partisi’ne oy vereceğim” diyenlerin oranı yüzde 5.3’e çıkarak büyük bir yükselme göstermiş.

ADNAN OKTAR: 5.3, maşaAllah. Daha önce kaç almıştı Hocamız?

ALTUĞ BERKER: Allahualem ikilerde, üçlerdeydi Hocam.

ADNAN OKTAR: Hayır hayır iktidara gelmişti ya.

ALTUĞ BERBER: 21 diye hatırlıyorum bir tanesini.

ADNAN OKTAR: Başbakan olmuştu o zaman. Erbakan Hocamın oyu normalde yüzde 70 olması gerekiyor. En az yüzde 70, inşaAllah. Erbakan Hocam dünya tatlısı. İnşaAllah, onu Cumhurbaşkanı yapacağız, Allah’ın izniyle. Hakkıdır, Başbakan oldu, bir de Cumhurbaşkanı olsun, inşaAllah. …

ADNAN OKTAR: Ama bu konuyu onlara biz öğrettik. Hep beraber Erbakan Hocamızın üzerine geliyorlardı; topluca, ekip halinde. Hatta kendi partisi içindeki kişilerden de birçoğu, Milli Gazete’den bazı arkadaşlar, bazı internet siteleri; şu an kahraman kesilen, Erbakancı olduğunu söyleyen bazı internet siteleri de Erbakan Hocamıza var güçleriyle yüklenmişlerdi. Biz, “ne oluyor?” dediğimizde arkadaşlar darmakeşan oldular ve Erbakan Hocamız da gürül gürül, maşaAllah, partinin başına geçti. Yani o devirde Milli Gazete’de resmini göremiyorduk. O, kahraman kesilen internet sitelerinde resmini göremiyorduk hatta çıkartmışlardı. Konuşmalarını, ismini çıkartmışlardı. Ben buradan uyardıktan sonra resmini koymaya başladılar, yazılarını koymaya başladılar. (Adnan Oktar`ın 15 Aralık 2010 tarihli TV Kayseri ve Samsun Aks TV röportajından)

Bu uyarılar hemen etkisini gösterdi. Milli Gazete, yaptığı hatayı hemen telafi ederek Erbakan Hocamızı yeniden gündem yapmaya, fotoğraflarını yayınlamaya başladıErbakan Hocamız, müvekkilin ısrarlı çağrıları sorucunda Saadet Partisi başkanlığına tekrar aday oldu ve salonda duyulan coşkulu “Hocaya sadakat şerefimizdir sözlerinin eşliğinde, TEK BİR OY DAHİ KAYBETMEDEN SAADET PARTİSİNİN GENEL BAŞKANI SEÇİLDİ, 27 Şubat 2011 tarihindeki vefatına kadar da Genel Başkan olarak kaldı.


Erbakan Hocamız, 27 Şubat 2011 tarihinde tekrar Saadet Partisi Genel Başkanlığına seçilirken

Erbakan Hocamıza Vefa, Müvekkil İçin Hayati Bir Konu Olmuştur

Erbakan Hocamızın vefatının ardından, Milli Görüş'ün önde gelenlerinden bir şahıs, müvekkili evinde ziyaret etmiş ve "Partimiz başkansız kaldı, bir başkan seçmemiz gerekiyor. Ne yapalım?" şeklinde görüş sormuştu. Müvekkil kendisine kimleri düşündüklerini sormuş ve buna cevaben Numan Kurtulmuş'un ismi zikredilmişti.


Prof. Dr. Numan Kurtulmuş

Bunun üzerine müvekkil, Numan Kurtulmuş beyi yakından tanımak istedi ve kendisini evinde misafir etti. Müvekkilin tariflerine göre, Numan Kurtulmuş, sadece sorulan sorulara cevap veren, çok sakin, içe dönük bir beydi; pek fazla konuşmamaktaydı. Bu sebeple müvekkil, Numan Kurtulmuş Bey'in, parti başkanlığı için çok da uygun olmadığını düşünmüştü.

Aradan biraz daha süre geçtikten sonra, Milli Görüş'ten aynı kişi gelip, partinin başkansız kaldığını, bu konuda ciddi şekilde zorlandıklarını, acilen birini seçmeleri gerektiğini belirtti. Bunun üzerine müvekkil, Numan Kurtulmuş beyi tekrar çağırdı ve kendisinden, "ERBAKAN HOCA'YA ASLA KARŞI OLMAYACAĞI VE KENDİSİNİ HER ZAMAN DESTEKLEYECEĞİ" sözlerini vermesini istedi. Numan Kurtulmuş Bey de, kendisini yetiştirenin zaten Erbakan olduğunu ve kendisini daima destekleyeceğini söyledi. Verilen bu sözler üzerine, Numan Kurtulmuş'un profesör titri olmasını da dikkate alarak müvekkil, kendisine destek verdi.

Ancak Numan Kurtulmuş, başkanlık koltuğuna oturduktan sonra, BU SÖZÜNÜ TUTMADI. Çeşitli mihrakların etkisiyle, Sayın Erbakan'ın çizgisinden kaydı. Hatta katıldığı bir programda, Gazeteci Fatih Altaylı'ya, kendi düşüncelerinin Erbakan'dan farklı olduğunu da açıkça dile getirdi:

Numan Kurtulmuş: KEŞKE O ZAMAN REFAH PARTİSİ DE SUSURLUK OLAYININ ÜSTÜNE GİDEBİLME NOKTASINDA KARARLI VE CESUR DAVRANABİLSEYDİ. Ben o zaman olsaydım o ışık söndürme eylemlerine bizzat katılırdım ve Susurluk'un tasfiye edilmesi konusunda ortaya çıkartılan kararlılığa da çok açık bir şekilde desteklerdimYani O HATA GİBİ. Yani çok yani çok açık bir talepti toplumsal çok açık bir. Eğer zaten Refah Partisi Susurluk meselesinin üstüne gidebilecek daha doğrusu Refah Yol hükümeti Susurluk meselesinin üstüne gidebilecek bir gücü ortaya koyabilseydi 28 Şubat süreci de böyle olmazdı.

TV8'de Candaş Tolga Işık'ın "Bunu Konuşalım" programında ise dönemin Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın, 28 ŞUBAT SÜRECİNDE DİN ADAMLARINA YEMEK VEREREK HATA YAPTIĞINI iddia etmiştir.

Tolga Işık, Kurtulmuş’a “Sizden önceki Saadet Partisi ve Milli Görüş hareketi ile sizin aranızda ne fark var?” diye sormuştur. Buna cevaben Numan Kurtulmuş, Milli Görüş’ün 1970’lerde söylediği şeylerin bugünün dünyasında AYNI ÜSLUPLA SÖYLENEMEYECEĞİNİ ifade etmiştir. Siyasi ekonomik ve dış sorunlar üzerinde MİLLİ GÖRÜŞ’ÜN ARTIK YENİ BİR PENCEREDEN BAKTIĞINI belirtmiştir. Sözlerine şöyle devam etmiştir:

"O dönemi (28 Şubat) kendi şartlarında değerlendirmek gerekiyor. Daha öncede verilmişti. Ama o gün Başbakan Erbakan tarafından verildiği için Türkiye’de çok ciddi gerginliklere neden oldu. Daha doğrusu, var olan gerginlikleri daha fazla artırdı. KEŞKE O GERGİN DÖNEM YAŞANMASAYDI VE KEŞKE ÖYLE BİR YEMEK VERİLMEMİŞ OLSAYDI"

Görülebildiği gibi Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, MÜVEKKİLE VERDİĞİ SÖZÜ TUTMAMIŞ, SN. ERBAKAN HOCAMIZA SADAKATİNİ DEVAM ETTİREMEMİŞ, VEFA GÖSTEREMEMİŞTİR.

O tarihlerde, neredeyse tüm Türkiye, hatta Milli Görüş'ten bazı isimler dahi bu durumu kabullenmişlerdi. AMA MÜVEKKİL BUNU ASLA KABUL ETMEDİKIYMETLİ ERBAKAN HOCAMIZA VEFA GÖSTERİLMEMESİNE TÜM GÜCÜYLE KARŞI ÇIKTI. Erbakan Hocamızın tekrar PARTİ BAŞKANLIĞINA GETİRİLMESİ İÇİN SÜREKLİ OLARAK ÇABA HARCADI ve BU KONUYU ASLA GÜNDEMDEN DÜŞÜRMEDİ. ANCAK VE ANCAK SN. ERBAKAN TEKRAR GENEL BAŞKAN OLUP, MAZBATAYI ALINCA RAHAT ETTİ.

Tüm bunların ardından Numan Kurtulmuş, başkanlık ettiği Saadet Partisi'nden ayrılmış ve kendi görüşlerini savunduğu kendi partisini kurmuştur. Ancak hatırlanacağı gibi kurduğu parti, halktan destek görmemiş, unutulup gitmiştir.

Yukarıdaki olayların gerçekleştiği dönemlerde müvekkil Adnan Oktar, katıldığı canlı yayınlarda bu konuyu ısrarla dile getirmiş ve hemen her gün gündeme taşımıştır. Müvekkilin bu konuyla ilgili 2010 yılında sarf ettiği sözler, aşağıda takdirinize sunulmaktadır:

ADNAN OKTAR: Ben Numan Kurtulmuş’u severim aslında. Mazlum bir insan, efendi bir insan. Erbakan Hocamızın partiden çekilmesi durumunda, sağlık nedeniyle veyahut tutuklanması durumunda ne yapacağız diye görüşüyordu ağabeylerimiz, kardeşlerimiz. Bana sordular. Fikrimi sordular. “Hocam” dediler “kim acaba seçilse güzel olur sizce?” Hani vatandaş olarak kanaatimi sordular. Bana birkaç isim söylediler. “Bir de Numan Kurtulmuş var” dediler. “Ben tanımıyorum kendisini” dedim. “Merak ediyorum” dedim. Neyse rica ettik. Geldi, konuştum. Çok mazlum, efendi. “Hocam ne dersiniz” dedim, parti liderliği falan. Böyle çok da istekli değildi. Çekingen, mazlum. “Erbakan Hocamız için ne diyorsunuz Hocam?” dedim. “Çok severim. Beni o yetiştirdi” dedi. “Oh, iyi, elhamdülillah” dedim. Güzel. Ama içime o kadar sinmedi ilk gördüğümde. Hani kanaatim böyle... azim, kararlılık görmediğim için o zamanlar. Demek ki o kadar niyeti yoktu Hocamızın. Bir daha istirham ettim. Şöyle kafamda çok net olayı göreyim gibisinden. Bir daha konuştum. Çok net konuştu. “Ben” dedi, “Erbakan Hocamın çizgisinden asla ayrılmam, çok seviyorum, bağlıyım. O ne derse onu yaparım.” “Elhamdülillah” dedim, “Hocam, Allah kabul etsin, inşaAllah olursunuz” dedim, “dua edelim, gönlümüz sizde” dedik inşaAllah. “Efendi insansınız, mazlumsunuz.” Etrafımdakilere de söyledim. Her tanıdığımıza söyledik.

Nitekim de geldi, lider oldu. Güzel. Ama gitti Taha Akyol’un karşısına, açıklamalarda bulundu. Şimdi Aydın Doğan demeden o gitmez. Yani Taha Akyol oraya gelmez. Gel görüşelim demez. O camia adına çağırıyor Taha Akyol. Kardeşim öyle bir üslup ki “Erbakan Hocamızı bir kenara al sen. Bayağı büyürsün, gelişirsin. Bak tecrübeler var bu konuda” gibi bir üslup. O da güya herhalde demiş anladığım kadarıyla işte “biz kendimiz karar veririz” diyor ama başka türlü anlama gelecek gibi. Biraz değişik. Tabii ki kendi karar verecek parti lideri olarak. Yönlenmesi mevzubahis olmaz da. Ama Erbakan Hocamıza saygı buram buram kokması lazım. Çünkü benimle konuşurken öyle konuşuyordu. Yani benimle konuşurken aşkla, muhabbetle bağlılığını ifade ediyordu. Ama oradaki ifadede çok flu, çok zayıf, güçsüz, Taha Akyol’un dediklerini kabul eder; “efendim doğru söylüyorsunuz, eğer kabul ederseniz ben sizin dediğiniz gibi hareket edeceğim. Yeter ki siz beni destekleyin. Biz huzura geldik” gibi bir anlam çıkabilecek gibi bir üslup oluşmuş orada.

Dedim acaba yanlış mı anladık. Allah rızası için açıklasın Hocamız dedik. Habertürk’e çıktı. Bir daha açıklama yaptı. Benim evde konuştuğum konuşma gibi değil. Daha flu, yine flu. Arkasından bir kongre oldu. Bambaşka bir durum oldu. Üslup tam tahmin ettiğim gibi. Şimdi bu olmadı. Bana göre olmadı vatandaş olarak. Tabii partinin yöneticileri var. Takdir onların, ben onlara karışmam. Ama şahsi kanaatimi belirtiyorum. Benim içim burkuldu. Rahatsız oldum ben, hoşlanmadım. Yani ERBAKAN’A SEVGİ VE SAYGI ÇOK HAYATİDİR. … Ama rahatsız oldum. Benim bildiğim Saadet Partisi bu değildi. Benim konuştuğum Numan Kurtulmuş da bu değildi. … Dolayısıyla burada bir gariplik var, bir mühendislik var, bir proje var. O mühendisliğin içine girmesinler. Numan Bey de o mühendisliğin dışında bulunsun derim, yani vatandaş olarak, bir Adnan Oktar olarak, yetmiş milyondan bir kişi olarak, herhangi bir camiayı, bir şeyi temsilen söylemiyorum, şahsım adına söylüyorum.

AMA BEN ERBAKAN HOCAMIN O ÇÖKMÜŞLÜĞÜNÜ BEĞENMEDİM, SIKILDIM BEN ONDAN, ÜZMÜŞLER ONU. BU BENİ AÇIKÇA SÖYLEYEYİM KIZDIRDI. … Allah aşkına, bunu bir şekline şemaline soksunlar. ERBAKAN HOCAMIZA SADAKAT, SEVGİ, ŞEFKAT, BAĞIRA BASMAK, ONU ASLA UNUTMAMAK, VEFA, SONUNA KADAR VEFA. ÇOK ÖNEMLİDİR. VEFA YOKSA SAADET DE YOK ZATEN BENİM İÇİN ŞAHSİ OLARAK. (Adnan Oktar’ın 23 Temmuz 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından)

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da Sn. Süleyman Demirel'e de Vefasızlık Girişimleri Olmuş;
Müvekkil Daima Bu Zihniyetle Mücadele Etmiştir

Müvekkil, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ı, siyasetteki ilk yıllarından itibaren desteklemiş ve kendisinin önüne çıkan engellerde hep yanında olmuştu. Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan cezaevine girdiğinde, sağ basın tarafından neredeyse unutulmaya başlamıştı.

Müvekkil, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın cezaevine girdiği ve pek çok kişinin "muhtar bile olamaz" sözleriyle belediye başkanlığına karşı çıktıkları dönemde, KENDİSİNİN YANINDA OLMUŞ, ONA VEFA GÖSTERMİŞ VE KENDİSİNİ TÜM GÜCÜYLE DESTEKLEMİŞTİR.


Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan

O dönemde süregelen baskılar altında, şartlar zorlaştığı ve destekçi bulamadığı için Sn. Erdoğan, belediye başkanlığına adaylığını da koymaktan vazgeçmişti. Ancak müvekkil ADNAN OKTAR, KENDİSİYLE BİZZAT GÖRÜŞMÜŞ, BU ŞEKİLDE ÇEKİLMENİN DOĞRU OLMADIĞINI BELİRTMİŞ, KENDİSİNE DESTEK VERMİŞ VE KENDİSİNİ ADAYLIK İÇİN İKNA ETMİŞTİR. Herkesin ümitsiz kaldığı ve neredeyse tüm desteklerini çektiği dönemde, MÜVEKKİL, SN. ERDOĞAN'A VEFASINI VE DESTEĞİNİ GÖSTEREREK, YOLA DEVAM ETMESİ YÖNÜNDE KENDİSİNİ TEŞVİK ETMİŞTİR.

Benzer durum eski Cumhurbaşkanımız Sn. Süleyman Demirel'e yönelik de yapılmıştır.

Merhum Süleyman Demirel’in Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı olduğu dönemlerde, her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen "Yıla Bakış Toplantıları"ndan 1991 tarihli toplantıya, müvekkil Adnan Oktar da konuşmacı olarak davet edilmiştir. Müvekkili, dönemin DYP İstanbul İl Başkanı Sayın Orhan Keçeli takdim etmiş ve Genel Başkan Sayın Süleyman Demirel ile birlikte dönemin DYP yöneticileri Tansu Çiller, Hüsamettin Cindoruk, Orhan Keçeli ve toplantıya katılan diğer partililer, müvekkilin konuşmalarını can kulağıyla dinlemişlerdir. Müvekkilin, Sn. Süleyman Demirel'e yakınlığı ve vefası, yıllar boyunca devam etmiştir.


Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı Sn. Süleyman Demirel

Sn. Süleyman Demirel'in yasaklı olduğu yıllarda, çevresindeki destekçilerden bir kısmı artık kendisini unutmuş ve yollarını ayırmışken, MÜVEKKİL KENDİSİNİ HİÇBİR ZAMAN YALNIZ BIRAKMAMIŞ, HER ZAMAN DESTEĞİNİ VE VEFASINI GÖSTERMİŞTİR.

Bu, MÜVEKKİLİN ASLA SARSILMAYAN VEFA ANLAYIŞIDIR. Müvekkil, bu konularda asla taviz vermemiş, insanların kınamasına veya tehdidine aldırmamışdoğru bildiğini doğru şekilde yapmakta asla tereddüt etmemiştir. Vefanın çok kıymetli bir değer olduğunu bildiğinden, her şeyi göze alarak yola çıkmış dava adamlarının yalnız bırakılması, her zaman kendisini rahatsız etmiştir. Bu konuda tek başına da olsa, çok güçlü bir mücadele yürütmüş ve unutulmaya yüz tutmuş dava adamlarını, topluma her zaman hatırlatmıştır.

Geçmişte Yaşananların, Sn. Ekrem İmamoğlu'na da Yaşatılmaması Gerekir

Bu durumun şu anda Sn. Ekrem İmamoğlu'na yönelik olarak yaşatılması, geçmişte ne kadar yanlışsa, şu anda da o kadar yanlıştır. Sn. Ekrem İmamoğlu, siyasete, güç veya imkan kazanmak için girmiş bir kişi değildir. Kendisi zaten varlıklı bir aileden gelmektedir; ihtiyacı olan imkanlara da itibara da sahiptir. Kendisinin siyasete girişi, tümüyle idealist sebeplerle olmuş ve sol kesime destek olmak, vatana ve millete faydalı olmak adına bu zorlu yola baş koymuştur. Dolayısıyla, sırf ideali ve vatan sevgisi adına, şu an bu zorlukları yaşamaktadır.


Sn. Ekrem İmamoğlu

Böyle bir zorluğu göze almış bir kişinin durumunu, zaman içinde ikinci plana atmak, onu gündemin dışında tutmak YAKIŞIK ALMAMAKTADIR. CHP Genel Başkanı Sn. Özgür Özel'in büyük bir kararlılıkla sürdürdüğü yasal mitinglere, toplantılara, sırf hava soğuk diye gitmemek, onun yerine evde sıcak çayını yudumlamayı tercih etmek, hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmek, vefa ve sadakat duygularını devreden çıkarmaktır. Sn. İmamoğlu, kendi seçmeni, hatta tüm Türk vatandaşları için önemli bir misyon üstlenmiş ve bu amaçla ciddi bir yükün altına girmişkenzaman içinde ona desteği gerekli görmemek, VİCDANİ BİR BOŞLUKTUR. BUNA ASLA İZİN VERİLMEMESİ GEREKİR.

Böyle bir kişiye sahip çıkmak ve onun cezaevinde unutulmasını engellemek, sadece sol basının değil, adaleti ve hakkaniyeti savunan herkesin görevi olmalıdır.

Türkiye, gündemi sürekli farklılaşan, siyasi ve sosyal anlamda hareketi dinmeyen, her gün değişim geçiren bir ülkedir. Elbette bu gündem değişikliği, biraz daha eskimeye yüz tutmuş konuları da geri plana atmaktadır. Ancak müvekkile göre Ekrem İmamoğlu meselesi, bu gündemin karışıklığı içinde unutulup arka plana atılacak bir konu değildir. Sn. İmamoğlu, 2025 Mart ayından beri, 14 m2'lik bir yerde zor şartlarda kalmaya devam etmektedir. Onun şartlarında bir değişiklik olmazken, sanki gündem değişmiş gibi ONU YALNIZLAŞTIRMAK, adalete sahip çıkan hiç kimseye yakışmamaktadır.

Sayın İmamoğlu yarın cezaevinden çıksa ve cumhurbaşkanı olsa, şu anda kendisine karşıt olanların veya kendisini yalnız bırakmış olanların büyük bir kısmı, derhal kendisini destekleme yönünde bir tavır değişikliğine gireceklerdir. Ne yazık ki toplumumuzda, çıkara göre davranan, menfaat nereden gelirse oraya yönelecek olan çok fazla insan vardır. Müvekkile göre, asıl haysiyetli ve hakkaniyetli davranış, ZOR ZAMANLARDA DAVA ADAMLARININ YANINDA OLMAKTIRŞU AN, BU VEFAYI GÖSTERMENİN TAM ZAMANIDIR.

Bu zor zamanlarda VEFA, kararlılıkla sahip çıkacağımız en önemli değerimiz olmalıdır.

Kamuoyunun takdirine sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.08.02.2026

Daha yeni Daha eski