“Benim kız arkadaşlarımın hepsi çok iffetlidir. Hiç birinin aleyhinde hiçbir zaman hiçbir yerde delil oluşmamıştır. Hiç kimsenin uyuşturucu kullandığına dair hiçbir delil oluşmamıştır. Alkol kullandıklarına dair hiçbir delil oluşmamıştır.”
“Şu an bulunduğum yer Hazreti İbrahim’in on yıl hapis yattığı hapishanenin kalıntıları üzerine kurulmuş bir hapishane. On yıl Hazreti İbrahim burada hapis yattı, o mübarek.”
*******
ASIL KONU MEHDİYET
Bunların hepsi aslında boş konular. Asıl konu Mehdiyet konusu. Yani benim dindarlığım, İslam’ın gerçeğini anlatıyor olmam, yobaz İslamlığı ortadan kaldırmış olmam, Türkiye’de rahatça yıkılabilecek, darmadağın edilebilecek gelenekçi İslam anlayışı yerine Kuran Müslümanlığını getirdiğim için, dünya Deccaliyetinin duyduğu kin ve nefret başka bir şey değil. Ve Allah onlara da belalarını verdi görüyorsunuz. Adaya toplamışlar sapıkları. Orada Allah onların hepsini rezil etti. Bizlere her türlü iftirayı söyleyenlerin başı ve idarecilerine Allah ne yaptı görüyorsunuz, Allah hepsini rezil rüsva etti.
GERÇEK KURAN MÜSLÜMANLIĞINI, BÜTÜN TÜRK DEVLETLERİNİN SEVECEĞİ İSLAM ANLAYIŞINI ANLATTIĞIM İÇİN, BÜTÜN GENÇLİK DE BU İSLAM ANLAYIŞINI ÇOK SEVDİĞİ İÇİN PANİĞE KAPILDILAR
Türkiye’de de en büyük sorun Mehdiyetin anlatılması. Şu anki dertleri bu; ya İslam gerçekten hakim olursa? Çünkü daha önceki yobaz İslamlığı yıkmak çok kolaydı. Çok basit bir operasyonla halledilebilecek bir şeydi. Gerçek Kuran Müslümanlığını, bütün Türk devletlerinin seveceği İslam anlayışını anlattığım için, bütün gençlik de bu İslam anlayışını çok sevdiği için paniğe kapıldılar. Hatta o zamanlar eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, bunu fark ettiği için, “Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli” demişti benim için. Yani tam bir panik yaşanıyordu. Şu an bu panik had safhada.
BENİM MEHDİ OLDUĞUMDAN ŞÜPHELENDİLER
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri diyor ki:
“Âhirzamanın en büyük fesadı zamanında”, yani şu an devrimizi kastediyor, yani gelmiş geçmiş en büyük fesat zamanında, “hem en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır…” diyor. Bu şahıslar benim Mehdi olduğumdan şüphelendiler. Paniğe kapıldılar. Halbuki ben gece gündüz reddediyorum, diyorum ki; “Ben Mehdinin talebesiyim. Mehdi’nin öncüsüyüm. Mehdi değilim” diyorum. Fakat bütün fizik alâmetlerini bende gördükleri için, yani tepeden tırnağa, Peygamberimizin tarif ettiği bütün alametleri gördükleri için dehşete kapıldılar.
VAN’IN HAVASI BANA İYİ GELDİ
Bir de bu kadar kumpasa rağmen, bu kadar oyuna rağmen beni bir türlü yıkamıyor olmaları; bunca yaptıkları suikasta rağmen öldüremiyor olmaları, onları iyice paniğe kaptırdı.
En sonunda kumpasçılar bu soğuk Van iline göndererek, burada 80’e doğru gidiyorum, 70’i mi bitirdim; burada vefat edeceğimi düşündüler. Van’ın havası bana daha iyi geldi. Şu an bulunduğum yer Hazreti İbrahim’in on yıl hapis yattığı hapishanenin kalıntıları üzerine kurulmuş bir hapishane. On yıl Hazreti İbrahim burada hapis yattı, o mübarek.
Mesela Zülkarneyn’in gittiği yerler, Allah’ın bu kişilerin kendi elleriyle gönderttiği yerler. Arz-ı Rum’a gönderdiler, Erzurum’a; tam da hadislerde geçen iki yere gönderdiler. Tam izahlarda geçtiği gibi. En sonunda da Zülkarneyn’in geçtiği yerlerden beni teker teker geçirerek, ama farkına varmadılar, Allah’ın verdiği kader ile bunu yaptılar, farkına varamadılar, bilseler asla göndermezler. Mesela şu an Hazreti İbrahim’in kaldığı hapishanenin kalıntıları üzerine kurulmuş bir yer burası. Yüksek bir tepe üstünde.
BENİM ANLATTIĞIM İSLAMİYETİN YIKILMASI MÜMKÜN DEĞİL
Bu basının, gazetecilerin, dünya basınının dehşete kapılmalarının sebebi bu. Benim anlattığım İslamiyetin yıkılması mümkün değil.
Bütün gençler canı gönülden seviyor şu an Türkiye’de. “Adnan hocamız gelse de yeniden neşeli günlere kavuşsak. Yeniden o güzel İslam anlayışıyla, müzikle, dansla, eğlenerek, ibadetlerimizi de yaparak, vatana millete faydalı olarak O hayatı yeniden yaşasak” diye. İsteyen istediği gibi anket yapabilir, Türkiye’de gençlerde müthiş bir sevgi seli var. Ve durduramıyorlar, bir türlü baş edemiyorlar.
Bediüzzaman hazretleri diyor ki: “Mehdi ve Süfyan ve ahir zaman şahısları; Basra, Küfe ve Şam gibi yerlerden çıkacakları tasavvuf edilmiş” diyor. Halbuki kastettiği İslam aleminin başkentinden çıkacaklar diyor; yani İstanbul’dan çıkacak diyor. Oradan da paniğe kapıldılar. Benim İstanbul’da gözaltına alındığımı bildikleri için yaşanan dehşetin sebebi bu.
ALLAH BANA VAZİFEMİ YAPMADAN ÖLME EMRİ VERMİYOR
Mesela 26 kere, 36 kere, 10.000 yıl ceza, 8000 yıl ceza, beni korkutacaklarını zannediyorlar. Ben bir tek Allah’tan korkarım. Hiç kimse benim sırtımı yere getiremez. Ben vazifemi yapacağım. Allah bana vazifemi yapmadan ölme emri vermiyor. Ben illaki, görevlerimi yapacağım. Ben İslam için, vatanın milletin devletin bekası için gayret eden bir insanım. Suçlu olmadığımı Türkiye’nin Milli İstihbarat Teşkilatı biliyor. İsterseniz sorabilirsiniz. Kumpas yapıldığını herkes biliyor. Ama bu kumpasçılar bunu bilmeden yaptılar. Halbuki Mehdiyetin şartı uzun hapis yatmaktır. Bütün hadis kitaplarında var. Deccaliyetin şartı da saraydır. Bu da İngiliz derin devletidir. İngilizlerin kurduğu o sistem ve İngiliz derin devleti.
İngiliz derin devletinin elemanları İstanbul’a geldiler, siyasi partilerle görüştüler. Tutuklanmam için talepte bulundular ve onlar geldikten 15 gün sonra ben tutuklandım. Ondan sonra Türkiye’nin paralarını bıraktılar. Türkiye’nin İngiltere’de bloke edilmiş altınlarını bıraktılar.
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, “Mehdi geldiği vakit birinci vazifesi olarak Darwinizmi yerle bir edecek” diyor. “Birinci vazifesi bu olacak” diyor. Peygamber Efendimiz, “çok çile çekecek, görülmemiş vasıfları olacak, uzun yıllar hapis yatacak” diyor. Şimdi bunlarla tam mutabık olunca iyice panik oldular. Meydana gelen paniğin sebebi bu.
GÖZLERİNE BAKAN ETKİ ALTINDA KALIYOR
Mahkemenizi tenzih ediyorum ama beni kimseyle görüştürmemeye çalışıyorlar. Gören etki altında kalıyor diyorlar. Gözlerine bakan etki altında kalıyor, yüzüne bakan etki altında kalıyor diyorlar. Ondan dolayı da paniğe kapılarak hiçbir mahkemeye beni çağırmıyorlar. Yani görenler, orada jandarma, memur, kim varsa herkesin etki altında kaldığına inanıyorlar.
Köşe yazarları mutlaka benim aleyhime yazıyor. Halbuki hem Tevrat’ta uzun uzun belirtiliyor hem de hadislerde. “İnsanlar, büyük bir kitle, onun aleyhinde konuşacak, ona iftira atacaklar, hakaret edecekler, zulmedecekler, hapsedecekler, ama o dimdik ayakta duracak” diyor. Hatta Tevrat’ta Moşiyah diye geçiyor Mehdi; Allah “Seni 6000 yıl sonra göndereceğim, insanları ıslah etmek üzere” diyor. “Ama çok acı çekeceksin, ruhun yanacak adeta” diyor. “Çok ızdırap çekeceksin, kabul ettin mi” diyor Allah. “İftihar ile kabul ediyorum” diyor Allah’a. Allah 3 kere soruyor. Üçünde de kabul ediyor. Şu an bütün Musevi alemi Moşiyah Mehdi’yi bekliyor ve çıktığı kanaatindeler. Bütün tarikatlar, cemaatler Mehdi’nin çıktığı kanaatindeler. Şeyh Mahmut Efendi, Esat Coşan, Bediüzzaman Hazretleri, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, bunu söylemeyen kimse yok. Sayın Cumhurbaşkanımız da Mehdi devri olduğunu biliyor ve “Ben Mehdi’ye zemin hazırlamak için gayret ediyorum” diyor. Devletin kurduğu özel bir kurum var sırf Mehdiyi karşılamak, Mehdiye zemin hazırlamak için. AK Parti’nin büyük bir bölümü, önde gelenleri bunu biliyorlar. Bütün Orta Doğu, bütün İslam alemi de şu an Mehdi’yi bekliyorlar.
Meydana gelen dehşetin, acıların sebebi de bu. Mesela Filistin konusu Mehdi olmadan asla çözülmez. İran konusu, dünyadaki vahşet, zulüm, savaşlar, Ukrayna Savaşı hiçbiri Mehdi olmadan çözülemez. Ve gittikçe fesat daha da artacaktır, felaketler daha da artacak. Mehdi zuhur edinceye kadar. Bakın dikkat ederseniz 2018’de bize yapılan operasyondan sonra, ki bu Mehdi’nin en güçlü çıkış vaktidir.
SEYİT OLDUĞUM İÇİN MEHDİ’YE BENZERİM
Ama talebesi olarak tabii ki Mehdi’ye benzerim. Onun öncüsü olarak benzerim. Bediüzzaman diyor ki; “Ben Mehdi’nin pişdar bir neferiyim; öncü bir askeriyim, ona yer hazır eden dümdarıyım” diyor. Ben de aynı şekilde Mehdinin öncü askeri, ona yer hazır eden dümdarı, pişdar bir neferiyim. Dolayısıyla benzerlikler olur. Seyit olduğum için, Peygamber Efendimizin soyundan geldiğim için yüzümdeki ve vücudumdaki bütün alametler Mehdi ile aynı. Ama bu normaldir. Genetik olarak benim bütün sülalemde var bu. Abdülkadir Geylanide de var. Sırttaki mühür, sağ bacaktaki mühür, alnımdaki tek kaş çatma çizgisi, sol göğsümdeki yaprak büyüklüğündeki ben, orta boylu olması, yürürken bacaklarını dışarı atarak yürümesi, uyluklarının geniş olması, uyluk arasında büyük bir genişlik vardır diyor Peygamber Efendimiz.
Alnımda kaş çatma çizgisi var, doğru. Ama benim bütün sülalemde var bu. Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki Mehdi’nin adı adıma uyar diyor. Peygamberimizin adı Mustafa Adnan’dır, Adnanidir, Adnani soyundan gelir. Dolayısıyla adı adıma, babasının adı da babamın adına benzer diyor. Babasının adı da yine soyadından dolayı Adnan. Yani bütün sülalesinin ismi Adnan’dır Peygamberimizin. Kastedilen budur. Ama binlerce Adnan var, sadece bana söylenen bir şey değil. Seyit olduğum da doğru. Rus profesörler hazırladılar şeceremi. Onlar da resmi olarak zaten Mahkemenize sunulmuştur. Peygamberimizin soyundan geliyorum. Ben Adnani soyundanım. Hazreti Ali’nin soyundan geliyorum.
Benim dünyadan hiçbir isteğim yok. Yani hiçbir talebim de yok. Hapis olması da benim için çok büyük bir şereftir. Hazreti İbrahim’in, Hazreti Yusuf’un sünneti meydana geldi. Eğer bunlar olmasaydı ben tedirgin olurdum. Acaba bir hatam mı var bir yanlışım mı vardı diye. Arkadaşlarımı da Allah cezaevinde olgunlaştırıyor.
İslam yakında bütün dünyaya hakim olacak. Hıristiyan Muhammediler, Musevi Muhammediler ve Muhammedi olan Müslümanlar, hepimiz birlikte İslam’ı dünyaya hakim edeceğiz. Onun dışında dünyada bir kurtuluş yok. Büyük bir felaket geliyor.
BİR KISIM SOL BASIN VE BAĞNAZ KESİM BANA KARŞI DÜŞMANLIKTA TAM BİR İTTİFAK HALİNDELER
Bakın sol basın ve bağnaz kesim bana karşı düşmanlıkta tam bir ittifak halindeler. Halbuki kaderde bunun olması gerekiyor zaten. Onların bana karşı öfke dolu, nefret dolu olmaları lazım, kinli olmaları lazım ki ben sevap alayım. Mehdiye de bunlar aynısını yapacaklar. Hatta Cübbeli Ahmet “biz Mehdi çıktığında bu adam sapkındır, bu adam yanlış yoldadır, bu bizim dinimizi mahvetti diyeceğiz” diyor. Ve şu an bana karşı en öfkeli olan insanlardan biri Cübbeli Ahmet’tir. Mehdi gelmeyecek diye kitap yazdı özel olarak benim adıma. Yazıyor zaten önsözünde. “Adnan Oktar Mehdi çıkacak, çıktı dediği için yazdım” diyor; “ama anlattığı alametler tam ona oturuyor diyor, tam uygun” diyor.
Mahmut hoca cemaati de Mehdi’nin çıktığına eminler. Rahmetli Mahmut Hoca “Vefatımdan sonra kimseye halifelik vermiyorum çünkü benden sonra Mehdi var” diyor. Aynı şekilde Menzil cemaatinin şeyhi, O mübarek insan da “Benden sonra başka halife vermeyeceğim” dedi. Vekilleri var şu anda halifesi yok. Mehdiye verdik artık bu gücü, bu imkanı diyor.
BENİM FOTOĞRAFLARIMA BAKAN İNSAN ZATEN ETKİ ALTINDA KALIR
Benim şahsımı görünce etki altında kalmaktan korkarak, beni mahkemelere çağırmamanın bir anlamı yok. Benim resimlerime, görüntüme bile bakan insan zaten etki altında kalır. Adımı duyan bile etki altında kalıyor. Yani İslam’ı daha çok seven, Müslümanları daha çok seven, kaliteli bir İslam anlayışını. Geçenlerde mesela CNN’deydi; muhabir “Türkiye’nin sevdiği görüş Adnan Oktar’ın görüşüdür” diyor. “Bunu söylüyor diyor Adnan Oktar.” Ve bundan paniğe kapılmış. Çünkü Cübbeli Ahmet tarzındaki veya başka tarzdaki İslam’ı yok etmek son derece kolaydı. Adam çıkıyor televizyona herkes gülüyor, eğleniyor. Onu ezmek, ortadan kaldırmak çok kolay onlar için. Mesela “Darwinizm hakkında ne diyorsunuz” diyor; “Maymun şeysi mi?” diyor sakallarını kaşıyarak, hiçbir şey bilmiyor. Mesela Darwinizme karşı hükümet bir ekip kurdu, Darwinizmin yanlışlığını anlatacak, profesörlerden oluşuyor. Ama profesörler tartışmaya giremiyorlar. Yeterli bilgiye sahip olamadıkları için giremiyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Darwinizme karşı aldığı bir karar vardı. Kilolu bir beyefendi var profesör, o gitti bakan beyle görüşüp geri aldırttı ifadesini. Halbuki benle konuşsa dümdüz olur, hiçbir şekilde netice alamazlar. Mesela gelenekçi İslamcılar, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, ODTÜ’ de hiçbir şekilde ne İslam’ı anlatabilirler, ne başarılı olabilirler, ne Darwinizmi anlatabilirler. Kendi anlattıklarına kendi inanmıyor büyük bir bölümü.
Şu anki paniğin sebebi, bu yargılamalar, peş peşe dava açmaların kökeninde kumpasçılar var. Kumpasçıları da İngiliz derin devleti yönetiyor. Onları adaya topladı anormal ahlaksızlıklar yaptırdı. Allah başlarına geçirdi oyunlarını.
Benim kız arkadaşlarımın hepsi çok iffetlidir. Hiç birinin aleyhinde hiçbir zaman hiçbir yerde delil oluşmamıştır. Hiç kimsenin uyuşturucu kullandığına dair hiçbir delil oluşmamıştır. Alkol kullandıklarına dair hiçbir delil oluşmamıştır.
Devlet resmi olarak araştırdı, hatta eşyaların üzerinde bile uyuşturucu arandı, hiçbir yerde rastlanmadı. 200’e yakın eve aynı anda giriş yaptılar hiçbir yerde uygunsuz duruma rastlanmadı, gayrimeşru durumlara rastlanmadı, çok efendi ve çok terbiyeli insanlarla karşılaştılar.
Onun için şu an bunun acısıyla ne yapacaklarını bilemiyorlar. Habire yeni yeni iftiralar atıyorlar, 10.000 yıl daha, 5000 yıl daha. Böyle bir şey yok. Ben göğsümü gere gere hapisten çıkacağım. Arkadaşlarım da çıkacak. İslam hakim olacak. Allah’ın yaratmasıyla, Allah’ın kaderi ile. Hepsi vefat ediyor, hiçbiri benim hapiste kaldığımı göremeyecek. Hepimiz hapisten çıkacağız. Hazreti İbrahim gibi, Hazreti Yusuf gibi çıkacağız. İslam’ı en güzel şekilde temsil ederek bütün dünyaya hakim olmasına vesile olacağız. Deccaliyet boş yere seviniyor.
Ne kadar aşağılık, haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz, dönek, ispiyoncu, gayri ahlaki görünen, bilinen namussuzlar varsa onları hep bize musallat ettiler. Onların iftiralarıyla, onların oyunlarıyla netice almaya kalktılar. Halbuki devlet biliyor, Milli İstihbarat Teşkilatı’na sorsanız, ne kadar şerefsiz aşağılık olduklarını bilirler. Devletimiz bunlardan tiksiniyor. Süper aşağılık görüyorlar. Ama şu an benim hapiste yatmam kaderde olduğu için bu engellenemiyor, engellenemez de.
Benim hiçbir şekilde Mehdilik iddiam yok. Tekrar tekrar bunu da belirttim. Buna rağmen daha hala aynı iddialar. Adları gibi eminler Mehdi olduğumdan, bu çok şaşırtıcı. Halbuki ben söylemiyorum öyle bir şey. Ben ısrarla o değilim dediğim halde onlar ısrarla eminler, %100 eminler. Bediüzzaman hicri 1400 yılında, 1979 yılında Mehdi’nin İstanbul’da çıkacağını söylüyor. Mesela bu kerametidir Bediüzzaman’ın, hayret edilecek bir şey bu.
Süfyan Deccal, Mehdilik iddiasıyla karşına çıkar, yani İngiliz derin devleti. Süfyan uzun boyludur diyor, içe doğru çarpık bacaklıdır, müsriftir israfçıdır diyor ve bütün ömrünce de Mehdi ile uğraşır, ona zulmeder diyor. Onun hapse atılması için uğraşır diyor. İngiliz derin devletine bakıyoruz tam uyuyor. Saraylardadır diyor, İngiliz saraylarına dikkat çekiyor, tam uyuyor.
SAYIN DEVLET BAHÇELİ DE İSLAM ALEMİNİN LİDERİ OLACAĞIMIZI BİLİYOR
Bana oyun yapılması, arkadaşlarıma oyun yapılması mümkün değil. Bakın görüyorsunuz hepsi 50 - 60 yaşında, hepsi en fazla 25 gösteriyor. Ama uğraşanlar teker teker ölüyorlar. Hepsi ecelleriyle ölüyor ve devam edecek bu felaketler onlar için. Bu konuda Bediüzzaman “Mehdiyet uzun bir dönemdir” diyor. “Biz bir faslındayız” diyor. Biz de şu an bir faslında olduğumuz için bu güzel gelişmeler oluyor. Türkiye Cumhuriyeti İslam alemi lideri olacak, öncüsü olacak. Sayın Cumhurbaşkanımız da Mehdi’nin çıkışını bekleyen bir insandır. Sayın Necmettin Erbakan da Mehdi’nin çıkışını bekliyordu. Sayın Devlet Bahçeli de veli bir insandır, evliya bir insandır, çok necip bir insandır, merhametli şefkatli bir insandır. O da Türkiye olarak İslam aleminin lideri olacağımızı biliyor. Türkiye’nin lider olacağını biliyor.
Bediüzzaman’ın risaledeki izahlarında da “2030’lara kadar Mehdiyetin büyük bir güç olarak ilerleyip devam edeceğini” söylüyor. Asr Suresi, Fatiha Suresi’nden ve hadisten, üçünden bir arada çıkartarak diyor ki “Hicri 1400 den ta 1506’ya kadar Kübra-i Azam olan büyük topluluk, Mehdi cemaati hicri 1506 ya kadar devam edecek” diyor. Yani şu an 1447’deyiz. Yani “uzun bir fasıl olarak devam edecek” diyor. “Mehdi çıktığı vakit kendisi dahi kendini bilmez” diyor. “Süfyan da kendini bilmez” diyor Süfyan Deccal için. Bakın adada olacağını söylüyor ve büyük bir rezalet patladı görüyorsunuz.
Bazı gazeteciler, Müslümanlara iftira atmaya kalktı. Halbuki biliyorlar Müslümanların, arkadaşlarımın hiçbirinin uygunsuz davranışla yakalanmadığını, bunları mahkeme dosyalarından biliyorlar hepsini. Hepsini açık açık görüyorlar. Tertemiz, dürüst ve kaliteli insanlar oldukları görüldü. 200’ün üstünde insana tahlil yapıldı, araştırma yapıldı, laboratuvar araştırmaları yapıldı, hatta evlerindeki eşyalar bile arandı hiçbir yerde hiçbir uyuşturucu madde hiçbir toksik madde kalıntısına rastlanmadı. Benim kız arkadaşlarım da son derece iffetlidirler. Asla iffetten, imandan inançlarından asla taviz vermezler. Ama tabi bu it çakal takımı, sahtekarlar Müslümanlara iftira atarak netice alacaklarını zannediyorlar, hiçbir netice alamazlar.
Tevrat’ta “Sana karşı dünya birleşecek” diyor Moşiyah Mehdi’ye karşı. Ama “Allah onların hepsinin kendilerini suçlu hale getirecek” diyor. “Sana kalkan her eli suçlu olarak çıkaracağım” diyor. Bakın hepsi rezil kepaze oluyorlar. Kim uğraşırsa o da rezil kepaze oluyor. Müslüman olarak kendini tanıttığı için, söylemek istemiyorum ama Türkiye’de büyük bir cemaat var, hükümeti desteklediğini söylüyor kendince çıkarları için, ama o adadaki sapıklarla adamın bağlantısı çıktı liderlerinin. Bu şahıs; okulları var, bir çok tesisleri var, siyasetin içinde yerleri var, her yerde etkinler. Hükümet onlara şu an bilmediği için güveniyorlar. Ama adamın rezaleti ortaya çıktı. Gazetelerde filan yazdı, televizyonda da yazdı. Yani Allah’ın bir tokadı bu. Bizlere attığı iftirayı, Allah onda olduğunu gösterdi. Dolayısıyla Allah hiçbirini yanına bırakmıyor. Bizle uğraşanlar çöktüler. Manen perişan oldular. Arkadaşlarımdan etkin pişman olanların tamamı davasını bıraktı. Ve sağlıkları bozuldu birçoğunun. Güya bana zarar vereceklerdi, arkadaşlarımın dağılmamasını sağladılar, hepsi çakı gibi şu an birbirine sımsıkı bağlılar. Mağarada saklanan Ashâb-ı Kehf gibi dimdik ayaktalar. Hepimiz öyle.
TERÖRÜN BİTMESİ TÜRKİYE’DE MEHDİYETİN ALAMETLERİNDENDİR
İslam’ın dünyaya hakimiyeti an meselesi. Terörün bitmesi Türkiye’de, Mehdiyetin alâmetlerindendir. Suriye, Irak, bütün İslam alemi yakında Türkiye ile tam bir ittifak haline geçecek ve İslam, önce İslam alemine hakim olacak, sonra tüm dünyaya hakim olacak.
Siz de biliyorsunuz bizim suçsuz olduğumuzu, tertemiz insansınız bilmez olur musunuz. Kaç yıllık hakimsiniz, baya zeki, akıllı bir insansınız. Kumpas olduğunu, oyun olduğunu bilmeyen hakim yok. Hatta hakim, karar verdikten sonra “ben pişman oldum” deyip haber göndermiş. Yani ceza verdi diye.
Hatta gazeteciler de söylediler. Önden, Halk TV’de bir muhabir var o söyledi. “Kızları bırakacağım, erkekleri tutuklayacağım” diyor. Onu söyledikten hakikaten üç gün sonra kızları bıraktılar erkekleri tutukladılar. Tıpkı tarihte geçmişte olan olaylara benzer bir şey bu. Çok zeki hakimler, suç olmadığını çok iyi biliyorlar. İftiracıların da aşağılık, şerefsiz, namussuz adamlar olduklarını gayet iyi biliyorlar, bilmez değiller. Ama hapis yatmamı Allah onlara ilham ediyor. Bu çok şaşırtıcı bir şey.
Mesela beni aldılar Hazreti İbrahim’in on yıl hapis yattığı cezaevinin kalıntılarının üzerine kurulmuş yere getirdiler. Bunu bilerek yapmıyorlar. Bütün güç Allah’ın elinde.
Mesela siz beni şu an dinliyorsunuz, beyninizin içinde ben bir görüntüyüm. İnsanlar beyninin içindeki görüntüyü seyreder. Dışarıdaki cismi görmesi mümkün değildir. Bütün insanların ruhunda beyninde yaratır görüntüyü Allah. Mesela şu an Milli Eğitim Bakanlığı anlatmıyor bunu insanlara. Biraz da insanlar korkuyorlar, birçok insan gerçeği duymak istemiyor. Birçok insan çok korkuyor. Bundan çok korkuyorlar. Yani beynin içinde yaşandığını, sadece beyninin içindeki görüntüleri gördüğünü bilmiyorlar. Allah’ın vahyi, ilhamı ile yapıldı bize yapılan operasyon. Eğer böyle bir şey olmasaydı Mehdiyet de olmazdı, İslam da hakim olmazdı, benim de Mehdi talebesi olmam mümkün olmazdı. Yani kaderin sevki ile yapıyorlar. Onlar kendince bambaşka bir niyetle yapıyor olabilirler bazıları ama Allah onları yönlendiriyor; kafesteki böyle maymun gibiler, onların hiçbir gücü yok.
Allah ne diyorsa o oluyor, Allah’ın gösterdiği filmi görüyorlar. Allah’ın beyinlerinde gösterdiği görüntü dışında bir şey seyredemezler. Arkadaşlarımızın müsterih olmasının sebebi o bakın hepsinin yüzleri aydınlık, gayet de ferahlar. Çünkü Allah’ın dediği en güzel şekilde oluyor.
Hz. İbrahim tutuklandığında asla tedirgin olmadı. Onu zamanın Deccali tutuklatmıştı, asla tedirgin olmadı. Ve Allah Hz. İbrahim’i “Halilim” (Halîlullah: Allah’ın dostu) diye seviyor. Hapiste kaldığı için, o çilelere çok güzel sabrettiği için “Halilim” dedi Allah.
Hz. Yusuf’u mesela Allah çok seviyordu. Müebbet verdiler Hz. Yusuf’a. O zamanın zengin kadınları o devrin sosyetesi, o devrin siyasilere etkili olan kadınların çocukları, kadınları, genç kızlar; bunlar Hz. Yusuf’un karşısına dizildiler. Hz. Yusuf’u tahrik etmeye çalıştılar çıplak olarak. Hz. Yusuf Allah’ın izniyle iffetli olduğu için bu oyuna gelmedi. Çok kalabalık sayıda bu kadınlar Hz. Yusuf’a iftira attılar, “Bu adam tecavüz etti” dediler ve Hz. Yusuf bu iftira sonucunda müebbet hapisle hapse gönderildi. Hz. Yusuf asla etkilenmedi, cezaevindekiler de onu çok sevdiler.
Mesela ben şimdi Van’a geldim, burası da mübarek bir yer, buralarda seyitler şerifler çoktur Van’da.
Dolayısıyla her oyunu Allah bozar. Bütün oyunlar bozulmuş olarak yaratılır. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlar bir tuzak kurdular, Ben de bir tuzak kurdum” diyor Allah. Şu an Allah’ın kurduğu tuzağa düştüler. Ben tutuklanmasaydım, Mehdiyetin en önemli delili yok olmuş olacaktı, şu an kendi elleriyle Mehdiyetin en büyük delilini oluşturmuş oldular. Ve şu an 2030’lara kadar bu aydınlık netleşecek, Bediüzzaman diyor “Eğer bu fecr-i kâzip de olsa fecr-i sâdık çıkacak, her yeri aydınlatacak” diyor. Bu Risale-i Nurda bir çok yerde geçer.
“Ahir zamanda bir nezle dahi onları öldürür” diyor, “onların bütün fikir sistemlerini öldürür” diyor. Yakında Allah’ın izniyle insanlar çok şaşıracak, ama İsa Mesih’i de görecekler. İsa Mesih de Müslümanlara benzeyen bir Hristiyan grubun içerisinde gelecek. Hıristiyanlar onu imanın nuruyla tanıyacaklar. Bediüzzaman diyor ki “Seçkinler ve yakınları onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. İsa Mesih’i biz de öyle güzel yüzüyle, temiz yüzüyle tanımış olacağız. 2030’larda da İsa Mesih’i görmüş olacağız inşaAllah.
Dolayısıyla Mehdiyete İslam’a hiç kimse dur diyemez. Yobazlıkla yok etmeye çalışıyorlardı, kadınları taşlayarak öldürmek, kadınların sokağa çıkmasını engellemek gibi mantıkları savunuyorlardı. Ve şu anda Türk gençliği içine çöktü, bu oyunlar sonrasında çocukların hiçbiri evlenmek istemiyor, kadınlardan soğuttular, kadınlara karşı müthiş mesafe meydana getirdiler, her yerde kadınlara muazzam bir baskı meydana getiriliyor. Hükümet bunu engellemeye çalışıyor, ama İngiliz derin devletinin baskısı yüksek, gelenekçi zihniyeti savunuyor. Mesela Cübbeli Ahmet’i sürekli televizyona çıkarıyorlar, sevdiklerinden değil, İslam’ı çökertmek için en uygun tip olarak gördükleri için yapıyorlar.
Eski Diyanet İşleri Başkanı da “Hiçbir şekilde gençlere İslam’ı anlatamıyoruz, hiçbirine ulaşamıyoruz” diyordu. Peki ulaşan var, ben varım, beni kullanın. Benim kitaplarımı toplattırdılar, CD’lerim yasaklandı. İnanılır gibi değil. Kansere karşı en etkili ilacı toplattılar ve bunu engellemeye çalışıyorlar. Engelledikçe Türkiye de ateizim ve deizm yayıldı. Dikkat ederseniz benim tutuklanmamdan sonra deizim ve ateizm İmam Hatip’lere kadar indi. Şu an gençler, Z kuşağı arasında yüzde 60-70 deizm yaygın. Benim zamanımda 0,1 falandı. Darwinizm de yerle bir olmuştu. Beni tutukladıktan sonra deizm ve ateizmde patlama oldu. Ve neler olduğunu da gördünüz. 2018’den biz tutuklandıktan sonra Türkiye de neler olduğunu herkes gördü. “Bu neden oldu?” diye bir sorun, herkes aynı cevabı veriyor. Binlerce, on binlerce, yüzbinlerce insan aynı kanaatte. Demek ki Allah’ın gücü her şeyden üstünmüş, insanlar bunu gördüler.
CHP’YE YAPILAN OPERASYONDAN SONRA ETKİN PİŞMANLIĞIN HUKUKİ OLMADIĞI ANLAŞILMIŞ OLDU
Daha önce etkin pişmanlığın ne olduğu bilinmiyordu. CHP’ye yapılan operasyondan sonra, etkin pişmanlığın hukuki olmadığı bütün CHP zemininde, sol zeminde hatta sağ zeminde de anlaşılmış oldu. “Bunun kanununu kaldıralım, etkin pişmanlık samimi bir ifade değil, çünkü insanlar korktukları için panik oldukları için doğruyu söylemiyorlar” dediler. Bu kanunun kalkması için yoğun bir çalışma var.
Ben tabii ki mesela Ekrem İmamoğlu’nun, diğer belediye başkanlarının falan tutuklanmalarından hiç hoşnut değilim, tutuksuz yargılanmalarını isterim ve beraat etmelerini isterim.
Ben bütün partilere karşı eşit mesafedeyim hem AK Partiyi, hem MHP’yi hem CHP’yi destekliyorum; bunların hepsi Türkiye partisi, ben Türkiye’yi destekliyorum özetle.
Dolayısıyla bize yapılan operasyonu bir kısım insanlar anlamazdan geliyorlar samimiyetsiz olarak, inanmadıkları halde sanki gerçekten bir şey varmış gibi davranıyorlardı. Mesela diyor ki koskoca 60 yaşında adam çıkmış televizyonda, “Adnan Oktar da o adadaki adamlar gibi uyuşturucu kullanıyordu” diyor. Allah’tan kork; yapılan muayene sonuçları açık açık belirtiliyor tüm mahkeme dosyalarında. 200’ÜN ÜZERİNDE ARKADAŞIMDA, UYUŞTURUCU MADDE VE ONA BENZER HİÇBİR ŞEY BULUNMADIĞI GİBİ, EVDEKİ EŞYALARIMIZDA DA TEK TEK ARAŞTIRMA YAPILDI HİÇBİR ŞEYE RASTLANMADI. Mesela GAYRI MEŞRU İLİŞKİ, EVLERDE BUNLARA KESİNLİKLE RASTLANMADI. HİÇBİR YERDE BÖYLE BİR OLAY OLMADI.
Türkiye’deki ünlü ağır ceza profesörlerinin önemli kısmından mütalaa aldık. Hocaların hepsi ittifak ettiler, dediler ki “Cinsellikle ilgili suçlamalar hepsi geçersizdir; örgütle ilgili iddialar hepsi geçersizdir, hukuka uygun değildir dolayısıyla beraat etmeleri gerekir”. Ama bakın ünlü hocaların tamamı bunu söylüyor. Yani hakimleri yetiştiren hocalar bunlar. Onlar da bunu çok iyi biliyor hakimler de biliyor, siz de bizim suçsuz olduğumuzu çok iyi biliyorsunuz. Ama kaderin sevkiyle bu oluyor ve çok büyük bir hayırla oluyor. Eğer Allah esirgesin aksi olsaydı bambaşka olurdu.
Şu an hükümetin kurduğu, resmi yani profesyonel olan oluşum Darwinizmin geçersizliğini anlatamıyor. Televizyona çıktıklarında Darwinizm profesörleri ile karşılaştıklarında çekingen davranıyorlar ve bir nevi mağlup oluyorlar. Bana Fransa’dan, Avrupa’dan her yerden Darwinistler geldiler televizyonda karşılıklı konuştuk. Ben dedim ki “Bana bir tane ara fosil getirin, ben size dedim 3 trilyon para vereceğim.” Bakın kaç yıldan beri bekliyorum, tek bir tane ara fosil gösteremediler. Orada mağlup oldular. Milyonlarca ara fosil var diyorlardı, tek bir tane ara fosil gösteremediler.
Ve ayrıca bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi sıfır ihtimal. Çünkü protein oluşması için başka proteine ihtiyaç var. Yani bir protein olmadan başka protein oluşamıyor. Bunları ilk defa duydular. Ve bu televizyonda yayınlandı, canlı yayında. Bizim A9 televizyonunda yayınlandı. Fakat işin acı yanı bizim Bakanımız, Milli Eğitim Bakanımız ki çok dindar ve efendi bir insan; o kilolu şahıs, artık öyle diyeyim kilolu şahıs, ona gitmiş ikna etti Bakanı. Bakan’ın ifadesini geri aldırttı. Sanki Darwinizm şu an geçerliymiş gibi oldu. Darwinizm yeniden patlama yaptı. Halbuki benim karşıma çıkarsalar o kilolu beyi, Darwinizmin D si kalmaz. Fakat içerde tutunca bu böyle oluyor.
Ben hapisten illa çıkayım demiyorum. Ama en azından benim onlara cevap verme hakkım olması lazım. Kitaplarımın serbest bırakılması lazım. CD’lerimin serbest bırakılması lazım. Yoksa bu Darwinist, materyalist sistem çığ gibi gelişiyor. Bayağı tehlikeli bir şey bu. Yani kontrolden çıktıktan sonra yeniden düzeltilmesi son derece güç olur. İçinden çıkılmaz bir durum meydana getirebilir.
BEN 2018’DE TUTUKLANDIKTAN SONRA TAYYİP BEY’İN YÜZÜ HİÇ GÜLMEDİ
Mesela Ak Parti benim zamanımda, ben desteklerken Tayyip beyi, %60’lardaydı oyu. Ben tutuklandıktan sonra %28 lere düştü oyu. Ve akıl almaz bir çökme meydana geldi. Mesela şu an milletvekilleri çıksın Ak Parti’yi savunsun diyorlar; öyle bir milletvekili bulunamıyor şu an. Yine gazeteciler savunsun diyorlar. En iyi Tayyip beyi savunan bendim o zaman, herkes bilirdi. O zaman Tayyip Bey’in morali de çok yüksekti. Ben 2018’de tutuklandıktan sonra Tayyip Bey’in yüzü hiç gülmedi. Halen de yüzü gülmüyor, hep asık yüzü.
Sayın Erdoğan’dan habersiz yapıldı bu operasyon. İçişleri Bakanlığı’ndan habersiz yapıldı. İçişleri Bakanlığı da söylüyor, “Bize haber vermediler” diyor. Sayın Cumhurbaşkanımız’a da haber verilmedi. Ve bu operasyonu yapan Emniyet Müdürü emniyetten sürüldü, gönderildi. Ve kadrosu da gönderildi, o kadro da gitmiş oldu.
Fakat tabi bu olay geride kalmış oldu. Tayyip bey benimle ilgili aleyhimde şu ana kadar tek bir kelime konuşmuş değil. Tayyip Hocamız normalde herhangi bir şey olduğunda bile, i̇şte turpun büyüğü, turpun küçüğü her şeyi söylüyor. Ama benimle ilgili tek bir kelime söylemedi. Çünkü inanmıyor. Bir kumpas yapıldığını o da çok iyi biliyor. Milli istihbarat Teşkilatı onun elinde. Her şeyin doğrusunu biliyor. Sayın Mahkemeniz de biliyor, herkes biliyor. O yüzden benim savunmalarım ancak usulen olabilir. Teknik anlamda olabilir. Yoksa sizin bilmemeniz gibi bir konu tahayyül dahi edilemez. İyi niyetiniz görülüyor.
Fakat mahkemelerin benim yüzümün görülmemesini istemesi çok acayip bir mantık. Sorduğumuzda dolaylı olarak bunu açıkça söylüyorlar aslında. “İnsanlar etki altında kalıyor seni gördüklerinde” diyorlar. Yani “yüzünü gördüğünde, bakışlarını gördüğünde etki altında kalıyorlar.” Hakikaten de unutamıyorlar. Hangi gazeteci olursa olsun, bir parça aleyhimde yazı yazmak istiyor, beni tanımaz, bilmez, dava dosyasından haberi yok, olaylar hakkında bilgisi yok, sadece o cemaate katılabilmek için, o klana katılabilmek için, onlardan aferin alabilmek için, karın tokluğuna ne duyarsa aleyhte onu konuşmak istiyor. Konuştukça da benim gücümü daha da arttırıyor. Peygamber efendimiz sav diyor ki ; “Mehdi’nin sırtını döverler” diyor, “saldırırlar” diyor. “Saldırdıkça o daha genişler, güç kazanır” diyor. Ben de talebesi olduğum için, Mehdi talebesi olduğum için, Mehdi öncüsü olduğum için, benim de güçlenmemi sağlıyorlar. Mesela tanınmayan bir insandım, Türkiye’de en çok tanınan insan haline getirdiler, en etkili insan haline getirdiler. Şu an Türkiye’nin en sevdiği İslam anlayışını ben en güzel şekilde anlatıyorum.
İSRAİL’İN SANHEDRİN’İNİ TÜRKİYE’YE ÇAĞIRABİLİRİM
“Filistin sorununu çözerim dedim, beni görevlendirin” dedim. Ben bunu söyledikten sonra on binlerce Filistinliyi yine şehit ettiler. Bana görev verirlerse hapisten çıkmama gerek yok yani burada durarak söz veriyorum kesin kanaatle söylüyorum Filistin’de olan olayları kesinlikle engellerim. Filistinlilerle İsraillileri kardeş haline getiririm ve ayrıca Rusya-Ukrayna savaşında da her iki tarafın arasını rahatça bulurum.
Rusya’nın derdi kaale alınmamak, onları Avrupalı görmüyorlar, onları kenara itmek isteği var. Halbuki Avrupa ile onlar dost edilirse savaş derhal durur ve ben bunu yapabilecek imkana sahibim. Ben bu kardeşliği sağlayabilirim, yani “kardeşsiniz birbirinizi sevin” demekle olmaz. Bu özel bir mevhibedir, Allah’ın vereceği özel bir imkandır. Ben söz veriyorum Filistin’i Cennet haline getiririm, İsraillilerle Filistinlileri tam kardeş haline getirebilirim. Bana 15 gün süre versinler bu iş biter. Benim hayatımda hiçbir şey istediğim yok.
Eğer bana imkan verirlerse Ukrayna - Rusya savaşını kesin durdururum ki şu an mümkün değil, durmaz. İranla Amerika arasında olayı da durdururum o savaşı da durdururum. Bu konuda söz veriyorum. çünkü İranlılar beni gayet iyi tanırlar. Onlar da Şii, onlar da Mehdi bekliyorlar. Hatta Ahmedi Nejat ve tüm bütün İran’ın önde gelenleri “Mehdi geldi” diyorlar. “Şu an dünyada” diyorlar. Yani bakın bu çok önemli Mehdi geldi, şu an hayatta ve dünyada. “Dünyada barışı sağlayacak odur” diyor. Bunu kim söylüyor? İran’daki tüm cumhurbaşkanları bununla ittifak halindeler. Bütün bakanlar ittifak halindeler, hepsi aynı şeyi söylüyorlar. Dolayısıyla mesela Rusya’da Sn. Putin’in hocası olan kişi, yani onu yönlendiren kişi, İran’a söyledi, “Mehdi konusunu gündeme niye getirmiyorsunuz Mehdi’nin alametlerini söyleyin, konu kökünden hallolsun” dedi. Bütün gazetelere çıktı bu her yerde anlatıldı.
Şu anda dünyada bütün bunların çözümü sevgi ve merhamettedir. Sevgiyi de Allah’ın varlığını ve birliğini çok samimi ve candan ispat ederek anlatmak gerekir. İman olmadan, derin iman olmadan sevgi olmaz, aşk olmaz, muhabbet olmaz.
Eğer bir imkan verirlerse, cezavini de mahkeme salonunu da kullanabilirim; bütün İsrail’I, Sanhedrin’i çağırabilirim. 70 kişilik İsraili yöneten grup var, büyük bir mahkeme bu, Sanhedrin; binlerce yıllık, 3500 yıllık geçmişi olan bir şey, şu an İsrail devleti oraya bağlıdır. Sanhedrin’e bağlıdır. Sanhedrin’deki tüm alimleri ben Türkiye’ye çağırabilirim, oraya toplayabilirim. Filistin alimlerini çağırabilirim. Yani 2 gün 3 gün içinde çözebiliriz, yeter ki bana müsaade edilsin.
Yoksa silahla, kavgayla, tabancayla, tüfekle hallolacak şeyler değil bunlar. Sevgiyle merhametle hallolacak şeylerdir. Bunun dışında bir yol yok, yani bunu ısrarla söylüyorum, ama tam en sonuna kadar beklemek istiyorlar, yani artık içinden çıkılmaz duruma gelinceye kadar. Eninde sonunda bu teklifimi kabul edeceklerini biliyorum. Yani bunu eninde sonunda kabul edecekler, ama çok can alacak bu. Ukrayna askerlerine yazık, Rus askerlerine yazık, Filistinlilere de yazık, İsraillilere de yazık. Bunların hepsine çözüm olur, yani ütopik bişey değil. Mesela Sanhedrin 70’ler Meclisi, Tevrat’ta geçen Musevilerin çok ünlü ve devlete hakim bir kuruludur. Sanhedrin’lileri, Filistinli alimleri ve Müslüman diğer alimleri de kucaklatır ve kardeş arkadaş haline rahatça getirebilirim. Savaş, onların bir telefonuyla anında biter, yani sadece telefon açmalarıyla biter. Bana müsaade etsinler gerisine karışmasınlar, sadece 15 gün müsaade istiyorum. Yani bütün masrafı da bana ait, hepsini de yapacağım söz bir Allah bir. Bunu bizzat vermelerini çok çok istiyorum, bunu yapacağımı da biliyorlar, fakat boş yere bekletiyorlar, neden olduğunu bilmiyorum. Bir hayır vardır.
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri aslında “Benim zamanımda beni Mehdi biliyor talebelerim” diyor, “ziyade hüsnü zan her devirde vardır”, yani insanlara hüsnü zan edilir, “ben de onlara ilişmezdim” diyor, “ama Mehdi ahir zamanın en büyük fesadı zamanında gelecek” diyor. Demek ki fesat daha da ilerleyecek bununla kalmayacak. Her yerde bir hercü merc oluyor. Onun sonucunda Mehdi geliyor.
Bu hercü mercin sonucunda dünyada bütün silahlar kalkacak, Mehdi devrinde bakın hiçbir devlet silah üretmeyecek artık. Bütün silahlar kaldırılacak, atom bombası da dahil. Hiçbir silah bırakılmayacak. Dünyanın her yeri barışla dolacak, sevgiyle dolacak. Bu Tevratta da, hadislerde de geçen, dünyanın son zamanlarında olacak olan büyük bir olay. Hicri 1506 ya kadar bu devam edecek. 1543’e kadar Bediüzzaman “Bu Mehdi cemaati, gizli ve mağlubiyet içerisinde vazife-i tenviriyesine, yani insanları tenvir etme, aydınlatma vazifesini 1543e kadar yapacak” diyor. “1543 te bir devrim olacak”, yani “dinsiz, Allah’sız bir devrim olacak” diyor, bu devrimin sonucu da Hicri 1545’e kadar devam edecek diyor. Akşam vakti, “İstanbul’da akşam vaktinde kıyamet kopacak” diyor 1545 yılında. Yani şu an 60-65 senelik bir dönem var İslam’ın hakim olacağı ve Mehdi’nin ve İsa Mesih’in çıkacağı dönem.
İSLAM’IN DÜNYA HAKİMİYETİNİ GÖRECEĞİM
Bunları hep birlikte göreceğiz bütün gençlerimiz herkesin gönlü rahat olsun, Allah’ın Resulü’nün dediği her şey teker teker çıktı. Mesela “2 uçlu kuyruklu yıldız çıkacak” diyor. “Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikametine gidecek ve hepsinden parlak olacak” diyor. Bunu hiçbir bilim adamı bilmiyordu. İmam-ı Rabbani’nin mektubunda var bu hadis, aynısıyla çıktı. Yeri yerinden oynatacak bir şey, fakat korktular bazı Müslüman alimler, çünkü bunu söylediğinde Mehdi’yi kabul etmiş olacaklar. Mesela “Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor bu da aynısıyla oldu. Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulması. Yüz bin yıl olmayan bir şey oldu. Bakın Ramazan ayında 2 kere üst üste 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları.
Bu olan olayların tamamı en ince detayına kadar anlatıldığı halde, Peygamberimize salavat getiren, Peygamberimizi çok sevdiğini söyleyenler Peygamberimizin 100’e yakın ahir zaman alametinin aynısının çıkmasına rağmen, bunu söyleyemiyorlar kıskançlık ve hasetten. Çünkü bir Mehdi öfkesi ta Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin devrinden beri var. Hz. Ali’yi şehit etmelerinin nedeni Mehdiliktir. Mehdi’nin büyük çaplı olmasıdır. Hz. Hüseyin’i şehit etmelerinin nedeni Mehdiliktir. Hz. Ömer’i şehit etmelerinin nedeni Mehdiliktir. Mehdilikten bahseden herkesi şehit ettiler. Mesela orada da çok acı bir olaydır çok çok acı bir olay. İslam tarihinde ilk defa Türkiye de yetmiş bin camide, yetmiş bin camide birden Mehdi gelmeyecek diye vaaz verildi. Bakın Mehdi korkusuna bakın. Yetmiş bin camide birden Mehdi gelmeyecek diye vaaz verildi. Bu dehşet vericidir ve bu uğursuzluk getirir, uğursuzluk getirir, uğursuzluk getirir. Bu doğru değil.
Abbasiler döneminde de Memlüklüler döneminde de Mehdiyete karşı çok şiddetli tavır aldılar. Mesela Muhyiddin Arabi hazretleri Mehdi’yi anlattığı için şehit edildi. Ehl-i Beyt imamları, 12 İmam ve diğerlerinde de mesela Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’in bütün evlatları o nesilden Mehdi gelecek diye şehit ettiler, Mehdi çıkacak diye.
Halen de korkularının nedeni bu. Mehdi istemiyorlar, şirk sisteminin devam etmesini istiyorlar. Mehdi gelince şirk sistemi biter. Zenginlik her yerde yayılacak. Peygamberimiz diyor “mal aynı seviyede yayılacak, herkes zengin olacak” diyor, “hatta fakirler aldıkları malı geri vermek isteyecekler ve alan utanacak malın çokluğundan dolayı, malı dağıtan kişiler de, biz dağıttığımız malı geri almayız diyecekler” diyor. “Savaşlar duracak. Zehirli hayvanlar yani kötülük yapan hiç kimse kalmayacak. Dünya kardeş olacak ve Allah’tan başka hiçbir şeyden bahsedilmeyecek. Mehdi’yi insanlar büyük bir aşkla kucaklayacaklar” diyor Peygamberimiz. Bunu ilk başta kabul etmiyor Mehdi, diyorlar ki “Bak dünya fesada gitti, İslam alemi mahvoldu. Senin biz biliyoruz Mehdi olduğunu inkar etme, direnme” diyecekler. Hayır “Ben Mehdi değilim diyecek” diyor. O zaman işte alametlerini sayacaklar; yüzündeki alametler, vücudundaki alametler o sırtındaki ben hepsini anlatacaklar. Buna rağmen Mehdi yine kabul etmiyor, en sonunda diyorlar ki o devrin devlet gücü “Seni öldürürüz” diyor, “İslam alemi mahvolacak, mutlaka kabul et” diyorlar, o zaman kabul ediyor.
Kudüs şehrine gidiyor Hz. Mehdi. Hristiyanlar Museviler hepsi toplanıyorlar. Onlar da fesadın farkındalar, kurtuluş arıyorlar. Kudüs’e gittiğinde Hz. İsa’yı talebeleri işte orada ilk defa getirecekler. Nurlu, sarışın hafif kahverengi saçlı, uzunca boylu ortadan biraz uzun, atletik vücutludur. Elinden yüzünden nur akıyor. Dünyalar güzelidir. Orada namaz kılmaları gerekecek. Buhari, Muslim’de Kütüb-i Sitte’nin tamamında var bu hadisler. Bunu neden Diyanet gizliyor, ben onu anlamış değilim. Yani Sünen-i İbn Mace, Sünen-i Ebu Davud bütün Kütüb-i Sitte çaka çaka dolu Mehdi hadisleriyle. Ödleri kopuyor Mehdi çıkacak diye. İsa Mesih diyor ki, Mehdi’ye “Namaz kılacağız, buyurun siz geçin kıldırın namazı” diyor, Mehdi kabul etmiyor, en sonunda Mehdi’yi hafifçe omuzundan iterek namaza geçirttiriyor. Mehdi’nin yine içi rahat etmiyor. Geri dönüyor. Ya diyor “sen daha layıksın” diyor. “Bak şimdi ben sana bir şey söyleyeceğim” diyor Hz. İsa, “ben seni imam olarak görüyorum” diyor, “dünyanın imamı.” “Sözümü dinle o zaman” diyor. Hakikaten imam olunca, onun sözü geçerli olduğu için, imamette onun hakkı olduğu için, o zaman kabul ediyor, daha önce kabul etmiyor. Bu namazdan sonra Hristiyan alemi Müslümanlığa kaydoluyor. Yani bütün Hristiyan alemi Muhammedi Hristiyan olacak. Muhammedi Hristiyan. Yani Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul edip Muhammedi Hristiyan olacaklar. Ondan sonra tek din kalıyor; İslam. Ama Hz. İsa ve Mehdi’nin birleşmesinden sonra, dünya hakimiyetinden sonra 7 veya 9 senedir dünya hakimiyeti. Bütün Kütüb-i Sitte’nin hepsinde var.
Sonra “Mehdi feceten”, şu an beni öldüremezler; yani talebesiyim, öncüsüyüm. O aklı evveller sevinmesinler boşuna. “Mehdi, feceten; ani bir ölümle ölür” diyor. Yedi veya dokuz senedir dünya hakimiyetinden sonra.
Ben bu dünya hakimiyetini göreceğim, talebesi olarak. Yani onun için boş yere uğraşmasınlar, boş yere çırpınmasınlar.
Mehdi'nin kaderinde durdurulmak yok. İsa Mesih'in kaderinde durdurulmak yok. Deccal'in kaderinde yok. Süfyan'ın da kaderinde yok.
Bakın Süfyan'ı şu an kimse durduramıyor. Deccal'i de kimse durduramıyor. Mehdi'yi de kimse durduramaz. İsa Mesih'i de kimse durduramaz. Kaderlerinde yok.
Hatta Hazreti Ömer (ra), bir çocuk, bir genç delikanlı görüyor, Peygamberimiz diyor ki, “Bakın aynı Deccal'i yüzü” diyor. Hazreti Ömer onu öldürmeye kalkıyor, kılıcını çekiyor. “Madem Deccal o” diyor. Peygamberimiz diyor ki; “Eğer o Deccal ise, onun kaderinde yok, sen zaten öldüremezsin onu” diyor. Bakın bu çok önemli.
Yani “Süfyan” diyor, “İslam Deccal'i” diyor. İslam Deccal'i, Süfyan. “Öldüremezsin, o kaderinde yok” diyor. “Ama o değilse, ona benziyor diye de öldüremezsin” diyor. O zaman Hazreti Ömer kılıcını kınana geçiriyor. Bu da ünlü bir hadistir.
Dolayısıyla şu an ahir zamanda bu fesadın çözümünü siyaset ile arıyorlar. Ya Peygamberin hadislerine baksanıza mübarekler. Peygamber ne demiş; ahir zamanı çok hayati görmüş. Tevrat'ta, Kuran'da uzun uzun ahir zaman anlatılıyor. Çözümü de gösterilmiş. Ahir zaman alametleri uzun uzun anlatılmış. Umurlarında bile değil. Habire siyasetle…
Siyasetle halledemezsiniz, siyasetle halledemezsiniz. Ancak Mehdiyetle hallolur. Ancak İsa Mesih'le beraber hallolur.
İsa Mesih de Mehdi’nin şahididir. Yani bütün Hıristiyan alemine, o kişiyi bir Mehdi olarak gördüğünü söylüyor. Onun imamlığına, ona biat edecek. Yani Hz. İsa'ya. Bunu nerede görüyoruz? Sahih-i Buhari’de. Sahih-i Buhari; Diyanet İşleri Başkanı’nın üstünde tapu gibi damgası var. Diyor ki “Bu esere güvenebilirsiniz, okuyabilirsiniz, geçerli” diyor. O zaman itibar etsene mübarek.
Yani çözümü kendileri bulmaya kalkıyorlar. Peygamberin sözünü hiçe alıyor birçok kişi. Peygamber hangi tarihiyle, vaktiyle alametleri bildirmiş? Ne alametlerle ilgileniyorlar; yüze yakın alamet var, ne gösterdiği çözümle ilgileniyorlar. Bu sefer Allah yani akıl almaz perişan ediyor. Başlarını bir o kayaya vuruyorlar, başlarını bir oraya vuruyorlar. Ya kafanı oradan oraya vuracağına Peygamberin dediğine uysana mübarek. Uy kurtulacaksın. Öbür türlü kurtulamazlar. Açıkça söylüyorum yani hiçbir şekilde başka kurtuluş yolu yok. Tek kurtuluş budur. Peygamberin belirtmesi; Tevrat'ta da aynısı belirtiliyor. Tevrat'ta da “savaşlar duracak, silahlar kalkacak” diyor. Aynısı anlatılmış. Peygamberimizin anlatımlarının aynısı.
Dolayısıyla yani burada, siyasetçi büyüklerimiz tabii birçoğu bunun farkındadır ama, tabii onlar şimdi çıkıp hadisi anlatamıyorlar, çekiniyorlar. O zaman bana imkan verin, ben anlatayım.
Yani gelenekçi Müslümanların epey bir bölümü, Abbasilerin, işte Memlükler’in, eski dönemlerde Mehdiyet'ten nefret ediyorlardı. Akıl almaz öfkeliydiler. Yani Ehl-i Beyt’i acımasızca şehit ettiler. Hazreti Hüseyin'in başını kestiler. Acımasız ve çok korkunç zalimdirler.
Yani müşriklere, Allah'ın Peygamberini hiç yerine koyan adamlara itibar değil; Peygamberimizin hadislerine tam itibar eden, tam bağlanan kişilere itibar edilmesi lazım. Onların sevilmesi ve ona göre hareket edilmesi lazım.
Eğer Kuran'ı esas alıyorlarsa, Kuran'da Yusuf kıssası alenen ahir zamanı anlatıyor. Yani kadınların korkutularak; ki zaten o devirde Hazreti Yusuf'un kaldığı evdeki kadın, siyasi lider de çok güçlüydü, o korkuttu kadınları. Kadınları çırılçıplak oraya dizdi. Hazreti Yusuf'u da oraya çağırdı. Tuzak kurdu. Hazreti Yusuf da iffetinden dolayı kabul etmedi. Ama kadınlara iftira attırdılar. Ve bununla netice aldırttılar.
Ve bu ayet neyi anlatıyor Yusuf Suresi? Bunu anlamamak için, anlamamak için aklında bir insanın eksiklik olması lazım. Yusuf Suresi'ne benzeyen bir olay tarihte hiç olmadı. Hiç görülmedi. İlk defa ahir zamanda, bizim zamanımızda oldu.
Kadınları tehdit ederek, baskı yaparak işte “Sizi tutuklarız. Ömür boyu hapisten çıkamazsınız” diyerek, tedirgin ederek bizlere iftira attırdılar. Çocuklar mecbur kaldılar iftira atmaya. Hatta ben ne dedim? “İftira atın da çıkın” dedim. Yani bu devirde. Mahkemede gördüğümde; yani “çıkabilirler” dedim yani, inşaAllah.
Ashab-ı Kehf de mesela bakın; daha önceki yıllarda müebbet hapis vardı; yani binlerce yıl, yüzlerce yıl hapis cezası yoktu. İlk defa ahir zamanda oluyor. Ashabı Kehf kıssasında yüzlerce yıl hapisten bahsediliyor. İlk defa ahir zamanda oldu halbuki bu.
Ve orası bahsedilen yer; tam tipik bir hapishaneden bahsediliyor. Geniş alanı olan, güneş yandan vurur deniyor. Tam tipik bir hapishane. Ondan sonra, o devrin insanları onlara muhalifler. Yani çok şiddetli karşılar. Ashabı Kehf'in tam anlamı şu anda ahir zamanda zuhur etmiş oldu. Ve arkadaşlarıma çok esaslı şekilde baktığını görüyorum. Allah, ahir zamanı Kuran'ında çok detaylı anlatmıştır. Bu kıssa surelerinin büyük bir bölümü, ahir zamanı anlatır. Asr Suresi, diğer sureler, ebcetleriyle de, detaylı olarak ahir zamanı anlatır.
Fakat dikkat ederseniz ne Mehdi’den bahsediliyor ne ahir zamandan bahsediliyor. Her şeyi “Biz çözeriz” diyorlar. Biz yaparız dedikçe de Allah perişanlık meydana getiriyor. Bu yüzden yani Kuran'a dönülmesi, Peygamberimizin hadislerine dönülmesi çok önemli. Ona göre hareket edilmesi, Peygamberin tavsiyelerine göre hareket edilmesi ve Tevrat'ın da hükümlerine göre hareket edilmesi. Çünkü Tevrat'ı da Allah Kuran'ında övüyor. “O bir nurdur” diyor Tevrat için. “Bir hidayet kaynağıdır” diyor. Yani Tevrat'a tavır alınması çok çok büyük bir hata. O da bereketsizlik getirir. Allah Kuran'ında Tevrat'ı ve İncil'i övüyor. Her ikisinin de “hidayet kaynağı olduğunu” söylüyor.
Şimdi bakın Museviler şu an Mehdi'nin, Moşiah'ın geldiğinden eminler. Sanhedrin’i de o yüzden kurdular zaten. Hıristiyanlar da eminler Mehdi'nin geldiğinden. Mehdi konusu İncil'de de geçer, Tevrat'ta da geçer. İncil'deki geçiş şekli de, genelde “Dünyanın Kralı” olarak geçiyor. Çok iyi bilinen bir şeydir. Hz. İsa diyor ki “Ben gideyim ki”, Faraklit, Mehdi'nin ismidir. “Faraklit gelsin. Ben gitmezsem Faraklit gelmez” diyor. Yani “Mehdi çıkmaz” diyor. “Ben onun öncüsüyüm” diyor Hz. İsa aleyhisselam.
Allah Kuran'ında, şeytandan Allah'a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla: Allah bizim Peygamberimiz Hazreti Muhammed'e diyor ki “Senden, İbrahim'den, Musa'dan, Nuh'tan”, peygamberleri sayıyor. “Hepinizden büyük bir söz aldım” diyor. “Benim elçim, tebliğcim geldiğinde, ona yardım edeceksiniz. Bu sözümü kabul ettiniz mi?” diyor. Allah'a zer aleminde peygamberler, “Bu gelecek olan tebliğciye, bak peygamber demiyor. Tebliğci. “Bu tebliğciye yardım edeceksiniz” diyor. İsa Mesih’ten ve peygamberlerden söz alınıyor.
Bu kastedilen kişi Mehdi'dir Kur’an'da. Allah'ın söz aldığı iki ayet var. “Bu ağır ahdimi aldınız mı?” diyor Allah peygamberlere zer aleminde. “Onu gönderdiğim vakit, ona yardım edeceksiniz” diyor. Peygamberimiz de “Ben yardım edeceğim ya Allah” diyor, Rabbim” diyor. “İsa Mesih de ben onunla karşılaştığımda ona yardım edeceğim” diyor. İsa Mesih bu sözü yerine getirmek için dünyaya geliyor şu an. Yani Mehdi'ye yardım etmek için, Kuran'da Allah'a verdiği sözü için.
Peygamberimizin verdiği söz de, Peygamberimiz Mehdi'yle ilgili yüzlerce hadisle Mehdi'ye destek olmuştur. Mehdi'nin bütün alametlerini saymıştır. Ve Mehdi'ye en büyük desteği sağlamıştır. Dolayısıyla her ikisi de sözlerini yerine getirdiler. Bakın bu ayetten de çekiniyorlar. Bunu da söyleyemiyorlar. Acayip tevillere gitmeye kalkıyorlar. Halbuki yani nereye kaçarlarsa kaçsınlar, gerçekler kapatılamaz.
Benim mesela başörtüsüne karşı olduğumu zannediyorlar. Ben başörtüsüne karşı değilim. Ahzab Suresi’ndeki ayete göre, mümin kadınlar eğer risk altındaysa, onlara laf atılıyorsa, genişçe bir kıyafetle örtülmeleri gerekiyor. Bu doğru.
Fakat Nur Suresi’nde başörtüsü diye bir hüküm yok. Çünkü bakın diyor ki Allah “başörtüsü”, yine bakın bütün tefsirlere, göreceksiniz. “Başörtülerinizi” diyor. “Başörtünüzden sarkan kısmı, göğüslerinize vurun dedi” diyor. Ya mübarek bak, bu kadar aklı başında insansınız. Zaten başında örtü vardı, iki kere başörtüsü olur mu? “Başörtülerinizden sarkan kısmı” diyor.
Başörtüsü varsa Allah başörtüsü bir daha niye desin. “Göğüslerinizin üstüne vurun” diyor. Biz de diyor. “Biz de bunu duyunca” diyor, hadislerde anlatılıyor, “evlerimize gittik, eteklerimizi kestik, kara kargalara döndük” diyor. “Başörtüsünün üstüne, bir örtü daha attık” diyor.
Bakın ama “göğüs örttük” demiyor. Halbuki Allah göğüslerini örtmelerini söylüyor. Çünkü bunların, göğüsleri açık kadınların. Bakın Allah ayaklarına dolandırıyor. Buna cevap veremediler. Ve 1400 sene bunu fark edememişler. Hatta 1350 sene falan fark edememişler. Başörtüsü varken Allah “başörtüsünü örtün” der mi? Ve göğsü açık, “göğsü kapattım demiyor” hiçbiri. “Göğsün kapatılması gerekir” demiyor.
Nur Suresi kadınların özgürlüğünden bahseder. Kıyafet özgürlüğünden bahseder.
Ama Ahzab Suresi'nde vardır. Yani kadınlar risk altındaysa, örtülerini dediği; yani pardesü gibi, çarşaf gibi düşünebiliriz, bir örtüyle örtünmeleri lazım. Eğer iffetlerine yönelik bir şey varsa; yani insanlar laf atıyorsa, rahatsız ediyorlarsa, güvenlik olarak böyle olmasını Allah ayetinde söylüyor, tavsiye ediyor.
Dolayısıyla ben tarikatlara, cemaatlere, falan karşı değilim, hepsini çok seviyorum.
Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, bana “büyük oğlum” diyordu, o kadar çok seviyordu. Ben de çok seviyordum Şeyh Nazım'ı. Mahmut Efendi'ye de defalarca gittim, elini öptüm, dergahına gittim. Şeyh Efendi'leri ben çok severim. Onlar da beni severler. Mesela Menzil cemaatini de çok severim. Hüseyin Hilmi Işık'ın ta eczanesine gitmiştim, tanışmak üzere, yani o devirlerde. Yani benim müminlere karşı bir öfkem yok. Ama yani mesela onların içinden samimiyetsiz, nefret insanları çıktığı oluyor. Ben buna karşıyım.
AK Parti'nin iktidar olması da çok iyi bir şey. Çünkü dindarlara elinden geldiği kadar imkan sağlıyor ama, asıl olan iman hakikatleridir, İnsanlarda imansızlık çok. Cami yapmayla hiçbir netice alınmaz. Yani kütüphane açmayla da, dünyanın en büyük kütüphanesi açılıyor, içinde kitap yok. Sol eserler var, hikayeler var. Yani iman hakikatlerini anlatan, Kur’an mucizeleri anlatan benim kitaplarım orada olsa, akıl almaz etkili olur. Müthiş etkili olur. Oraya gidenler eski hikayeleri oturup okuyorlar. Bomboş kütüphaneler dikkat ederseniz bakarsanız. Dünyanın en büyük kütüphaneleri. Türkiye'nin en büyük camilerinin içi bomboş. Çünkü iman hakikatleri anlatılması lazım. Kur'an mucizeleri anlatılması lazım. Bunu anlatan kimse yok. Diyanet bu işi yapamıyor. Yapamadığını defalarca söylediler. Her yeni Diyanet İşleri Başkanı geldiğinde söylüyor. “Bizim etkimiz olmuyor” diyor.
Ben hatta Ortaköy'deyken, bizim evimiz Ortaköy'de ve Büyük Nusretiye Camii'ne gelirdim namaz kılmaya. Ben gittikten sonra orada cuma cemaatinde saf olmuştu böyle çok, kat kat, yedi kat, altı kat, sekiz kat falan cemaat, gençler gelmeye başlamıştı. Oranın çok mübarek çok değerli bir hocası vardı. Fatih Sultan Mehmet'e benziyor. Kıraati de çok güzel. Ya hocam dedi. Böyle bağdaş kurduk oturduk. “Biz konuştuğumuzda dedi adamın dini var” dedi. “İmanını onu da kaybediyor” dedi. Yani “biz konuştuğumuzda var olan imanı da gidiyor”. “Ama sen konuştuğunda hepsi iman ediyor maşaAllah” dedi. “Ya estağfurullah hocam” dedim. “Olur mu öyle şey?” dedim, “Yok” dedi. “Gerçekten böyle. Görüyorsunuz” dedi. Yani bayağı emin bu hususta. Söylemişti.
Hakikaten benim etki gücüm yüksek. Onun için kimseyle görüştürmemeye özen gösteriyorlar, etki altında kalır diye.
Ama yüzümün görünmemesini çok önemli görüyorlar. Özellikle göz göze gelmeyin ve etkisi altına girmeyin. Zaten televizyonda bakması da yeterli adam için. Resmimi görmesi de yeterli. Adımı duyması da yeterli. Yani şu an solun, komünizmin kabusu oldum. Yani ben varken komünizmin adım atması imkansız.
Öcalan ne dedi? Komünizm bitmiştir dedi. Doğru söylüyor. Bitiren kim? Ben ve arkadaşlarım. Darwinizm bitince komünizm ayakta kalmaz. Lenin diyor ki “Komünizmin kökeni Darwinizmdir, Darwinizm yoksa komünizm olmaz” diyor. Ben ne yaptım? Darwinizmi kökünden hallettim. Onun için Türkiye’de solun gücü tamamen gitti.
Ama benim idealim inşaAllah öyle olur, dindar bir sol. Özgür Özel çok masum terbiyeli biri. O da bizi önce yanlış tanıdı ama sonra düzgün tanımaya başladı, inşaAllah iyi olacak. Diğer CHP kadroları da öyle. Ben Sayın Kılıçdaroğlu’nu da çok severim, çok efendi, dindar bir insandır. CHP’liler genellikle dürüst insanlar, ben inanmıyorum onların öyle kötü şeyler işlediklerine, kötü şeyler yapacaklarına inanmıyorum.
Ama daha önce onlar etkin pişmanlık konularını falan bilmiyorlardı. Kızlar çıkmış anlatıyor daha ne olsun. Baktılar ki hakikaten iftira atılıyormuş, hakikaten oyun oynanıyormuş. Bize yapılan oyunu kendileri karşılaşınca anladılar. Daha önce tarif edip anlatıyorduk inanmıyorlardı, bizzat görünce çok kanaatleri geldi. Hatta şu an etkin pişmanlık kanunun kalkmasını istiyorlar. Ki ben kalkacağını düşünüyorum.
BEN KİMSENİN MÜEBBET HAPİSTE KALMASINI İSTEMEM.
MEHDİYET DEVRİNDE BÜTÜN HAPİSHANELER BOŞALACAK.
Ben hiç kimsenin müebbet hapiste kalmasını istemem, onu da söyleyeyim. En fazla, yanlış bir görüşü varsa, eğitilebilir, anlatılır, aydınlatılır bilgilendirilir. Şu an 500 bin kişi neredeyse hapiste, dehşet verici bir şey, böyle olmasını istemem ben.
Mesela “Mehdiyet devrinde hapiste hiç kimse kalmaz” diyor Peygamberimiz, “bütün hapishaneler boşalır” diyor, doğru olan da budur. Eğitmek esastır, İnsanlar hapishanelerde perişan oluyor. Mesela hırsızsa daha beter hırsız oluyor, katilse daha kapsamlı katil oluyor, yani orası eğitim yeri değil.
Büyük bir iman hamlesi, büyük bir inanç hamlesi yapılması gerekiyor; şu an bırakılmış vaziyette. Sadece cami açılıyor. Adam camiyi ileride kütüphane haline de getirebilir, spor salonu haline de getirebilir Allah esirgesin. Betondan, taştan bir şey olmaz. Asıl onun içindeki insanlar çok önemli.
Peygamber Efendimiz (sav) söylüyor “Ahir zamanda Mehdi devrinde camiler süslenir, minareler yükselir, büyük camiler yapılır, fakat içleri bomboştur” diyor, aynısı oluyor şu an. İçine kaliteli insanlar, kaliteli gençliğin doldurulması lazım.
Benim anlattığım İslam dışında bir İslam’ı, kaliteli insanların, Z kuşağının kabul etmesi imkansız görünüyor. Ama kime sorsanız Z kuşağında, hepsi benim anlattığım İslam anlayışını kabul ediyorlar. Hocamız çıksa da neşelensek bir kendimize gelsek diyorlar. Gençler içlerine kapandılar. Şu an içlerinden eğlenmek gelmiyor, ne çalışmak istiyorlar, milyonlarca genç içine kapandı.
Uyuyanlara gelince, gerçekleri görünce çok şiddetli etkilenmişlerdir; insanlarda öyle olur, içine kapanma olur. Mesela bana negatif bakıyorsa, ızdırap verir, ona çok acı verir ve uyku verir tabii ki, başka bir çözümü yoktur. İnsan kendini uyuşturarak onu unutmak ister bazen. Saygılarımı sunuyorum arkadaşlara. ilk defa bu şok gerçeklerle karşılaşıyorlar, inandıklarından bambaşka şeylerle karşılaşınca, müthiş bir psikolojik sıkıntı verir, ben onlara da Allah’tan hidayet diliyorum.
Güzel bir devirdeyiz, hayırlı bir devirdeyiz, Peygamberimizin müjdelediği bir devir. Kimse içine kapanmasın, kimse acı çekmesin. Mehdiyet bereketle, güzellikle gelecek. Peygamberimiz bizi hiçbir zaman başı boş bırakmadı, Allah bizi hiçbir zaman başıboş bırakmaz. Dertler, belalar, hastalıklar verildiğinde ona çözüm de verilir.
Mesela ‘duhan zuhuru’ meydana geldi; Dabbetül-arz zuhur etti. Mesela dabbetül arzı, İslam’ın hakimiyeti için Allah meydana getirdi; dabbetül arz ile şu an dünyanın her yerinde konuşuluyor; bilgisayarlarla insanların evine girmek, onlara tebliğ yapmak mümkün hale geldi. Dabbet-ül arz tam Kuran’da ve hadislerde tarif edildiği gibi zuhur etti. Duhan da (Covid-19) mesela ezanlar okundu, herkes evlerine kapandı, maskeler taktılar; duhan zuhuru da oluştu. Yani Peygamberimizin ahir zamanda olacağını söylediği ne varsa hepsini gördük ve görmeye de devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde çok büyük ve önemli olaylar olacak, bakın çok büyük ve önemli olaylar. Ben bunu ta yıllar önce mahkemede de söyledim, “Bu, bu şekilde kalmayacak, gittikçe yaygınlaşacak bu alametler” dedim ve aynen dediğim gibi oldu. Mahkeme kayıtlarına bakmak isteyen bakabilir.
Dolayısıyla hiç kimsenin solmasına, içine kapanmasına gerek yok. Herkes zengin olacak, herkes ferahlık içinde olacak, küsler barışacaklar, öfke kalmayacak dünyada. İslam’ın gerçeği ortaya çıkacak. Allah’ın vaadi.
Kuran’da Nur Suresi’nin 55. ayetinde Allah İslam’ı dünyaya hakim edeceğini açık açık belirtiyor. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Korkularınızın ardından sizi güvenliğe kavuşturacağım” diyor Allah ve “İslam’ın hakim olmadığı hiçbir yer kalmayacak” diyor. İsa Mesih için de “Sen geldiğinde, sana inanmayan hiç kimse kalmayacak” diyor, “herkese iman ettireceğim” diyor ayette, “sana inananları kıyamete kadar küfürün üstünde tutacağım” diyor. Her ikisi de dünya hakimiyeti ile ilgili ayetler; bunları da göreceğiz. Yani İsa Mesih ile ilgili Allah’ın verdiği müjde müthiş; “sana inananları”, ki Müslümanlar da Hristiyanlar da inanıyor, Museviler de inanacaklar; “Sana inananları kıyamete kadar küfürün üstünde tutacağım ve İslam senin zamanında hakim olacak” diyor Allah İsa Mesih için. Üç ayet var İsa Mesih ve hakimiyetle ilgili, bunları da inşaAllah göreceğiz. “Ahir zamanda, Mehdi zamanında uyuyan uyanacak” diyor, “uyanık olanlar da oturacaklar” diyor peygamber söylüyor bunu. Tarif etmediği hiçbir şey yok Peygamberimizin.
Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarız. 05.02.2026