SAYIN AKIN GÜRLEK’İN ADNAN OKTAR DAVASI HAKKINDA YETERLİ BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞI ANLAŞILMAKTADIR
Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek, tutuklu ve hükümlülerin avukat görüşleriyle ilgili yapılacak yeni düzenleme hakkında açıklama yaparken Adnan Oktar Davası’nı örnek olarak göstermiştir. Sayın Bakan’ın açıklamasına saygı duymakla birlikte vermiş olduğu örnekten Adnan Oktar davası hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı görülmüştür. Anlaşılan o ki Sayın Ekrem İmamoğlu’na getirilmesi planlanan avukat görüş kısıtlılığına kamuoyundan ve CHP tabanından tepki gelmesini engellemek için müvekkilin adı kullanılarak bir algı çalışması yapılmaktadır.
Öncelikle, müvekkil Adnan Oktar Sayın Akın Gürlek’i tebrik etmekte, yeni görevinde başarılar dilemektedir. Bu vazifesini güzellikle, hayırla, vatanımıza ve milletimize faydayla yerine getirmesi için dua etmektedir. Göreve yeni gelen Bakanların kimi zaman danışmanları ve bazı bürokratlar tarafından yanlış veya noksan bilgilendirilmeleri ülkemizde sıkça rastlanan bir durum olduğundan, bu hatalı açıklamayı anlayışla karşılamaktadır. Gerçek ve doğru bilgileri öğrendiğinde bu hatalı ifadesini düzelteceğine de güvenmektedir.
8 yıl önce, avukat görüş kısıtlılığı kimseye uygulanmazken müvekkil Adnan Oktar’a uygulanmaya başlanmıştır. Üstelik şu anda açıklandığı üzere kanuni bir düzenleme yapılarak değil, mevcut kanunlar ihlal edilerek avukat görüş kısıtlılığı getirilmiştir. Mahkemeden müvekkil Adnan Oktar’a özel, kanuna aykırı karar çıkartılmıştır. Bu aleni hukuksuzluk söz konusu müvekkil olunca bazı gazeteciler, yorumcular ve akademisyenler tarafından da sevinçle ve adeta alkışla karşılanmıştır. Şimdi açık bir savunma ve hak ihlali olan bu durum yasalaştırılmaya çalışılmakta, kamuoyundan gelecek tepkileri durdurabilmek için de yine müvekkil Adnan Oktar’ın ismi kullanılmaktadır.
Sayın Bakan’ın böyle bir algı çalışmasına tevessül etmeyeceğine ve ihtiyaç duymayacağına güvenmekle birlikte, konuyla ilgili olarak doğruların bilinmesi ve anlaşılması açısından aşağıdaki hususları kamuoyunun bilgilerine sunarız:
1. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN 292 AVUKATLA GÖRÜŞMESİ GİBİ BİR OLAY HİÇBİR ZAMAN YAŞANMAMIŞTIR. Müvekkil Adnan Oktar’ın dosyalarına takip eden avukatları 3-4 kişidir. Müvekkil düzenli olarak sadece bu avukatlarla görüş yapmaktadır. Kimi zaman yargılandığı davanın büyüklüğü ve sürekli açılan yeni soruşturmalar ve mahkemeler sebebiyle farklı avukatlarla görüşme ve fikir alışverişinde bulunma ihtiyacı oluşmaktadır. ANCAK, MEDYADA REYTİNG VE SANSASYON AMACIYLA ORTAYA ATILAN 292 AVUKAT SAYISI HİÇBİR ZAMAN DOĞRU DEĞİLDİR.
ÖNCELİKLE BU RAKAM SÖZÜNÜ ETTİĞİMİZ 4-5 AVUKATIN 3 AYLIK BİR DÖNEM BOYUNCA, GÖRÜŞLER ESNASINDAKİ TOPLAM GİRİŞ VE ÇIKIŞ SAYISIDIR. 292 FARKLI AVUKATIN GÖRÜŞE GELMESİ DEĞİLDİR. CEZA İNFAZ KURUMLARINDA AVUKATLARIN HER GİRİŞİ ÇIKIŞI KAYIT ALTINA ALINMAKTADIR. ZAMAN ZAMAN AVUKATLAR TAKİP ETTİLERİ DOSYALARLA İLGİLİ TELEFON GÖRÜŞMESİ YAPMAK YA DA İNSANİ İHTİYAÇLAR İÇİN ÇIKIP YENİDEN GİRİŞ YAPABİLMEKTEDİR. AYNI AVUKAT GÜNDE BİRKAÇ KERE ÇIKIŞ YAPTIĞINDA HER DEFASINDA KAYIT YAPILMAKTADIR. HER GİRİŞ ÇIKIŞ SANKİ FARKLI BİR AVUKAT GELMİŞ GİBİ SAYILARAK BASINA LANSE EDİLDİĞİ İÇİN MÜVEKKİL İLE GÖRÜŞEN AVUKAT SAYISI MAKUL VE SINIRLI OLDUĞU HALDE OLAĞAN DIŞI BİR DURUM VARMIŞ İZLENİMİ OLUŞTURULMAKTADIR. Böylece müvekkil hakkında uygulanan hukuksuz avukat görüş kısıtlamasına sözde zemin oluşturulmakta, halkı hukuksuz uygulamalara ikna etme politikası izlenmektedir. Anlaşılan o ki Sayın Akın Gürlek sadece kendisine verilen bilgi ile yetinmiş, avukatların giriş çıkışlarını gösteren rapor ve kayıtları incelememiştir. Eğer bu raporları ve kayıtları incelemiş olsaydı düzenli görüş yapan avukatların sayısının 3-4’ü geçmediğini, hayatın olağan akışına aykırı bir sayıda avukat geliş gidişinin olmadığını kendisi de kolaylıkla görebilirdi. AYRICA MEVCUT DURUMUN GERÇEĞİNİ CEZAEVİ VEYA SAVCILIĞA SORARAK DA TEYİT EDEBİLİRDİ. 292 AVUKAT RAKAMI HİÇBİR ŞEKİLDE DOĞRU OLMAMAKLA BİRLİKTE, ORTADA GERÇEKTEN BİR SUÇ ÖRGÜT OLSA 292 GİBİ ABARTILI BİR SAYIDA AVUKAT KULLANMAK GİBİ SON DERECE DİKKAT ÇEKİCİ VE FAYDASIZ BİR YÖNTEMLE SÖZDE ÖRGÜTÜN YÖNETİLMEYECEĞİ DE AÇIKTIR. İnsanların bir kısmının düşünmeden ve irdelemeden duyduğuna inanma, duydukları üzerinden yorum yapma psikolojisini kullanmaya ve bu şekilde algı yönetmeye yönelik açıklamalar bir hukuk devletinde karşılığı olmayan hususlardır.
2. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR GİBİ ÇOK SAYIDA VE ÇOK GENİŞ KAPSAMLI DOSYALARI OLAN BİR İNSANIN ÇOK SAYIDA AVUKATTAN HUKUKİ YARDIM ALMASI DOĞAL, İNSANİ VE MAKUL BİR YÖNTEMDİR. Müvekkil Adnan Oktar’ın yargılandığı ana dava dosyası 235 sanık, 145 müşteki, 5000 sayfa iddianame, 10 bin sayfaya yakın gerekçeli karar ve 800’ü aşan klasörden oluşan dev bir davadır. 360 DEFA MÜEBBET ANLAMINA GELEN 8656 YIL GİBİ ÇOK CİDDİ VE BÜYÜK BİR CEZALANDIRILMA YOLUNA GİDİLMİŞTİR. Dosya AYM sürecindedir. Bu dava dışında müvekkilin 3 ayrı mahkemesi daha devam etmektedir, her birinin binlerce sayfalık iddianameleri bulunmakta, bazılarında 2-3 bin yıllık cezalar istenmektedir. Hemen her gün hakkında yeni bir soruşturma açılmaktadır. Kendisinin müşteki olduğu dosyaları da vardır. Tüm bunlara ek olarak 8 yıldır kesintisiz olarak hakkında devam eden karalama ve linç kampanyalarına karşı kanuni bir hak olan tekzip hakkını da kullanmaktadır. Tüm bunlar -her bir avukatın takip ettikleri başka müvekkilleri olduğu gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda- çok sayıda avukata ihtiyaç duyulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kanaatimizce Sayın Akın Gürlek ve konuyu haber yapan basın mensupları kendileri, yakınları ya da aynı düşünceden olduğu insanlar benzer bir durumda olsa; bir iftiraya maruz kalıp tutuklansa, bu kadar çok da değil sadece bir dosyası olsa, karşılığında hakkında 8 bin yıl ceza da değil 8 ay ceza istense, hakkında sürekli karalama yayınları devam etse ve bunlara hukuken cevap vermesi gerekse muhtemelen müvekkil Adnan Oktar’ın görüştüğünden çok daha fazla avukatla görüşmek, çok daha uzun süreler görüş yapmak isterlerdi. Bu da son derece insani ve doğal bir istek olurdu.
3. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A 8 YILDIR ZATEN AVUKAT GÖRÜŞ KISITLILIĞI UYGULANMAKTADIR. Sayın Akın Gürlek’in sanki müvekkile uygulanan görüş kısıtlılığından habersizmiş gibi, müvekkilin güya 292 avukatla görüştüğünü öne sürüp buna tedbir alınması gerektiğine kamuoyuna ikna etmeye yönelik açıklamasını anlamak mümkün değildir. Müvekkil 2018’de tutuklandıktan birkaç ay gibi kısa bir süre sonra avukat görüş kısıtlaması uygulanmaya başlamıştır. Üstelik kanunlara göre tutuklulara avukat görüş yasağı uygulanması mümkün değildir. Kanun ihlal edilerek başlatılan bu uygulama 8 yıldır devam etmektedir. Müvekkil Adnan Oktar 8 yıldır avukatlarıyla tüm görüşmelerini haftanın sadece 3 günü mesai saatleri içerisinde, yanında iki infaz memuru eşliğinde, görüşmenin tamamı sesli ve görüntülü kayıt altına alınarak yapmaktadır. Bu kayıtlar memurlar, kurum idaresi ve sayın savcılık tarafından denetlenmektedir. Ayrıca müvekkilin avukatlarının kendisine getirdikleri hukuki evraklara önce el konulmakta, İnfaz Hakimliğine gönderilmekte, satır satır okunup incelenmekte, sonra kendisine verilmektedir. Öyle ki sırf bu sebeple yargılandığı dosyaların iddianamesi dahi 1.5 ay sonra kendisine verildiğinden neyle yargılandığını bilmeden Mahkeme huzuruna çıkarılmaktadır. Benzer şekilde kendisi avukatlarına evrak vermek istendiğinde bu da aynı denetimden geçmektedir. Bu durumda;
- Bu kadar titiz ve kesintisiz bir takip, inceleme ve denetim altında avukatlarıyla görüş yapan müvekkil Adnan Oktar’ın sözde bir örgütü yönettiği ve dışarıya güya talimat ilettiğine Sayın Bakan gerçekten inanmakta mıdır?
- Eğer böyle bir şeye ihtimal veriyorsa bu durumda müvekkilin avukat görüşlerinde yanında bulunan infaz memurları, kayıt altına alınan görüşleri deşifre eden memurlar, bu deşifreleri inceleyen idari amirler ve sayın savcı sözde örgütün güya yönetilmesine göz mü yummaktadır?
- Böyle bir durum söz konusu olamayacağına göre, anlaşılan o ki Sayın Ekrem İmamoğlu’na getirilmesi planlanan avukat görüş kısıtlılığına kamuoyundan ve CHP tabanından tepki gelmesini engellemek için müvekkilin adı kullanılarak gerçek dışı bir takım bilgiler üzerinden bir algı çalışması yapılmaktadır.
4. SAYIN BAKANIMIZ ETKİN PİŞMANLIK ADI ALTINDA MASUM İNSANLARA İFTİRA ATILMASI İÇİN BASKI YAPILMASINI ÖNCELİKLİ GÖRMELİ, İLK OLARAK BU HUKUKSUZLUKLA MÜCADELE ETMELİDİR. Sayın Bakan açıklamasında bazı avukatların kurye olarak kullanıldığını öne sürmüş ve insanlara etkin pişman olmamaları için baskı yapıldığını iddia etmiş, etkin pişman olan kişilerin korunması üzerinde durmuştur. Gerçek bir suç örgütü yapılanması veya terör örgütünün çökertilmesi için samimi olarak pişman olmuş kişilerin korunması elbette Devletimizin güzel bir sorumluluğudur. Ancak, bugün Türkiye’de mafya yapılanmalarının liderlerine ya da bölücü terör örgütünün liderine dahi avukat görüş kısıtlılığı uygulanmamakta ve içeriden dışarıya gittiği iddia edilen talimatlar denetlenmemektedir. Müvekkil hiçbir zaman hiç kimseye yasa dışı kısıtlamalar getirilmesini istemeyen, bunu savunmayan, tüm hakların tüm vatandaşlar tarafından özgürce kullanılmasını isteyen bir insandır. Ne var ki bir yandan terör örgütü liderinden sayfalarca mektuplar, tam da Sayın Bakan’ın nitelediği şekilde, kuryelik vazifesi gibi getirilip götürülürken, hiçbir zaman suça bulaşmamış, vatansever, Devlete itaatli, hayır ve güzellikten başka bir şey konuşmayan müvekkil Adnan Oktar ve avukatlarının adının “kuryelik” vazifesiyle ilişkilendirilmesi vicdani olmamaktadır.
Sayın Bakan’ın samimi niyetle etkin pişman olmuş dürüst insanları koruma güdüsünü takdir etmekle birlikte, önceliği cezaevi cezaevi dolaşıp insanlara “buradan çıkışın yolu iftira atmak”, “bir daha mavi gökyüzünü görmek istiyorsan etkin pişman ol iftira at” baskısı yapan, hatta bunun karşılığında maddi menfaat elde etmeye çalışan avukatları denetim altına alması daha doğru olacaktır. Avukatlık mesleğini asıl suiistimal edenlerin bu kişiler olduğu açıktır. Sayın Bakan’ın koruması gereken mesleğini hakkıyla yaptığı ve etkin savunma gerçekleştirdiği için “örgüt avukatı” diye yaftalanıp mesleğinden edilmek istenen avukatlar olmalıdır.
Bugün İmamoğlu davası ile daha da iyi bilinir hale getirilen “iftira at kurtul” sistemi ilk olarak Adnan Oktar davası dosyasında kullanılmıştır. İnsanlar önce cezaevine atılmış, ailelerinden ve avukatlarından yüzlerce kilometre ötedeki cezaevlerine gönderilmiş, 30-40 kişilik koğuşlara yerleştirilmiş, kimileri tek kişilik hücrelere konulmuş, sonra da bir kısım avukatlar tarafından “çıkmak istiyorsan Adnan Oktar’ı suçla kurtul” denilmiştir. Kronik hastalıkları olup cezaevinde ölmekten korkanlar, malını mülkünü işini ailesini tamamen kaybetme tehdidiyle karşı karşıya kalanlar iftira atmayı tek çıkış yolu olarak görmüştür. Hiçbiri kendi müvekkilleri olmadığı halde Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerini kapı kapı dolaşıp müvekkilin arkadaşlarına baskı yapan bir kısım avukatların bu tutumu Sayın Bakan’ın ciddiyetle üzerinde durması gereken bir yöntemdir. Çünkü Türk Devleti hiçbir zaman vatandaşını iftira atmaya, bencilliğe ve ihanete sevk etmez. Derin devletin bu karanlık yöntemlerini uygulayanlar Devletimizin bekasına karşı asıl tehdittir. Üzerine gidilmesi gereken konu da budur.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 26.02.2026