ADNAN OKTAR'DAN DUYURUDUR

"DUA"yı, İyi Anlamak

Müvekkil Adnan Oktar, yargılandığı tüm mahkemelerde, İslam dininin yegane kaynağının Kuran olduğunu, kendisinin bu sebeple Kuran Müslümanlığını savunduğunu ve bunun, dine yeni bir yorum katmak anlamına gelmediğini, Kuran'ın, Müslümanlığın özü olduğunu sürekli olarak anlatmıştır. Geleneksel din anlayışını benimseyen bir kısım hocaların, Kuran'da olmayan uygulamalar ile insanlara dini zor gösterdiklerini, dinin yaşanamaz hale getirildiğini ve bunun sonucunda insanların büyük kısmının dinden uzaklaşmakta olduğunu, büyük bir tehlike olarak izah etmiştir.

Kendisi, dinin özünü savunduğu halde, "dine yeni bir yorum" iddiasıyla yargılanmıştır. Oysa ki, müvekkile göre, asıl dine yeni yorum getirenler, GELENEKLERİ ESAS KABUL EDEN VE KURAN'DAN UZAKLAŞAN kimselerdir.

Müvekkile göre, hurafeleri esas alan hocalar tarafından, her ibadet, alabildiğine zorlaştırılmış ve adeta uygulanamaz hale getirilmiştir. Oysa müvekkil, bu konuda aşağıdaki ayetleri hatırlatmakta ve Allah'ın Kuran'da, DİNİ KOLAY KILDIĞINI bildirmektedir:

Kovulmuş Şeytandan Allah'a Sığınırız

Ve SENİ KOLAY OLAN İÇİN BAŞARILI KILACAĞIZ. (Ala Suresi, 8)

Allah adına gerektiği gibi çaba gösterin. O, SİZLERİ SEÇMİŞ VE DİN KONUSUNDA SİZE BİR GÜÇLÜK YÜKLEMEMİŞTİR, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). (Hac Suresi, 78)

BİZ BUNU (KUR'AN'I) SENİN DİLİNLE KOLAYLAŞTIRDIK, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için. (Meryem Suresi, 97)

ALLAH, SİZE KOLAYLIK DİLER, ZORLUK DİLEMEZ. (Bakara Suresi, 185)

Geleneksel, hurafeci zihniyette olan bir kısım kişilerin zorlaştırdığı ibadetlerden bir tanesi de DUAdır. Konuyla ilgili müvekkilin açıklamalarını takdirinize sunuyoruz:

Dua, Allah ile Yakın, İçten, Kalpten Bağlantıdır

Dua;

HER ŞEYİN ALLAH'A AİT OLDUĞUNU bilmek,

DERİN BİR KALPLE ALLAH İLE BAĞLANTIDA OLMAK

Demektir. Dua;

HER ŞEYİN YARATICISININ, HER ŞEYİN HAKİMİNİN ALLAH OLDUĞUNU bilmek,

TÜM YARDIMIN SADECE O'NDAN GELECEĞİNE KALPTEN İNANMAK

Demektir.

Dua ile insan;

Kendisini var eden ÜSTÜN YARATICININ KORUMASINA SIĞINIR,

HER ŞEYİN O'NDAN GELECEĞİNİ BİLİR,

HER YAKARIŞIN O'NA ULAŞMASI GEREKTİĞİNDEN EMİNDİR.

Dua,

HER ŞEYE GÜCÜ YETEN YÜCE YARATICIYA BOYUN EĞMEK,

O'NUN GÜCÜNÜ VE KUDRETİNİ TAKDİR ETMEK

Demektir.

Müslümanlar, dua ederek, Allah'a sevgilerini, teslimiyetlerini, O'nu hakkıyla takdir edebildiklerini göstermiş olurlar. Dua, anlamı çok derin ve güçlü olan Allah'a tabiyet şeklidir. ALLAH İLE BAĞ KURMAKTIR. Allah ile kurulan bağ, ALLAH'A YAKINLIK İÇİN BİR YOL, ALLAH'I YÜCELTMEK İÇİN BİR FIRSATTIR.

Dua; TÜM EVRENİN SAHİBİ olan yani, uzayın güneşin, ayın, yıldızların bilinen bilinmeyen bütün gezegenlerin, bütün hazinelerin, dünyanın, görünen görünmeyen, canlı cansız tüm varlıkların YARATICISI olan, TEK ZENGİN, TEK GÜÇ SAHİBİ, her şeyi oldurmaya GÜCÜ YETEN, "İsteyin vereyim" diyen, bir şeyin olmasını istediğinde, SADECE "OL!" EMRİ İLE OLDURAN YÜCE ALLAH İLE DİYALOG KURMAKTIR.

Bazı insanlar Allah'a yönelmeyi sadece zor zamanları ile ilişkilendirir. Ancak ve ancak başları sıkıştığında, işin içinden çıkamadıklarında dua etmeleri gerektiğini sanırlar. Oysa ALLAH'TAN HER DURUMDA, HER ŞEY İSTENİR. Hayatın her anında insan, Allah ile yakın bir bağ halinde yaşayıp, karşısına çıkan her olayda Allah'a yönelip O'ndan isteyebilir, Allah'a seslenebilir.

İnsan, sevinçliyken de, beklenti içindeyken de, korku ve ümit içindeyken de, şükrederken de hep Allah'a yönelmelidir. Hatta Peygamberimiz, dua ile ilgili olarak şu hadisi buyurmuştur:

Resulullah (sav) buyurdular ki:

"Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, HATTA KOPAN AYAKKABI BAĞINA VARINCAYA KADAR İSTESİN." (Enes, Hadis No:1784)

Peygamberimizin de bildirdiği gibi, duanın önünde hiçbir engel yoktur. İNSAN, HAYATINDAKİ HER OLAY, HER İŞ, HER DURUM İÇİN DUA ETMELİDİR. Çünkü HER ANI YARATAN ALLAH'TIR. Allah, kişiyi her an görmekte, her halini bilmekte, insanın karşısına çıkan her şeyi O YARATMAKTADIR.

İşte tüm bu nedenlerle dua, insanın Allah'a karşı kendi acziyetini bilmesi; Allah'ın yüceliğini, büyüklüğünü ve her şeye hakimiyetini ikrar etmesidir. İnsanın, her anını kontrolü altında tutan, kendisini her an düşünen ve koruyan, her işini düzene sokmaya, her şeyi yoktan yaratmaya ve insana her istediğini vermeye kadir olan bir Yaratıcısı olması NE BÜYÜK BİR NİMETTİR. İnsan, kendisini gözeten ve her an koruyan Yaratıcısından her an her şeyi isteme, her an O'na yönelme, her an kalbini onunla paylaşma konforuna sahiptir. Bu, insanın dünyada sahip olabileceği en büyük konfordur.

Duanın Allah ile derin bir bağlantı şekli olduğunu Allah ayetlerinde hatırlatmıştır:

Kullarım Beni sana soracak olursa, MUHAKKAK Kİ BEN (ONLARA) PEK YAKINIM. BANA DUA ETTİĞİ ZAMAN DUA EDENİN DUASINA CEVAP VERİRİM. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler. (Bakara Suresi, 186)

Duanın, Belli Bir Ritüeli, Belli Bir Tekrarı, Belli Bir Şekli Yoktur

Geleneksel din anlayışı, tüm ibadetleri zorlaştırdığı gibi, dua ibadetini de çeşitli şekillere sokarak zorlaştırmıştır. Allah ile kul arasına aşılması zor bariyerler koyan, Allah'a yönelmeyi zorlaştırarak insanları Allah'ı anlamaktan uzaklaştıran bu din anlayışı, aslında Kuran'daki Yaratıcı-kul ilişkisinden çok farklı bir görüntü sunar. Özel dua kitaplarıyla, çeşitli ritüellerle, kolay ve içten yapılan bir ibadeti zorlaştırarak, başka bir şekle sokar. "Bu sureyi 200 kez okursan duan kabul olur", "Allah'ın ismini 50 tekrar yaparsan duan kabul olur", "bu surenin Arapçasını 100 kere tekrar edersen duan kabul olur" gibi hurafe inanışlarla duayı asıl maksadından uzaklaştırıp; samimiyetten, şekilciliğe dönüştürürler.

Oysa duanın, sayıyla, çok tekrarla, sureleri Arapça okumakla bir ilgisi yoktur.

Duanın sesli olması da şart değildir. İçten de dua edilebilir.

Duanın bir vakti de yoktur. Her an, her şartta dua edilebilir.

Dua, uzun ezberlerle yapılmaz. Peygamberlerin duaları hep samimi ve kısadır.

Kuran'da Allah, "Muhakkak ki Ben onlara pek yakınım" ifadesiyle Kendi kullarına "en yakın" olduğunu belirtmişken, geleneksel İslam anlayışı, insanlara, Allah'ı ulaşılamaz göstererek apayrı bir din anlayışı sunar.

Bunun sonucunda, bu anlayışa uyan insanlar;

Duanın bir şekli olduğunu,

Bir dili olduğunu,

Sadece belli şeyler için dua edilebileceklerini,

Her şeyi her zaman isteyemeyeceklerini,

Bir ritüel içinde istemeleri gerektiğini,

Belirli mekanlarda (cami, mescid) istemeleri gerektiğini,

Belirli zamanlarda istemeleri gerektiğini,

Belirli Arapça dualar eşliğinde istemeleri gerektiğini,

Samimiyetin değil uzun tekrarların etkili olduğunu,

Duanın, çeşitli hocalar tarafından yazılan kitaba tam uyması gerektiğini

Zannederler. OYSAKİ BUNLARIN HİÇBİRİ DOĞRU DEĞİLDİR.

Örneğin, söz konusu yayınlardan birinde, "duanın kabul olması" için bile ŞARTLARDAN bahsedilmektedir.

Kaynak: https://sorularlaislamiyet.com/dualarin-kabul-olmasi-icin-ne-zaman-ve-nasil-yapmak-gerekir-dua-bir-cesit-ibadet-midir

İşte bu şekilcilik, insanları, Allah'a samimi şekilde yöneltmekten ENGELLEMEKTEDİR. Allah, Kuran'da duanın yöntemini, "Bana dua edin, size cevap vereyim" (Mümin Suresi, 60) şeklinde açıklamışken, dua için SADECE SAMİMİYET istemişken, dua için HİÇBİR KOŞUL GETİRMEMİŞKEN, söz konusu yayınlarda duanın kabulü için çeşitli ŞARTLARDAN bahsedilmektedir. Hatta bu şartlardan uzaklaşıldığı takdirde, "duanın tesirinin azalacağı" iddia edilmektedir.

"KURAN'A RAĞMEN" yapılan bu açıklamalar, Müslümanlara en büyük zararı vermektedir. Günümüzde insanların bir kısmının İslam dininden uzaklaşmasına neden olan şey, büyük ölçüde bu hurafeci din anlayışıdır.


Kitapçılarda, duanın şeklinin, dilinin, tekrar sayılarının, formüllerinin anlatıldığı pek çok ciltli kitap yer almakta ve içlerinde binlerce sayfalık usul açıklamaları yer almaktadır. Oysa Allah'ın Kuran'da tarif ettiği duada, sadece SAMİMİYET VE TESLİMİYET vardır.

Rabbimizin Kuran'daki dua tarifi, son derece özlü ve nettir:

RABBİNİZE YALVARA YALVARA VE İÇİN İÇİN DUA EDİN. (Araf Suresi, 55)

Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'NA KORKARAK VE UMUT TAŞIYARAK DUA EDİN. (Araf Suresi, 56)

İsimlerin en güzeli Allah'ındır. ÖYLEYSE O'NA BUNLARLA DUA EDİN. (Araf Suresi, 180)

SEN DE SABAH AKŞAM O'NUN RIZASINI İSTEYEREK RABLERİNE DUA EDENLERLE BİRLİKTE SABRET. (Kehf Suresi, 28)

YA DA SIKINTI VE İHTİYAÇ İÇİNDE OLANA, KENDİSİ'NE DUA ETTİĞİ ZAMAN İCABET EDEN, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir İlah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)

Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. RABLERİNE KORKU VE UMUTLA DUA EDERLER ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (Secde Suresi, 16)

ÖYLEYSE, DİNİ YALNIZCA O'NA HALİS KILANLAR OLARAK ALLAH'A DUA EDİN; kafirler hoş görmese de. (Mümin Suresi, 14)

Rabbiniz dedi ki: "BANA DUA EDİN, SİZE İCABET EDEYİM. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin Suresi, 60)

O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka İlah yoktur; ÖYLEYSE DİNİ YALNIZCA KENDİSİ'NE HALİS KILANLAR OLARAK O'NA DUA EDİN. Alemlerin Rabbine hamd olsun. (Mümin Suresi, 65)

Ayetlerde duanın;

Yalvara yalvara ve için için yapılması,

Korkarak ve umut taşıyarak yapılması,

Dini yalnızca Allah'a has kılarak yapılması,

Allah'ın rızasını isteyerek yapılması

Tarif edilir. Yani Allah, duada, İÇTENLİK, SAMİMİYET, KENDİSİNE KALPTEN BAĞLANTI ister. Dua için kıstas, insanın günahkar ya da günahsız olması, abdestli veya abdestsiz olması DEĞİL, SADECE SAMİMİ OLMASIDIR.

İnsan, Allah ile, KENDİ SÖZLERİYLE, KENDİ İÇTENLİĞİYLE konuşabilir. İçten olmak, yapay bir görünüm içinde olmaktan veya ezber bir dil kullanmaktan çok daha önemlidir. Kişi, dua esnasında şükredebilir, yardım isteyebilir, korkularını endişelerini paylaşabilir, iç dökebilir; neticede kalpten Allah'a yönelmiştir.

Kuran'a göre duanın bir şekli, belli bir ritüeli, belli bir oturuş şekli, belli bir süresi, özel bir ses tonu, belli bir zamanı, özel bir üslubu YOKTUR. Dua, kişinin kendi kalbinden gelen bir samimiyet ile yaptığı, Allah'a yakınlaştığı, kendi diliyle, ezberden değil düşünerek yaptığı bir ibadettir. Bu kalpten duaya Allah çok değer verir. Ayetinde Allah, şöyle belirtmiştir:

DUANIZ OLMASAYDI, ALLAH, SİZE DEĞER VERİR MİYDİ? (Furkan Suresi, 77)

Dua, İNSANIN İÇİNİ VE KALBİNİ ALLAH'A AÇMASI anlamına geldiğinden, duada, kişinin kendisinin anlamadığı bir dil kullanılması, duanın amacının anlaşılmadığını gösterir. Örneğin, Bereket Duası gibi isimlerle ezberletilen Arapça dualar, Arapça bilmeyen bir kişinin ezbere tekrarlarıyla okunduğunda, bu, Allah'ın Kuran'da kastettiği dua mahiyetinden çok uzaklaşır.

İnsan, yakararak Allah'a yöneldiğinde, O'ndan yalnızca bir şey istemez; O'na yaklaşır, O'na güvenir ve O'nun önünde içini açar. Dua anı, insanın, KENDİSİNE EN YAKIN OLANIN SADECE ALLAH OLDUĞUNU EN İYİ BİLDİĞİ andır. Nitekim Allah, Kuran'da, Allah'ın kullarına ŞAHDAMARLARINDAN DAHA YAKIN olduğunu bildirmiştir:

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. BİZ ONA ŞAHDAMARINDAN DAHA YAKINIZ. (Kaf Suresi, 16)

Dua, işte bu yakınlığın tam olarak anlaşılmasıdır.

Peygamberlerin Kuran'da Geçen Dualarından Örnekler

Kuran'da bildirilen Peygamber duaları, Peygamberlerin içten yakarışlarını, samimiyetle Allah'a yönelişlerini görmek bakımından önemli birer yol göstericidir. Kuran'da verilen örneklerden de anlaşılabileceği gibi Peygamberler, hiçbir zaman ezberden dua etmeMEktedirler. Onların duaları son derece SAMİMİDİR. Duaları uzun uzun, belli ritüeller eşliğinde gerçekleşmeMEktedir. İhtiyaç içindeyken, bulundukları şartlar dahilinde ALLAH'A HEMEN YÖNELMEKTE ve KISA VE SAMİMİ DUALARLA ALLAH İLE İÇTEN BİR BAĞLANTI KURMAKTADIRLAR.

Peygamberlerin dua şeklinden, duada asıl olanın, belli bir kaide içinde yapılan uzun tekrarlar değil; Allah'a, ihtiyaç, içtenlik ve samimiyet içinde gönülden bir yönelişte bulunmak olduğu anlaşılmaktadır. Peygamberler, Allah ile her an bir bağlantı içinde olduklarından, her durumda Allah'a yönelmekte; durum, şart ve şekil aramadan, KISA VE İÇTEN DUALARLA taleplerini, teslimiyetlerini, yakınlıklarını dile getirmektedirler.

Kuran'daki bu örneklerden de gördüğümüz kadarıyla, duanın bir şekli, bir uzunluğu, belli bir yeri, belli bir oturuş şekli YOKTUR. Örneğin Hz. Musa, ihtiyaç içinde olduğu bir anda, sürüleri suladığı açıklık bir alanda, hemen gölgeye çekilerek, sadece tek bir cümle ile Allah'a yönelmektedir:

Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım." (Kasas Suresi, 24)

Anlaşılabileceği gibi DUA, HER AN, HER KOŞULDA, HER DURUMDA ALLAH'A YAKARIŞTIR. Duayı ritüellere ve uzun tekrarlara bağımlı kılmak, geleneksel anlayıştaki kişilerin, ibadetleri zorlaştırmak, insanları şekilciliğe yöneltmek ve dolayısıyla samimiyetten uzaklaştırmak için oluşturdukları hatalı bir anlayıştır. Allah, duada, tekrarı veya ritüelleri değil, SADECE SAMİMİYETİ önemli görmektedir.

Tek yol gösterici Kuran olduğuna göre, Allah'ın Kuran'da tarif ettiği özü anlamak ve bu özü en iyi uygulayan peygamberlerin Kuran'da tarif edilen izlerinden gitmek her zaman yegane doğru yoldur.

Peygamberlerin Kuran'da geçen dualarından bazı örnekler şu şekildedir:

Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV):

  • “...Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O yüce Arş’ın sahibidir.” (Tevbe Suresi, 129)
  • “...Ey Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet ve Rabbimiz O Rahman’dır ki, isnat ettiğiniz (yalan) vasıflarınıza karşı yardımına sığınılacak olan ancak O’dur.” (Enbiya Suresi, 112)
  • “...Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka bana göstereceksen; bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma Rabbim!” (Müminun Suresi, 93-94)
  • “...Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım.” (Müminun Suresi, 97-98)
  • “...Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.” (Müminun Suresi, 118)
  • “...Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra Suresi, 80)
  • “...Rabbim, ilmimi artır.” (Taha Suresi, 114)
  • De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” (Al-i İmran Suresi, 26)
  • De ki: “Ey göklerin ve yerin Yaratıcısı olan, gaybı da, görünen alemi de bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında sen hükmedersin.” (Zümer Suresi,46)
  • (Peygamber), “Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahman’dır” dedi. (Enbiya Suresi, 112)

Hz. Adem

  • “...Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." (Araf Suresi, 23)

Hz. Nuh

  • Nuh “...Rabbim! Şüphesiz ben Sen’den hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum.” (Hud Suresi, 47)
  • “...Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” (Müminun Suresi, 26)
  • “Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlere yıkımdan başkasını artırma." (Nuh Suresi, 28)

Hz. Lut

  • “...Ey Rabbim! Bozguncu, ortalığı fesada veren, bu kavme karşı bana yardım et.” (Ankebut Suresi, 30)

Hz. İbrahim

  • “Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat. Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl. Beni Naim Cenneti’nin mirasçılarından kıl.” (Şuara Suresi, 83-85)
  • “(İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.” (Saffat Suresi, 87)
  • “Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!” (Saffat Suresi, 100)
  • ”Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!” (İbrahim Suresi, 40)
  • “Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!” (İbrahim Suresi, 41)
  • “Ey Rabbimiz! Bizi Sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak Sen’sin.” (Bakara Suresi, 128)

Hz. Yusuf

  • “...Dedi ki: "Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum." (Yusuf Suresi, 33)
  • “…(Ey Rabbim!) Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat!” (Yusuf Suresi, 101)

Hz. Eyüp

  • Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu, "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın". (Enbiya Suresi, 83)

Hz. Şuayb

  • “...Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” (Araf Suresi, 89)
  • “...Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben yalnızca O’na dayandım ve ancak O’na döneceğim.” (Hud Suresi, 88)

Hz. Musa

  • “...Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim. Beni bağışla...” (Kasas Suresi, 16)
  • “...Rabbim! Beni zalimler gürûhundan kurtar.” (Kasas Suresi, 21)
  • “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” (Araf Suresi, 151)
  • Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz Sana döndük...” (Araf Suresi, 156)
  • “...Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz. Ki sözümü anlasınlar.” (Taha Suresi, 25-28)
  • “...Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını görür, gözetir.” (Mümin Suresi, 44)

Hz. Süleyman

  • “...Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” (Neml Suresi, 19)
  • “Ey Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz Sen, daima bağışta bulunansın.” (Sad Suresi, 35)

Hz. Yunus

  • “...Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü kusurdan, eşi-ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum.” (Enbiya Suresi, 87)

Hz. Zekeriya

  • “...Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın.” (Enbiya Suresi, 89)
  • “...Ey Rabbim! Bana katından temiz bir soy ihsan eyle, şüphesiz Sen duayı işitensin.” (Al-i İmran Suresi, 38)

Müslümanların, dua ibadetinin anlamını ve kıymetini bilerek, duayı, Allah'a yakınlaşmaya bir yol sayarak yaşamaları önemlidir. İşte bu nedenle, Allah'ın Kuran'daki tariflerini ve peygamberlerin dua şeklini hayatlarında esas almaları şarttır.

Müslümanlar, ayetlerden, Peygamberlerin dualarını ezberleyip o şekilde de dua edebilirler. Ancak bu, toplum içinde öğretilen, ezbere yapılan dualarla karıştırılmamalıdır. Ezbere dua ile kastedilen, "yemek duası", "uyuma duası" gibi, insanları samimi düşünmeye yöneltmekten ziyade, düşünmeden yapılan bir ibadete sevk eden dualardır. PEYGAMBERLERİN DUALARININ İSE HEPSİ ÇOK SAMİMİDİR VE SON DERECE GÜZELDİR. Bu duaları Müslümanlar örnek alabilir, tekrar edebilir ve buradaki samimiyeti kendileri de yaşayabilirler.

Bu konuda bir diğer önemli husus şudur: Peygamber dualarının geçtiği ayetlerin, ARAPÇA HALLERİNİN DEĞİL, KİŞİNİN KENDİ ANA DİLİNDEKİ ANLAMLARININ EZBERLENMESİ gerekmektedir. Ayetlerin Arapçası elbette güzel bir kafiyeye, ahenge sahiptir; bu nedenle kulağa hoş gelmektedir. Ama insan için DUANIN ANLAMI önemlidir. Kişinin, dua ettiğini söyleyip ettiği duayı anlamaması, ne için dua ettiğini dahi bilmemesi, duanın asıl amacını ortadan kaldırmaktadır.

Kuran Arapçadır; çünkü Peygamberimiz Arap'tır. Elbette ki Kuran, Peygamberimize, kendisinin anladığı dil ile gönderilmiştir. Kuran'ı anlamak ve ayetleri hayata geçirmek için de, onu her insanın kendi ana dilinde okuması şarttır.

Bir kısım dindar Museviler ve Hristiyanlar, duanın önemini çok iyi kavramışlardır. Hayatlarının her anında dua hakimdir ve bu dualar, çoğunlukla belli ritüeller üzerine olmayıp, samimiyetle Allah'a içten yönelmek ve Allah'tan talep etmek üzerinedir.

İncil'de, Hz. İsa'nın, kendisine uyanlara, DUA EDERKEN SAMİMİ OLUNMASI GEREKTİĞİNE dair çağrısı şu şekildedir:

DUA ETTİĞİNİZ ZAMAN İKİYÜZLÜLER GİBİ OLMAYIN. Onlar, HERKES KENDİLERİNİ GÖRSÜN DİYE havralarda ve caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. (Matta, 6:5)

DUA ETTİĞİNİZDE, PUTPERESTLER GİBİ BOŞ SÖZLER TEKRARLAYIP DURMAYIN. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar. SİZ ONLARA BENZEMEYİN! Çünkü Rabbiniz nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha O'ndan dilemeden önce bilir. (Matta, 6:7)

Müslümanların Tümü,
Duanın Önemini İyi Kavramalıdırlar

Bir kısım Müslümanların hurafeci inanış nedeniyle duayı şekilci bir şekilde değerlendirmesi, Allah'a samimi yönelişin önüne geçebilecek bir tehlikedir. İşte bu nedenle Müslümanların tümü, içten, samimi ve Allah ile baş başa bir duanın önemini kavramalıdır. Çünkü dua, Allah'a samimi şekilde teslim olmak anlamına geldiğinden, Müslümanların üzerlerindeki bereketi artıracak, üzerlerindeki ağır yükleri kaldıracak ve karşılarına hayırlar çıkaracak önemli bir ibadettir.

Allah'a tam güvenerek, yaratacağı sonuçtan razı olarak ve O'na teslim olarak geçirilen bir hayat, insana güçlü bir derinlik ve hayır getirecektir. Her insanın, özellikle geleneksel din anlayışının etkisinde kalmış olan Müslümanların, hurafelerin etkisinden tam olarak kurtularak, ALLAH İLE BÖYLE DERİN, SAMİMİ VE İÇLİ BİR BAĞLANTIYA İHTİYAÇLARI VARDIR. Her şeyin ötesinde, ALLAH'IN ASIL İSTEDİĞİ BUDUR.

Sonuç

Müvekkilin yukarıdaki izahlarını takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 30.06.2026

Daha yeni Daha eski