ADALET KAYA TÜRKİYE’DE EPSTEIN BENZERİ BİR ÖRGÜTLENME ARIYORSA, ARADIĞINI KOMÜNİST İDEOLOJİSİNDE VE PKK TERÖR ÖRGÜTÜNDE BULACAKTIR
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARI EPSTEIN’IN TEMSİL ETTİĞİ HER TÜRLÜ SAPKINLIĞIN VE KİRLİ İLİŞKİNİN TAM ZITTI VE PANZEHİRİDİR
DEM Partili Adalet Kaya, Epstein dosyasından bahsederken ‘Belki bunun çok küçük bir mikro örneği Adnan Oktar meselesidir’ diyerek müvekkilim Adnan Oktar ve arkadaşlarını alenen hedef göstermiş, kamuoyu nezdinde kendince itibarsızlaştırmaya yönelik ağır ve mesnetsiz bir iftirada bulunmuştur
Adalet Kaya’nın mesnetsiz iftirasına delilleriyle cevap vermeden önce kendi ideolojisinin ve savunduğu bazı kişilerin eylemlerine ayna tutmasını sağlayacak bazı hususlara değinmekte fayda görmekteyiz.
DEM Partili Adalet Kaya’nın sahip olduğu Marksist-komünist inanç, din, ahlak, devlet ve aileyi reddetmektedir:
İlginçtir ki, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik ahlak, erdem gibi değerler üzerinden iftira atan kişilerin önemli bir kısmı marksist-komünist ideolojiye sahip kişilerdir.
Müvekkil ve arkadaşları ise hayatlarını milli ve manevi değerlerin güçlendirilmesi için vakfetmiş, amaçlarının tüm manevi değerlerimizi sahiplenen, akılcı, aydın, modern ve dindar bir gençliğin yetişmesi olduğunu vurgulayan ve bu yönde çok sayıda çalışma ve eserleri bulunan kişilerdir.
Sol düşüncenin felsefi temelini oluşturan ideolojilerde ise, aile, ahlak, manevi değerler, devlet gibi kavramlar yoktur; örneğin aile, ortadan kaldırılması gereken sosyal bir yapıdır.
Karl Marx ve Friedrich Engels’e göre aile, özel mülkiyetin korunması ve sınıfsal eşitsizliklerin sürdürülmesi için uydurulmuş bir araçtır;aile yapısının yıkılması,bireylerin özgürleşmesi ve toplumsal eşitliğin sağlanması için bir adım olarak görülür.
Serbest cinsellik, kadının ve çocukların ortak mülk olması gibi kavramlar kabul görmüştür.
SSCB’nin ilk kadın bakanlarından olan Alexandra Kollontai, devrim sonrası Sovyetler Birliği'nde aile yapısını ve kadın-erkek ilişkileri üzerine şunları söylemiştir:
… İşte bunun için, sol feministlerin aile sorunuyla ilgili parolası evlilik yasasında bir reform değil, "serbest birlik", "serbest aşk" ilkesinin zaferidir, etik olarak XIX. yüzyılda sosyalistler tarafından ortaya atılan bu parola, bugün hala en özgür feministlerin fazlasıyla beğendikleri slogan durumundadır; hatta bu feministlerin çoğu, kadın sorununun merkezine "serbest aşk"ı koymaktadır.
Kahrolsun, aşıklar arasındaki birliğin resmi düzenlemesi! Kahrolsun törenler ve formaliteler! Serbest onama, işte kadını bunaltan bütün kötülüklerin devası budur! (1)
ABD’nin Westfield State Üniversitesi'nde siyaset bilimi bölümünde doktor öğretim üyesi olan Heather Brown, Das Kapital’de ve Komünist Manifesto’da ailenin ortadan kaldırılmasının ön görüldüğünü söylemektedir:
Kapital politik ekonominin eleştirisine adanmış olsa da , cinsiyet ve aile hakkında önemli miktarda materyal vardır. Marx, bu kitapta Komünist Manifesto'da ailenin ortadan kaldırılması [Aufhebung] olarak tanımladığı şeye geri döner ve bunu somutlaştırır. (2)
Komünist manifestoda kadının ortaklaşa kullanılacak bir mal olarak görüldüğü açıkça ifade edilmektedir:
“Komünistlerin kadınların ortaklaşa kullanımını getirmelerine gerek yok ki; en eski çağlardan bu yana var olan bir şey bu…
…Aslında, burjuva evliliği, evli kadınların ortaklaşa kullanıldığı bir sistemdir; o yüzden, Komünistler olsa olsa, kadınların ortaklaşa kullanımını ikiyüzlülükle gizlenen bir şey olmaktan çıkarıp AÇIKÇA MEŞRULAŞTIRMAK ISTEMEKle suçlanabilirler.” (3)
Marx ve Engels kadının ortaklaşa kullanımı ve serbest cinsellik konularında eleştirildiklerinde ise eleştirileri doğrudan reddetmek yerine bunların burjuvanın sömürü düzeninde zaten ikiyüzlülükle yapılanın komünizmde bunun resmileştirileceğini söylerler:
"Burjuva evliliği gerçekte kadınlarda ortaklıktır. Dolayısıyla komünistler, kadınları ikiyüzlüce gizlenmiş ortaklaşalığı yerine açıkça resmileştirilmiş olanını getirmeyi istemekle suçlanabilirler. Zaten apaçıktır ki, bugünkü üretim tarzının kalkmasıyla birlikte, bundan çıkan kadınların ortaklaşalığı da, yani resmi ve gayri resmi fuhuş da kalkacaktır." (4)
Marksizmin kurulmasını öngördüğü düzende ne devlete, ne dine ne de aile ve akrabalık bağlarına yer vardır. Tüm düzen üretim ve paylaşım esasına göre belirlenmektedir. Akademik bir yayında Marksist düşüncede özel mülkiyete, aileye ve devlete yer olmadığı şöyle anlatılır:
Marks’ın sınıf teorisinde toplumsal eşitsizliğe neden olduğu düşünülen özel mülkiyet, aile ve devlet, proletarya sınıfının gerçekleştireceği devrimle yok olacağı öngörülmüştür. (5)
Marksist-Leninist PKK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan ise, İmralı Mahkemesi'ne verdiği 81 sayfalık savunmasında aile kurumuna bakış açısını şöyle anlatmaktadır:
Tepkim, feodal aile bağlarınaydı. Denebilir ki, ilk isyanım bir çocuğun beklentilerine cevap vermekten çok uzak aile ve köy yapısına karşı gelişti... Erken yaşlarda aile ile önemli bir kavga ile ... koptum.
Öcalan, “Kürdistan’da Kadın ve Aile” isimli kitabında ise şunları söylemektedir:
“Aynı biçimde tüm Batı Avrupa da bu alanda derin bir bunalımın içinde bulunmaktadır. Aile kurumu adeta başlarına bela olmuş gibidir.” (s. 27-28)
“(Aile) Müthiş köleleştirici, insanı kendi başına yok oluşa götürecek bir ilişkidir. ... Bugün Kürdistan’ın her köyünde ve kentindeki kokuşmuş aile ilişkilerini kabul etmiyor ve bunlardan ürküyoruz.” (s. 47)
“Bazı güçler tarafından sağına soluna koltuk değnekleri yerleştirilerek güçlendirilmeye çalışılan, çok tehlikeli ideolojik politik, ahlaki, kültürel ve ekonomik gericiliği yaşatan tehlikeli bir kurumdur aile.” (s. 48)
Aile bizi en çok zorlayan bir kurumdur. Aileyi dokunulmaz, hep saygı gösterilmesi gereken bir kurum olarak görmek yerine sömürgecilikle yakın bağlar içinde ve onun ideolojik politikasının ülke içindeki sağlam dayanağı ve yine insanımızı çaresiz kılan, geleceğinden yoksun bırakan, sorumsuzluğu en çok yaşayan ve mutlaka devrimci bir eleştiriyle birlikte, devrimci sürece tabii tutulması gereken bir kurumdur. Ulusal kurtuluş sürecimizde aile engelini her yönüyle görmek gerekir. Bu önünde sivriltilen, Ağrı Dağı gibi yükseltilmek istenen bir engeldir. (s. 50)
Düşmanın düşürdüğü, aile cenderesinde sıkıştırdığı insanımızı güçlü bir ihtilalciye dönüştürmenin hesabıyla uğraşıyoruz. Bugün hepiniz aile saflarında olsaydınız, kötürüm bir erkek veya kadın olmaktan kurtulamazdınız.
İçindeki bireylere –kadın, erkek ve çocuklar– kaostan başka hiçbir şey yaşatmadığı halde aile, yine de bireylerin beyinlerini en çok meşgul eden kurum olmaktadır. Öyle ki bu, sadece toplum açısından değil, partimiz saflarındaki birey açısından da bir gerçektir. Birçok arkadaş, düşüncelerinin ana merkezini ailecilik işgal ettiği için iflah olmamaktadır. Bütün bunlar dikkate alındığında ailecilikle mücadele ve onun çözümlenmesi, bizde, sömürgeciliğin çözümlenmesine eş değer bir önem göstermektedir. En az sömürgeciliğin çelişkilerini bulup ortaya çıkarmak ve onunla mücadele etmek kadar, bu kurumu da ortaya koymak, üzerinde düşünce geliştirmek ve onunla mücadele etmek gerekir. (s. 57)
Engels’in ailenin kökeni ve yapısı ile ilgili eleştirisi ve değerlendirmesi ünlüdür. Bu, bizim için de özenle ele alınması gereken bir tanım ve teorik çerçevedir. Bizde sorunun ağırlaştığı köklü hastalıkların kaynağı olduğu bir gerçektir. (s. 67)
(Aile) Müthiş köleleştirici, insanı kendi başına yok oluşa götürecek bir ilişkidir. Birçoğunuzun bu ailelerden koparak, koşarak geldiğinizi iyi bilirim. Kendimiz de öyleydik. Birkaç haftalığına kutsal aile denilen o yuvaya döndüğümüzde kafamızda adeta anlar uğulduyordu. Kabul edemediğimiz bir ilişki tarzıydı bu. Bu ailemizi küçük görme veya beğenmemekten kaynaklanmamaktaydı. Daha çok, mevcut ilişkiler ve yaşam ölçüleri isyan ettirici niteliktedir. Aile sorunları bizi devrime götüren en önemli etkenlerden birisidir. Bugün Kürdistan’ın her köyünde ve kentindeki kokuşmuş aile ilişkilerini kabul etmiyor ve bunlardan ürküyoruz. (s. 47)
Görüldüğü gibi AİLE YAPISINI, ÖRF VE ADETLERİ KALDIRMAYI HEDEF ALAN, DEJENERE BİR YAŞAM ŞEKLİNİ BENİMSEYEN MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARI DEĞİL, YILLARDIR KARŞISINDA KÜLTÜREL BİR MÜCADELE YÜRÜTTÜKLERİ MARKSİST-MATERYALİST DÜŞÜNCENİN MENSUPLARIDIR.
Adalet Kaya, Türkiye’de Epstein benzeri bir yapı arıyorsa, bunun için PKK’ya bakması yeterlidir; dağa kaldırılıp tecavüz edilen çocuklar ve gencecik kızlar herkesin malumudur:
PKK’nın, tertemiz vatan evlatlarını tehditle veya beyinlerini yıkayarak dağa kaçırdığı, gencecik kızları, çocukları tecavüzle ve zorla orada tuttuğu bilinen bir gerçektir.
Anadolu Ajansının haberinde şu bilgiler verilmektedir. Verilen bilgilerde de görüleceği üzere yöntemler Epstein yöntemleri ile aynıdır:
“Güvenlik kaynaklarının Pazar günü yaptığı açıklamaya göre, Türk güvenlik güçlerine teslim olan bir PKK teröristi, grubun özellikle küçük kız çocuklarına uyuşturucu verip ardından cinsel istismarda bulunduğunu itiraf etti…
Terörist, terör örgütünün başlıca gelir kaynağı olan uyuşturucunun gençler üzerinde kullanıldığını söyledi.
13-14 yaşlarındaki kız çocuklarının yemeklerine uyuşturucu katıldı.
İlacın her etkisini gösterdiği dönemde, reşit olmayan çocuklar cinsel istismara uğradı, dedi.
Teröristler ayrıca gençleri bağımlılığa da sürüklediler. Ağustos ayında Anadolu Ajansı, bu tür istismara maruz kalan ve intihar eden bir dizi genç hakkında bilgi derledi. Dahası, cinsel istismara direnenler terör örgütü tarafından infaz edildi.”
PKK Kamplarındaki kan dondurucu olayları örgütten kaçan bir genç kız şöyle anlatmıştır:
"...Örgütteki eğitimimin 45. gününde derede yıkanırken bizden sorumlu terörist Aslan Kalkan bana saldırarak tecavüz etti. Bağırışlarıma kimse gelmedi. Silahla Kalkan'ı ayağından vurdum. Örgüt üst yönetimi olayı anlattığımda beni öldürmekle tehdit etti. 4 yıl sonra mevzide yalnızken Süleyman Şahin'in tecavüzüne uğradım. Tecavüz sonrası hastalandım. Uzun süre tedavime izin verilmedi. Hastalığımın ciddi olduğu ortaya çıkınca Suriye'de bir hastaneye gönderildim. Fırsatını bulunca da kaçtım..." (https://www.icisleri.gov.tr/pkk-kampindan-kan-donduran-tecavuz-cigligi)
AŞAĞIDAKİ HABERDE DE GÖRÜLECEĞİ ÜZERE ASIL EPSTEIN YÖNTEMLERİ PKK’DADIR; ALIKOYMA, TECAVÜZ, VİDEO İLE ŞANTAJ, AMAÇLARI İÇİN KADINLARI, ÇOCUKLARI KULLANMA GİBİ TÜM EPSTEIN ÖRGÜTÜNÜN UYGULAMALARI AYNISIYLA PKK’DA MEVCUTTUR
“N.M, Münbiç'teki "Hacı" kod adlı bir teröristin, amcasının kızıyla Afrin'de birine teslim etmek üzere bir eşya iletmeleri karşılığında 1500 dolar vermeyi teklif ettiğini söyledi.
Teklifi kabul etmediklerini kaydeden N.M, bunun üzerine "Hacı" kod adlı teröristin, amcasının kızına tecavüz ederek video kaydını aldığını belirtti.
N.M, kendilerine verilen eşyanın bomba olduğunu bilmediklerini dile getirerek, "Münbiç dışına gitmek istemediğimiz için önce kabul etmedik." dedi.
"Hacı" kod adı teröristin, teklifi kabul etmemeleri halinde söz konusu videoyu yayınlamakla tehdit ettiğini ifade eden N.M, "Küçük çocuklarım ve eşimin hasta olduğunu söyleyerek kabul etmedim. Telefonu çıkartarak bir video açtı. Gözlerime inanamadım. 17 yaşındaki amca kızıma nasıl böyle bir şey yapardı. Bağırdım, söylendim ama 'Ya gidersin ya da bu videoyu yayınlarım. Aileniz, adınız her şeyiniz karalanır.' dedi. Mecburen aynı gün gidip geleceğimiz konusunda anlaştık." ifadelerini kullandı.”
https://www.haberler.com/teslim-olan-teroristler-pismanliklarini-anlatti-8475350-haberi/
https://www.memurlar.net/haber/956287/pkk-da-tecavuz-iskence-infaz.html
Adalet Kaya, LGBT gibi bir rezilliği de savunmaktan geri kalmamaktadır
Müvekkil ve arkadaşlarına çok çirkin bir iftirayı kolaylıkla yöneltebilen Adalet Kaya, kendisi LGBTi gibi aile kurumunu yok eden, dinimizce de yasaklanarak lanetlenen, erkeklerin cinsel organlarını kesmeleri, birbirleriyle ilişkiye girmeleri gibi sapkınlığı teşvik etmekte, hatta bu konunun aktivistliğini üstlenmektedir.
Anadolu ve İslam ahlakını benimsemiş tertemiz Kürt ailelerin masum, tertemiz çocuklarının LGBTi batağına çekilmesinde kolaylaştırıcı ve özendirici bir rol oynamaktadır.
Adalet Kaya’nın müvekkil Adnan Oktar’a karşı husumetinin sebebi ideolojiktir:
Adalet Kaya’nın müvekkil Adnan Oktar’a yönelik çirkin ithamının altında yatan asıl sebep, ideolojik olarak husumet beslemesidir.
Müvekkil Adnan Oktar’ın, komünizmin güya bilimsel temelini oluşturan evrim teorisini ve Darwinizmi yıkması, bazı solcuların kendisine karşı düşmanlığının tek nedenidir.
Kürt kökenli vatandaşlarımız dindar, devletine bağlı, manevi değerleri güçlü kişiler oldukları için, müvekkile ve eserlerine karşı sevgi ve teveccühleri bulunmaktadır. Müvekkilin arkadaşları arasında da çok sayıda Kürt kökenli genç bulunmaktadır.
Müvekkil, Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil etme iddiasındaki bir partinin mensubunun, kendisine yönelik bu iftirasından hoşnut olmayacaklarını, ve hoşnutsuzluklarını seçimde göstererek tekrar seçmeyeceklerini düşünmektedir.
Dünyanın her köşesinde hüküm süren komünist rejimler, dini toplumsal hayattan tasfiye etmenin de ötesine geçerek Müslüman topluluklara yönelik ağır baskılar, kitlesel şiddet ve hatta bazı yerlerde katliam / sürgün / toplu tutuklama gibi uygulamalarda bulunmuşlardır.
Kırım Tatarlarının Sovyetler Birliği döneminde, 1944 yılında topluca sürgün edilmeleri, Kızıl Kmerler dönemindeki Cham Müslüman azınlığa yönelik soykırım, halen Sincan’da yaşananlar, dünya çapında en bilinen Müslümanlara yönelik komünist baskılardır.
Bu çarpık ideolojiden dolayı Adalet Kaya müvekkil ve arkadaşlarına bir husumet duymakta ve hiçbir ilgisi olmadığı halde Epstein gibi dünya tarihinin en sapkın sistemi ile birlikte anmaktadır.
Adalet Kaya, kendi taraftarları bir hukuksuzluğa uğradığında adalet yok naraları atarken, müvekkil Adnan Oktar söz konusu olunca adalet ortaya mı çıkmaktadır ?
Günümüz Türkiyesi’nde yargı ve adalet sisteminin durumu ortadadır. Adalet Kaya ve birçoğu komünist görüşe sahip bazı siyasetçi ve gazeteci, kendi taraftarları söz konusu olduğunda yargıyı, adalet sistemini yerden yere vurarak, hukuksuzluklara, haksızlıklara isyan etmektedirler.
Ancak ne ilginçtir ki, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları söz konusu olduğunda, Türkiye’de hak, hukuk ve adaletin olduğunu, adaletin yerini bulduğunu iddia etmektedirler.
Bu iki yüzlü bir yaklaşımdır, samimi değildir. Bu kişiler gerçekten samimi olsalar, ideolojik olarak karşı oldukları kişilere hukuksuzluk yapıldığında, onları da savunmaları, onların da hak ve hukuklarını aramaları gerekmektedir.
DEM Partide veya komünist – sol görüşe sahip olup bu samimiyeti ve dürüstlüğü gösteren kişiler de olduğu aşikardır; buradaki eleştirilerimiz DEM Partili Adalet Kaya’ya yönelik olmakla birlikte, tüm DEM Partiyi kapsamamaktadır.
Örneğin müvekkil Adnan Oktar ideolojik olarak hatalı olduklarını düşünüyor olmasına rağmen - şehit aileleri ve gazilerin de rızalarının alınması şartıyla - terörden vazgeçen PKK’lılarla ilgili bir düzenleme yapılmasını desteklemektedir.
ANCAK ADALET KAYA GİBİ İDEOLOJİK KÖRLÜK İÇİNDEKİ BAZI ÇEVRELER, AYNI HAKKANİYETİ, ADALET DUYGUSUNU GÖSTEREMEMEKTEDİRLER.
Oysa müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının özellikle son 8 yıldır karşılaştıkları haksızlık ve hukuksuzluklar son dönemin tanınan tutuklularının onlarca misli katındadır ve şiddeti de çok yüksektir.
Örneğin;
1. Müvekkil ve arkadaşlarına casusluk, FETÖ, kara para aklama, dolandırıcılık, belgede sahtecilik gibi onlarca suç isnadı yöneltilmiştir; tek bir delil olmamasına rağmen bu sözde suçlardan dolayı yargılanmışlar, tutuklanmışlardır. Ancak bu suç isnatlarından beraat etmiş olmalarına rağmen hala sosyal medyada ve basında bu suçlarla itham edilmektedirler; beraatlerden kimse bahsetmemektedir.
2. Müvekkil ve arkadaşlarını cezaevinde tutabilmek için geriye sadece cinsel suçlar kalmıştır; çünkü cinsel suçlar için delil gerekmemektedir; tek bir delil gösterilmeden, hatta sanıkların lehine deliller olmasına rağmen, kadınların beyanı yeterli görülmüştür.
3. Beyanı yeterli görülen müşteki kadınlar ise şikayetçi olmadıkları, cinsel saldırı iftirasında bulunmadıkları takdirde kendilerinin de sanık olacakları, hapse atılacakları ile tehdit edilmişlerdir. Emniyete ifadeye geldiklerinde hepsinin hakkında yurtdışına çıkış yasağı bulunmaktadır. Emniyetten dışarı ya sanık ya da müşteki olarak çıkacakları kendilerine açıkça belirtilmiştir.
4. İftira atmayı kabul etmeyip cezaevine konan genç kadınların bir kısmı ise, cezaevinde devam eden baskı ve tehditlere dayanamayarak etkin pişman olmuşlardır. Cezaevinden dahi müvekkil ve arkadaşlarına sevgi dolu mektuplar gönderen bu kadınlar, 6 ay kadar daha dayanabilmiş ve sürekli devam eden malum avukatların ziyareti ve “bir daha gün yüzü göremeyeceksiniz” tehditleri ile etkin pişmanlıktan faydalanarak serbest kalmışlardır.
5. Müvekkil ve arkadaşları, devlete bağlı; devletin kurumlarına, askerimize ve polisimize son derece saygılı, vatanperver kişilerdir. Buna rağmen operasyon günü içlerinden birinin polise ateş ettiği iddia edilmiştir. Oysa;
- Ateş ettiği iddia edilen kişinin olay yerinde alınan svap örneğinde, kullandığı elinde barut izine rastlanmamıştır; ancak güya ateş edilen polisin iki elinde dirseğine kadar barut izi vardır.
- Ateş ettiği iddia edilen kişinin silahında parmak izi yoktur; parmak izleri silinmiştir.
- Olay anına ait hem polis kamera kayıtları hem de evin o mahallindeki güvenlik kamera kayıtları olmasına rağmen, kayıtlar mahkeme dosyasına hiçbir suretle getirilmemiştir. Hemen hemen her sanık, her savunmasında olay anı görüntülerini istetmiş, mahkeme de istemeye mecbur kalmış, ancak o görüntüler emniyetten gönderilmemiştir.
- Güvenlik kameralarının görüntülerinin yer aldığı cihazlara müsadere ile el konmuş ve tüm eşyalar alelacele satışa çıkarılarak deliller yok edilmeye çalışılmıştır.
Bunlar burada yer verebildiğimiz binlerce hukuksuzluktan sadece birkaçıdır.
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ EPSTEIN DOSYASIYLA HİÇBİR BENZERLİĞİ VE İLİŞKİSİ YOKTUR
1. KÜÇÜK KIZLARIN İSTİSMARI İFTİRASI DELİLSİZ VE MESNETSİZDİR
Adnan Oktar Davası dosyasında sözde küçük kız çocuğuna istismar iddiasında adı geçen iki kişi vardır. Birisi dosyanın husumetli müştekisi Fırat Develioğlu’nun kızı olan Dilara Aktunç, diğeri husumetli müştekilerin eline düşen ve yalan beyanlar verdirilen Serra MohammadValipour’dur. Her iki kız çocuğunun da herhangi bir istismar veya tacize maruz kalmadığı yargılama boyunca tanık beyanları, HTS kayıtları, fotoğraflar, whatsapp ve telefon yazışmaları gibi yüzlerce somut delille açığa çıkmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 1. Ceza Dairesi’nin bozma kararıyla da bu gerçek hukuken tescillenmiştir. Cinsel saldırı isnatlarının tamamının gerçek dışı olduğunu kanunlar ve içtihatlar ışığında ortaya koyan bu karar, hukuk uygulandığında müvekkil Adnan Oktar’ın beraat edeceğini göstermiştir. Kumpası organize edenler büyük bir panikle BAM hakimlerini linç etmiş, görevlerinden uzaklaştırılmalarına sebep olmuşlardır. Sırf bu hakimlerin başına gelenler dahi ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASININ BAŞTAN SONA KUMPAS OLDUĞUNUN İSPATIDIR.
FIRAT DEVELİOĞLU’NUN KIZI DİLARA AKTUNÇ’UN ÇOCUK YAŞTA İSTİSMAR EDİLDİĞİ YALANI:
- Dilara Aktunç müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının değil, öz babası Fırat Develioğlu’nun sırf Adnan Oktar’a olan düşmanlığı nedeniyle kızını bir kumpas dosyasının malzemesi yapmasının mağdurudur. Beyanında şikayetçi olduğu tarihten tam 21 yıl öncesinde, çocukken sözde tacize uğradığını öne sürmüştür.
- Dilara olayların yaşandığını iddia ettiği dönem boyunca İstanbul eski Emniyetten sorumlu Vali Yardımcısı dedesi, çocuk doktoru anneannesi ve emekli ağır ceza hakimi babaannesi ile birlikte yaşamaktadır. Bu mesleki tecrübeye sahip kişilerin torunlarının istismara maruz kalmasını fark etmemeleri mümkün olmayacağı gibi, anneannesi ve dedesinin Mahkeme’ye sundukları yazılı beyanları da ortada bir istismar olmadığını birçok açık delil ile göstermektedir.
- 2018 operasyonuna kadar 21 yıl boyunca bu konuda hiçbir şikayette bulunmayan Dilara, mahkeme huzurundaki ifadesinde ise sanık avukatlarında dönerek, “yok mu popo elleme sorusu’ diyecek bir rahatlık içinde olmuştur. Gerçek bir istismar mağdurunda görülmesi imkansız bu rahatlık kuşkusuz dikkat çekicidir.
- Kendisini müvekkil Adnan Oktar’ın 2 numaralı ismi olarak tanıtan ve öz kızının güya cinsel istismara maruz kaldığını bilen Fırat Develioğlu da 21 yıl boyunca hiçbir şikayette bulunmamıştır.
- Hatta öyle ki 2019 yılındaki duruşmalar boyunca ticaretinin bozulması, siyasi geleceğinin elinden alınması gibi onlarca konu hakkında şikayetlerini uzun uzun anlatırken öz evladının istismar edilmesi hakkında tek kelime bile söylememiştir. 2018’den bu yana katıldığı onlarca TV programı ve sosyal medya yayınında da bir kez bile güya istismara uğramış öz kızı için feryat etmemiştir.
- Hiçbir gazeteci de kendisine bu konuda soru sormamıştır. Bu dahi tek başında çocuk istismarı yalanına hiçbirinin inanmadığının delilidir.
- Hakim Fırat Develioğlu’na şikayetçi misiniz dediğinde, “ticaretimin bozulmasından şikayetçiyim hakim bey” deyip sözde istismara uğrayan kızı hakkında şikayetçi olmak aklına bile gelmemiştir.
- Kızı gerçekten çocuk yaşta tecavüze uğramış hiçbir baba hiçbir koşul altında hiçbir konuyu kızının yaşadığı dehşetten daha önemli göremeyeceği, hiçbir baba kızının böyle bir felaket yaşamış olmasını unutmayacağı, kızı gerçekten tecavüze veya tacize uğramış hiçbir baba Fırat Develioğlu gibi davranmayacağı açıktır. Fırat Develioğlu kendi kızını sırf Adnan Oktar’a olan düşmanlığına malzeme yapmıştır.
SERRA MOHAMMADVALIPOUR (yeni ismiyle EDA ECE) ADLI KÜÇÜK KIZIN İSTİSMAR EDİLDİĞİ YALANI:
- Serra (Eda Ece) yurtdışında ikamet eden, Türkiye’ye sadece tatillerde ailesiyle birlikte çok kısa süreli uğrayan bir kişidir. 2013 yılında, Adnan Oktar’ın canlı yayınlara katıldığı stüdyoya ziyarete gelen binlerce misafir gibi Serra (Eda Ece) de annesinin refakatinde birkaç dakikalık ayak üstü bir tanışmadan sonra stüdyodan ayrılmıştır.
- İstismar iftirasının tek sözde delili ise bu birkaç dakikalık görüşme sırasında müvekkil Adnan Oktar’ın Serra (Eda Ece) ve annesiyle birlikte çektirmiş olduğu, ayakta yanyana durdukları bir hatıra fotoğrafıdır. Fotoğraftan Serra’nın annesi silinerek dava dosyasına konmuş ve basına servis edilmiş ve bir kamuoyu algısı oluşturulmak istenmiştir. Fotoğrafın aslı budur:
- Serra (Eda Ece) müvekkil Adnan Oktar’ı hep çok sevmiş, kendisi ısrarla annesiyle birlikte müvekkile görüşmek istemiştir. Öyle ki SERRA SÖZDE İSTİSMARA UĞRADIĞI 2013’DEN 4 YIL SONRA 2017’DE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A YENİDEN GÖRÜŞMEK İSTEDİĞİNİ DİLE GETİREN, COŞKULU SEVGİSİNİ ANLATAN MESAJLAR GÖNDERMEYE DEVAM ETMİŞTİR. (Tüm bu yazışmalar ve belgeler Adnan Oktar Davası dosyasında içinde yer almaktadır.)
SERRA SÖZDE İSTİSMARA UĞRADIĞI 2013’TEN 4 YIL SONRA 2017’DE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A YENİDEN GÖRÜŞMEK İSTEDİĞİNİ DİLE GETİREN, COŞKULU SEVGİSİNİ ANLATAN MESAJLAR GÖNDERMEYE DEVAM ETMİŞTİR. GERÇEKTEN İSTİSMARA UĞRAYAN BİR GENÇ KIZIN KENDİSİNİ MAĞDUR EDEN KİŞİYE BÖYLE SEVGİ DOLU YENİDEN GÖRÜŞME TALEPLERİ GÖNDERMEYECEĞİ AÇIKTIR.
- 2018 yılına kadar hiçbir şikayeti olmayan, hatta Adnan Oktar’ın arkadaşlarına mesajlar yazarak müvekkili ne kadar sevdiğini anlatan, tekrar ziyarete gelmek istediğini ısrarla belirten Serra (Eda Ece), ne yazık ki kumpası kuran ekibin eline düşmüştür.
- Husumetli bir müşteki tarafından 10.04.2018 tarihinde 326730 ve 239765 sicil numaralı Mali Şube memurlarına sunulan fişleme dosyasında, Serra (Eda Ece) ilgili bir sayfa yer almaktadır. Bu sayfada Serra (Eda Ece) hakkında “kızı istediğimiz zaman Türkiye’ye getirebiliriz” bilgisi yer almaktadır. Bu tarihte Serra henüz reşit değildir ve yasal velisinin de buna izni bulunmamaktadır.
- 11.07.2018 tarihinde düzenlenen polis operasyonundan hemen bir gün sonra, yasal velisinden habersiz bir biçimde yurtdışından Türkiye’ye getirilmiştir. İfade vermeye iki husumetli müşteki eşliğinde götürülmüştür. İfade bitiminde tutanakta hazirun olarak husumetli müşteki imzası vardır. İfadeden sonra küçük yaştaki Serra ailesine ya da velisine değil başka bir husumetli müştekiye teslim edilmiştir.
- Serra, 18 yaşından küçük olduğu bu dönemde, İstanbul’da husumetli müşteki Özkan Deniz (Mamati)’in bekar evine yerleştirilmiş, tüm masrafları karşılanmıştır.
- Hatta 18 yaşından küçük bir genç kız olarak, bu süreçte alkol içilen yat gezilerine çıkarılmış, kendisinden 20 yaş büyük husumetli müşteki Uğur Şahin’le birlikte (Uğur Şahin yarı çıplak haldeyken) fotoğrafları basına yansımıştır. Yanında ailesi olmayan 18 yaşından küçük bir kızın kendinden 20 yaş büyük adamların yanında alkollü ortamlarda neden bulundurulduğu araştırılmamış, ancak annesi ile birlikte 10 dakika Adnan Oktar ile görüştüğü için akıl almaz iftiralar atılmıştır.
- Daha sonra da –emniyet kayıtlarında açıkça görüldüğü üzere- yanında velisi olmadan ailesinin bilgisi dışında Kazakistan’a götürülmüştür. 18 yaşından küçük olduğu dönemde küçük kızın Kazakistan’da yaşayan Fırat Develioğlu’nun evine yerleştirildiği Adnan Oktar Davası dosyasının evrakları arasında belgeli olarak yer almaktadır.
- Bu koşullar altında müvekkil Adnan Oktar aleyhine ifade verdirilen Serra (Eda Ece)’nın ifadelerinde çok aleni yalanlar bulunmaktadır. Bu yalanlar ve çelişkiler somut delillerle ispat edilmiştir. Tek bir çelişkili beyan dahi sanığın beraati için yeterli görülürken, Adnan Oktar dosyasında sözde mağdur kadınların ifadelerinde yüzlerce çelişki olduğu halde bu yalanlar esas alınarak hüküm kurulmuştur.
- Serra (Eda Ece)’nın onlarca yalanından biri, 08.09.2020 tarihli mahkeme ifadesinde “2015 yılında ben yine Adnan Oktar’a gittim. Annem beni yine Adnan Oktar’a götürdü” demesidir. Oysa Serra’nın ülkeye giriş çıkış kayıtlarını gösteren resmi belgede 2014 – 2017 yılları arasında Türkiye’ye hiç gelmediği açıkça görülmektedir.
- Serra (Eda Ece)’nın dayısı, kuzenleri başta olmak üzere yakın akrabaları, komşuları ve aile dostlarının Mahkemeye sundukları tanık beyanları Serra (Eda Ece)’nın müvekkil Adnan Oktar’dan hiçbir zarar görmediğini, Serra’nın annesiyle birlikte A9 TV stüdyosunu ziyaretinden çok mutlu döndüğünü, kişiliğinin ise yalan söylemeye müsait olduğunu ortaya koymuştur.
2. CİNSEL İSTİSMARA YA DA SALDIRIYA UĞRAYAN TEK BİR KADIN YOKTUR
- Adnan Oktar davası dosyasında tek bir tane bile doğal müşteki olan genç kadın yoktur. Hepsi hapse atılmak tehdidi ile zorla şikayetçi yapılmıştır.
- Genç kızlar hakkında önce yasaya aykırı şekilde yurt dışı çıkış yasağı çıkartılmıştır. Daha sonra Vatan Emniyet telefonlarından aranarak çağırılmışlardır. Hayatında ilk defa Emniyet Müdürlüğü’nden içeri giren genç kadınların önüne yurt dışı çıkış yasakları konulmuş, sonrasında da “hakkında beyanlar var, sanık olabilirsin ama eğer Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında suçlayıcı ifade verirsen seni mağdur diye yazarız” denmiştir. Aslında hiçbir mağduriyeti olmayan genç kadınlar kendi canlarını kurtarabilmek için Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi hale getirilmiştir.
- 100’den fazla müştekinin hiçbirisinin ifadesine avukat alınmamış, hiçbirisinin ifadesinde kamera kaydı açılmamıştır. Alınan ifadelerde müştekilerin söylemediği şeylerin sanki söylemişler gibi ifadelere ilave edildiği, bizzat bu müştekiler tarafından tespit edilmiştir. Hatta bazı sözde mağdur ifadelerinin altındaki imzanın kendilerine ait olmadığı dahi ortaya çıkmıştır.
- Müşteki kadınların ifadelerinde 1000’den fazla çelişki tespit edilmiştir. Hayali hikayelerle “renklendirilmiş“ ifadeleri, hem kendilerinin farklı tarihlerde ifadeleriyle, hem de diğer müştekilerin ifadeleriyle çelişmektedir.
- İfadeleri verirken kendilerine ezberletilen hayali olayları anlatmaya çalışan şikayetçiler psikolojik faktörlerin devreye girmesiyle kendilerine öğretilen birçok detayı karıştırmışlar veya unutmuşlardır. Öyle ki nerede, kiminle, ne zaman cinsel ilişkiyle girdiğini bile hatırlamayan veya karıştıran çok sayıda şikayetçi olmuştur. Böyle bir durumun gerçek tecavüz vakalarında yaşanması mümkün değildir.
- Sözde tecavüz mağdurlarının tek bir tanesinin dahi bu isnatlarını ispatlayacak bir ADLİ TIP RAPORU BULUNMAMAKTADIR. Soruşturmanın başlangıcında -her cinsel saldırı davasında zaruri olduğu üzere- birkaç tane genç kız Adli Tıp Kurumu’na muayeneye gönderilmiş, ancak raporlarda herhangi bir cinsel saldırı, tecavüz veya taciz tespit edilmediği görülünce birdenbire sözde mağdur kızların Adli Tıp Kurumu’na sevkleri aniden durdurulmuştur.
- Dosyada yer alan Whatsapp mesajları, fotoğraflar ve telefon tapeleri gibi somut delillerin tamamı sözde mağdur kadınların tamamının kendi istekleriyle ve ısrarlarıyla sanıklarla görüştüklerini, güya kendilerine sistemli olarak yıllar boyunca tecavüz ettiği iddia edilen kişilerin yanına yıllar boyunca sevinçle geldiklerini ortaya koymuştur.
- Örneğin SMC. isimli sözde cinsel saldırı mağduru genç kadının, kendisine güya tecavüz eden sanığa defalarca “neden benimle cinsel ilişkiye girmiyorsun” diye (üstelik bunları olabilecek en müstehcen ve argo ifadelerle) sitemkar mesajlar gönderdiği görülmüştür. Sırf bu örnek dahi, güya dini telkin sebebiyle robotlaşmış, iradesi ellerinden alınmış kadınlar senaryosunu yerle bir etmektedir.
- Sözde tecavüz mağduru kadınlardan bir diğeri ise, sözde tecavüzcüsü tutuklandıktan sonra cezaevinde onu ziyarete gitmiş, sarılarak fotoğraflar çektirmiş, sözde tecavüzcüsüne defalarca aşk ve özlem dolu mektuplar yazmıştır. Hiçbir kadının kendini sözde sistemli tecavüz düzeninin parçası haline getiren birine böyle bir aşk beslemeyeceği açıktır.
- Müşteki kadınlarla suç isnat ettikleri sanıkların bazılarının, hayatlarında yan yana geldikleri dahi şüphelidir. Dosyaya giren HTS kayıtları ve baz çakışması tabloları, müştekilerin senaryolarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Müşteki kadınların güya tecavüze uğradıklarını iddia ettiği sanıkların o tarihlerde yurt dışında olduklarını pasaport kayıtlarıyla ispatlamalarına rağmen yine de cinsel saldırı suçundan cezalandırılmışlardır.
- Benzer şekilde, iddia edilen tarihte çok ağır ameliyat geçirmiş, kanser tedavisi kapsamında kemoterapi gören bir sanık bile zorla cinsel saldırı suçu işlediği iddiasıyla hapsedilmiştir.
- Davası dosyasındaki iddialara konu sözde tecavüz eylemleri sırasında ise hiçbir sözde mağdur saldırıyı çevreye duyurmak için bağırmamış, olaylar sırasında birçok ailenin yaşadığı apartmanlarda, güvenlikli sitelerde olmalarına rağmen yardım istememiş, kaçma girişiminde bulunmamıştır. Hayali cinsel saldırılardan veya tacizlerden sonra geceyi sözde saldırganlarla birlikte geçirdiğini beyan eden, daha sonrasında aynı evlere defalarca yine gittiğini söyleyen birçok şikayetçi vardır.
- Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak hiçbir video veya ses kaydı bulunmamaktadır. GÜYA YILLARCA DEVAM ETTİĞİ İLERİ SÜRÜLEN TECAVÜZ EYLEMLERİ VE TACİZLER HİÇBİR ŞİKAYETÇİ TARAFINDAN SESLİ VEYA GÖRÜNTÜLÜ OLARAK KAYDA ALINMAMIŞTIR. GİZLİ YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA KAPSAMINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN TEKNİK TAKİPLERDE İDDİAYA KONU HİÇBİR TECAVÜZ EYLEMİNE YÖNELİK SUÇÜSTÜ YAPILMAMIŞTIR.
- Güya TECAVÜZE UĞRAYAN KADINLARIN KENDİLERİNE SÖZDE TECAVÜZ EDEN KİŞİLERLE YILLAR BOYUNCA KENDİ İSTEKLERİYLE GÖRÜŞMEYE DEVAM ETTİKLERİNİN, EVLİLİK PLANLARI YAPTIKLARININ, AİLELERİYLE TANIŞTIKLARININ, HATTA TUTUKLANDIKTAN SONRA CEZAEVİNDE GÖRÜŞMEYE GİTTİKLERİNİN açığa çıkması da “sistemli cinsel istismar, kandırılmış kadınlar” kurgusunu tamamen yıkmıştır.
Tüm bunların yanı sıra Türkiye’nin önde gelen hukukçu, adli tıp uzmanı, ceza hukuku profesörü, cinsel saldırı suçları uzmanı, Yargıtay onursal daire başkan ve üyelerinin yazdıkları HUKUKİ VE BİLİMSEL MÜTALAALARIYLA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARINI İSPATLANMIŞTIR.
3. ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARINDA UYUŞTURUCU HATTA ALKOL KULLANIMI DAHİ OLMADIĞI TESPİT EDİLMİŞTİR
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları haram helal konusunda çok titiz insanlardır. Zihne etki yapan, sağlığa zararlı hiçbir şeyi hayatlarına dahil etmezler. Sigara dahi kullanmazlar. Tertemiz bir hayat yaşadıkları defalarca belgelenmiştir.
11 Temmuz 2018 tarihinde yapılan Adnan Oktar operasyonunda, TOPLAM 125 EVE ŞAFAK BASKINI YAPILMIŞ VE 168 KİŞİ GÖZALTINA ALINMIŞTIR.
Gözaltına alınan 168 kişi, DERHAL sağlık kontrolüne götürülmüş ve MÜVEKKİL DAHİL OLMAK ÜZERE, 168 kişinin her birinden LABORATUVAR ÖRNEKLERİ alınmıştır. ÖYLE Kİ MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ YAŞADIKLARI EVLERİN KİLERLERİNDE BULUNAN ERZAKLARA DAHİ EL KONULUP ADLİ TIBBA GÖTÜRÜLEREK MERCİMEK, BULGUR, UN PAKETLERİNDE BİLE UYUŞTURUCU TARAMASI YAPILMIŞ VE HİÇBİR MADDEYE RASTLANMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
Alınan laboratuvar örneklerinde;
• 168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ UYUŞTURUCU MADDE ÇIKMAMIŞ,
• 168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ ALKOL İZİNE RASTLANMAMIŞ,
• 168 KİŞİNİN TAMAMI İÇİN 18.07.2018 tarihli, 40968900-101.02-2018/66937 sayılı Adli Tıp Raporu neticesinde KANLARINDA UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE, ALKOL VE HATTA HERHANGİ BİR PSİKOLOJİK İLAÇ DAHİ BULUNMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
Aşağıda Adli Tıp Raporunun bir bölümüne yer verilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’la başlayan liste test yapılan 168 kişide aynı şekilde devam etmektedir:
1999 YILINDA YAPILAN POLİS OPERASYONUNDA DA, EVLERDEKİ EŞYALARIN DAHİ ÜZERİNDE UYUŞTURUCU ARANMIŞ ANCAK TÜM EVLERİN TERTEMİZ OLDUĞU TESPİT EDİLMİŞTİR
Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan 26/11/1999 TARİHLİ EPİKRİZ RAPORUNDA herhangi bir uyuşturucu izine rastlanmadığı belirtilmiştir.
4. ZORLA ALIKONULAN KİMSE YOKTUR
Gerek 1999 gerekse 2018’de düzenlenen operasyonlarda eş zamanlı olarak yüzlerce ev ve işyerine sabaha karşı eş zamanlı baskın düzenlenmiş ve hiçbir yerde esir alınmış, zorla alıkonulan, iradesi elinden alınmış bir kadına rastlanmamıştır. Bu kurgu defalarca müvekkil aleyhinde kullanılmış her defasında çürütülmüştür. Emniyet, Yargı ve tüm kurumlar bunun koskoca bir yalan olduğunu bilmekte, bir kısım basın ise bile bile bu yalanı devam ettirmeye çalışmaktadır.
Öyle ki bu kumpası kurgulayabilmek için geçmiş yıllarda da “esir tutulduğunu” anlatan el yazılı isimsiz bir kadının ihbar mektubuyla kumpas kurulmaya çalışılmış, ancak yapılan teknik incelemede sahte ihbar mektubunu yazanın bir erkek olduğu açığa çıkmıştır.
2018’deki operasyondan itibaren de 8 yıldır hemen her gün “zorla tutulan, alıkonulan, esir, iradesini yitirmiş” genç kızlar propagandası yapılmıştır.
Oysa dosyada müşteki yapılan genç kadınların hayatları incelendiğinde;
- Hemen hepsinin üniversite eğitimini tamamladıkları
- Eğitim hayatlarında çok başarılı oldukları
- Avukat, öğretmen, sosyal medya fenomeni, hemşire gibi meslek sahibi oldukları
- Sosyal medyayı aktif olarak kullandıkları, dışa dönük ve sosyal bireyler oldukları
- Kendilerini nasıl koruyacaklarını ve kanuni haklarını nasıl koruyacaklarını bildikleri
- Aileleriyle ya da okul veya arkadaşlarıyla birlikte yaşadıkları, her gün kendi istekleriyle görüşmeye geldikleri
- Sosyal medyalarındaki paylaşımlarından müvekkil ve arkadaşlarıyla yaşadıkları dönem boyunca neşeli, hayat dolu ve mutlu oldukları açıkça görülmektedir.
Tüm bunlar ve dahası “zorla alıkonulmuş, iradesini yitirmiş, mağdur” kadın iddiasını yerle bir etmiştir. Bu kadınlar müvekkil ve arkadaşlarıyla birlikte oldukları dönemde hayatlarının en güzel, en ferah, en değer gördükleri, en kaliteli günlerini yaşamışlardır. Bir kısmı evlilik planıyla, bir kısmı ünlü olma arzusuyla, bir kısmı da rahat yaşam sürmek ve geleceğini garanti altına almak güdüsüyle müvekkil ve arkadaşlarıyla arkadaşlık etmiş, operasyonla birlikte oluşan linç, karalama, tehdit ve yıldırma ortamında canlarını kurtarabilmek adına “zorla tutuldukları” yalanına sığınmışlardır.
5. ŞİDDET, BASKI, TEHDİT GÖRMÜŞ TEK BİR KADIN YOKTUR
Hem 1999’da hem de 2018’de gözaltına alınan tüm kadınlar muayene götürülmüş ve tek bir tanesinin dahi şiddet gördüğüne dair en ufak bir ize rastlanmamıştır. Tek bir tane dahi darp raporu yoktur.
Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere sözde mağdurların hepsi eğitimli, meslek sahibi kadınlardır. Hatta içlerinden kadın hakları üzerinde uzmanlaşmış ve gerçek mağdur olanlara destek veren avukat, binlerce takipçisi olan sosyal medya fenomeni, her gün okulda eğitim veren öğretmenler vardır. Bu kadınların herhangi bir şiddete maruz kalmaları durumunda tek bir telefonla ya da paylaşımla ortalığı ayağa kaldırabileceklerini, bir tane fotoğraf çekerek maruz kaldıkları şiddeti belgelendirebileceklerini bilmiyor olmaları imkansızdır.
800 klasörden oluşan Adnan Oktar Davası dosyasında kadınların şiddete, baskıya maruz kaldığına dair bir tane dahi somut belge, delil, veri, fotoğraf, video kaydı vs yoktur. Dosyadaki tüm deliller kadınların el üstünde tutulduklarını, çok mutlu ve güzel bir hayat yaşadıklarını ve yaşadıkları her detaydan memnun olduklarını ortaya koymuştur.
6. ŞANTAJ KASETLERİ YOKTUR
Medyada şehir efsanesi gibi dolaşan şantaj videoları olduğu iddiası çok çirkin bir iftiradır. Genç kızların yaşadıkları olayları kimselere anlatmamalarının ana sebeplerinden biri olarak gösterilen ve şantaj malzemesi olarak kullanıldığı ileri sürülen cinsel ilişki görüntülerinin hayali oldukları defalarca ortaya çıkmıştır. 1999 ve 2018 operasyonlarında tek bir uygunsuz video bulunmamıştır. Video ile kendisine şantaj yapıldığını iddia eden bir kişi dahi bulunmamaktadır. Her türlü iftiranın bulunduğu iddianamede dahi böyle bir iddia yoktur.
Basında ve sosyal medyada sık sık gündeme getirilen şantaj içerikli görüntülere dair bugüne kadar tek bir delil bile ortaya konulmamıştır. Kimi zaman ise bazı provokatörler tarafından neden bu kasetler yayınlanmıyor şeklindeki soruların ise tek cevabı vardır: BU TÜR KASETLER HAYALİ OLDUKLARI İÇİN HİÇBİR DÖNEMDE ELE GEÇİRİLMEMİŞ VE BU NEDENLE DE HİÇ KİMSE TARAFINDAN İZLENMEMİŞTİR. EĞER GERÇEKTEN İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ ŞANTAJ KASETLERİ OLSA 200’DEN FAZLA EV VE İŞYERİNE SABAHA KARŞI EŞ ZAMANLI YAPILAN BASKINLAR SIRASINDA ELE GEÇİRİLMEMESİ MÜMKÜN OLMAZDI. EN AZINDAN TEK BİR KARE BİLE OLSA GÖRÜNTÜ YA DA İZİ ORTAYA ÇIKAR, BU DA HİÇ ŞÜPHE YOK HİÇBİR HUKUKİ DEĞER GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMADAN TÜM MANŞETLERDE VE HABERLERDE SAYFA SAYFA SAATLERCE YAYINLANIRDI.
7. OPERASYON YAPILAN EVLERDE KARŞILAŞILMIŞ TEK BİR GAYRİ AHLAKİ DURUM YOKTUR
Türkiye’nin herhangi bir ilinde özellikle de İstanbul gibi bir metropolde sabaha karşı rastgele 200’e yakın eve operasyon düzenlense son derece ilginç manzaralarla karşılaşılacağı, hatta gayri ahlaki birçok duruma rastlanabileceği herkes tarafından bilinmektedir. Müvekkil ve arkadaşlarına yöneltilen çirkin iftiralar ve karalamalar göz önünde bulundurulduğunda operasyon sabahı çok farklı manzaralarla karşılaması beklenirdi. Polis ve basın kameraları eşliğinde düzenlenen operasyonda tek bir tane dahi gayri ahlaki durum ile karşılaşılmamış, bu operasyon müvekkil ve arkadaşlarının iffetinin, namusunun, dürüstlüğünün, masumluğunun ve temizliğinin ispatı, Devlet eliyle tescillenmesi olmuştur.
Yayınladıkları tek görüntü masum tertemiz kadınların yüzüstü elleri sırtalarından kelepçeli yere yatırılmış alınlarına uzun namlulu silah dayanmış görüntülerdir. En temel insan haklarını böylesine ağır ihlal eden bir uygulama, söz konusu müvekkil ve arkadaşları olduğunda bir kısım basın tarafından adeta alkışlarla karşılanmış, sevinç nidalarıyla yayınlanmıştır.
8. CASUSLUK YOKTUR
“Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiası, Adnan Oktar Davası dosyasına sırf kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden ibarettir. Oysa ki daha soruşturmanın en başlarında Savcılık Makamı tarafından casusluk isnadına dair Dışişleri Bakanlığı ve MİT ile yazışmalar yapılmış, HEM MİT’TEN HEM DE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GELEN CEVABİ RESMİ YAZILAR GERÇEKTE HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİ OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR. ŞÜPHELİLERİN SUÇSUZ OLDUKLARINI NET BİR BİÇİMDE ORTAYA KOYAN BU CEVABİ YAZILARA RAĞMEN SAVCILIK SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASIYLA DA DAVA AÇMIŞTIR.
MİT BAŞKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN 08.05.2019 TARİHLİ RESMİ YAZISI: “… mesaj ile aktardığı bilgilerin, AÇIKLANMASI VE ÖĞRENİLMESİ HALİNDE DEVLETİN DIŞ İLİŞKİLERİNE, MİLLİ SAVUNMASINA VE MİLLİ GÜVENLİĞİNE ZARAR VEREBİLECEK, ANAYASAL DÜZENİ VE DIŞ İLİŞKİLERİNDE TEHLİKE YARATABİLECEK NİTELİKTE OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.”
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN RESMİ 01.06.2019 TARİHLİ YAZISI: “… Kongre’de kabul edilen ve KAMUYA AÇIK BİR BELGE OLAN ‘Nihai Bildiri’de (yazışmalarda “ortak sonuç bildirgesi” olarak atıfta bulunulmaktadır) yer verilen unsurların özetlenerek aktarıldığı görülmekte, bu itibarla ANILAN YAZIŞMALARDA DEVLET SIRRI ÖZELLİĞİ TAŞIYAN BİLGİLERİN MEVCUT OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.
Diğer yandan, söz konusu dijital verilerde adı geçen şahıs hakkında Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi bağlamında sarf ettiği sözlerin “sübjektif iddia” niteliğinde olduğu değerlendirilmekte olup, “DEVLET SIRRINI İFŞA” MAHİYETİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK BİR İFADEYE RASTLANILMAMIŞTIR.”
YARGILAMA SONUCUNDA DA SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞ, BU KARAR KESİNLEŞMİŞTİR. Aşağıda İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/158 esas sayılı dosyasına ait 16.11.2022 tarihli kararın ilgili bölümü yer almaktadır:
AYRICA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE DİĞER SANIKLAR HAKKINDA ORTAYA ATILAN TÜM AĞIR SUÇLAMALARDAN;
• FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETMEK (TCK 220/7)
• SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK (TCK 328)
• RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK (TCK 204)
• RESMİ BELGEYİ BOZMA, YOK ETME VEYA GİZLEME (TCK 205)
• EŞYAYI, ALDATICI İŞLEM VE DAVRANIŞLARLA GÜMRÜK VERGİLERİNİ KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDENMEKSİZİN ÜLKEYE SOKMA (5607 SAYILI KANUN 3/18)
• NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK (TCK 158)
• SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA (TCK 282)
İDDİALARININ TAMAMI BERAAT KARARI İLE SONUÇLANMIŞTIR.
TÜM BU BERAAT KARARLARININ ORTAK GEREKÇESİ İSE “HERHANGİ BİR SOMUT DELİLİN BULUNMAMASIDIR.”
9. HİÇBİR İFFETSİZLİK YOKTUR
Müvekkilin hanım arkadaşlarına yönelik birtakım gazeteciler ve sosyal medya trolleri tarafından dile getirilen iftiralar ise çok büyük bir çirkinliktir. Müvekkilin hanım arkadaşlarının efendilikleri, iffetlerine olan titizlikleri herkes tarafından çok iyi bilinen bir hakikattir. Devletimizin en üst düzeyinden mahalledeki markete kadar müvekkilin hanım arkadaşlarını tanıyan, bilen, gören herkes ciddiyetlerini, mesafeli tutumlarını, ağırbaşlı oluşlarını, iffetli ve izzetli tavırlarını çok yakından bilmektedir. Her biri bulundukları ortamda nezaketleri, efendilikleri, görgüleri, naiflikleri ile dikkat çeken, tanımadıkları bir insanla mümkün olduğunca göz göze dahi gelmeyen bu hanımlar hakkında hiçbirini tanımadan ve bilmeden çirkin iftirada bulunmak kuşkusuz ağır bir vicdan tahribatıdır.
Şu an müvekkil ve arkadaşlarını kendilerince güçsüz gördükleri için, böyle asil ve yüksek karakterli dindar kadınlara akıl almaz çirkinliklerde iftiraları büyük bir rahatlıkla atanlar, masa başında toplanıp kendilerince alaycı ve üst perdeden üslupla tertemiz bu hanımlar hakkında yorumlarda bulunanlar Allah Katında çok büyük bir vebal yüklenmektedir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır. (Nur Suresi, 23)
Özetle:
Adalet Kaya ve benzeri dünya görüşüne, komünist ideolojiye bağlı, LGBTi savunan, müvekkile ideolojik husumeti olan bazı kişiler, kendi savundukları örgütlerin ve ideolojilerin eylem ve uygulamalarını görmezden gelerek, tertemiz, devlete ve dinine bağlı, mütedeyyin, iffetli, vatanperver müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına çok kolay iftira atabilmektedirler.
DEM Partide mütedeyyin, veya sol görüşe sahip olmakla birlikte hakkaniyetli, adil, her kesimi kucaklayan, samimi, dürüst vekiller de elbette bulunmaktadır. Her sol görüşlü kişinin Adalet Kaya ile benzer bir yaklaşımda olmadığını da özellikle belirtmek isteriz. Buradaki eleştirilerden bu değerli vekilleri ve sol görüşlü gazeteci ve siyasileri tenzih ederiz.
Adalet Hanım, Türkiye’de Epstein benzeri “mikro bir örgüt” arıyorsa, mikrop bir yapılanma olan PKK’da alasını bulacağı kesindir.
Kamuoyunun bilgilerine bilvekale sunarım.23.02.2026
Dipnotlar
1 A. Kollontai, Marksizm ve Cinsel Devrim, Tüm Zamanlar Yayıncılık Birinci Baskı, Nisan 1992, s. 36
2 Heather Brown, Marx on Gender and the Family: A Summary, Montly Review 1 Haziran 2014, https://monthlyreview.org/author/heatherbrown/
3 Karl Marx ve Friedrich Engels, “Komünist Manifesto”, Can Yayınları, s. 72
4 Karl Marks Kari – Friedrich Engels, Komünist Partisi Manifestosu, Dönüşüm Yayınları, İstanbul 1994, s. 127
5 M. Zeki Duman, Aile Kurumu Üzerine Tarihsel Bir Okuma Girişimi ve Muhafazakâr İdeolojinin Aileye Bakışı, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 2012 Cilt.1, Sayı: 4 s. 28