İçindekiler

MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN TEKZİPTİR


Epstein Davası belgelerinin yayınlanmasıyla birlikte, bir süredir çeşitli sosyal medya hesaplarında ve haber kanallarında müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında sistemli bir karalama kampanyası başlatılmıştır. 2018’deki operasyondan bu yana 8 yıldır dört bir koldan devam eden karalamaların ortaya çıkardığı kesin bir gerçek şudur ki: bu süreç Adnan Oktar ve arkadaşlarının tertemiz, masum insanlar olduğunun ispatı olmuştur. Devlet eliyle Adnan Oktar ve arkadaşlarının 200’e yakın evi ve işyeri aranmış, bilgisayarları telefonları ve tüm dijitalleri incelenmiş, ticari faaliyetleri ve gelirleri araştırılmış, özel hayatları didik didik edilmiş ve neticesinde müvekkil ADNAN OKTAR ve ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA HİÇBİR SUÇ VE SUÇ EMARESİ OLMADIĞI, AHLAKLI, İFFETLİ, DÜRÜST VE ONURLU OLDUKLARI GÖRÜLMÜŞTÜR. Devletimiz yüksek bir akıl ve hikmetle müvekkil ve arkadaşları hakkındaki tüm şüpheleri ortadan kaldırmıştır. İmanlı, sabırlı, dirayetli, tevekküllü, cesur, sadık, vefalı ve çok yüksek ahlaklı olduklarını tüm Türkiye’ye göstermiştir.

Son günlerde Epstein Dosyası üzerinden müvekkil Adnan Oktar’ı karalama çabası ise; kendi adları Epstein dosyasının içinde bizzat yer alan, bu ülkenin evlatlarını karanlık fuhuş çetesine kullandırtma ahlaksızlığını gösteren, kendilerinin gayri ahlaki hayatlarına dair somut deliller ortalığa saçılmış olan, kendilerinin uyuşturucu, fuhuş, kumar bataklığına gömüldüğü görülen bazı kişilerin kendi hayatlarını Müslümanların üzerine atmaya yönelik boş bir çabadır. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına Epstein dosyasını kullanarak isnat edilen şeylerin hiçbiri müvekkilin ve arkadaşlarının hayatında yoktur. Ancak anlaşılan o ki bu karalama kampanyasını yürütenlerin hayatında çok daha fazlası vardır.

ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASINDA NELER YOK

1.    KÜÇÜK KIZLARIN İSTİSMARI YOK

Adnan Oktar Davası dosyasında sözde küçük kız çocuğuna istismar iddiasında adı geçen iki kişi vardır. Birisi dosyanın husumetli müştekisi Fırat Develioğlu’nun kızı olan Dilara Aktunç, diğeri husumetli müştekilerin eline düşen ve yalan beyanlar verdirilen Serra MohammadValipour’dur. Her iki kız çocuğunun da herhangi bir istismar veya tacize maruz kalmadığı yargılama boyunca tanık beyanları, HTS kayıtları, fotoğraflar, whatsapp ve telefon yazışmaları gibi yüzlerce somut delille açığa çıkmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 1 Ceza Dairesi’nin bozma kararıyla da bu gerçek hukuken tescillenmiştir. Cinsel saldırı isnatlarının tamamının gerçek dışı olduğunu kanunlar ve içtihatlar ışığında ortaya koyan bu karar, hukuk uygulandığında müvekkil Adnan Oktar’ın beraat edeceğini göstermiştir. Kumpası organize edenler büyük bir panikle BAM hakimlerini linç etmiş, görevlerinden uzaklaştırılmalarına sebep olmuşlardır. Sırf bu hakimlerin başına gelenler dahi ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASININ BAŞTAN SONA KUMPAS OLDUĞUNUN İSPATIDIR. 

FIRAT DEVELİOĞLU’NUN KIZI DİLARA AKTUNÇ’UN ÇOCUK YAŞTA İSTİSMAR EDİLDİĞİ YALANI:

  • Dilara Aktunç müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının değil, öz babası Fırat Develioğlu’nun sırf Adnan Oktar’a olan düşmanlığı nedeniyle kızını bir kumpas dosyasının malzemesi yapmasının mağdurudur. Beyanında şikayetçi olduğu tarihten tam 21 yıl öncesinde, çocukken sözde tacize uğradığını öne sürmüştür.

  • Dilara olayların yaşandığını iddia ettiği dönem boyunca İstanbul eski Emniyetten sorumlu Vali Yardımcısı dedesi, çocuk doktoru anneannesi ve emekli ağır ceza hakimi babaannesi ile birlikte yaşamaktadır. Bu mesleki tecrübeye sahip kişilerin torunlarının istismara maruz kalmasını fark etmemeleri mümkün olmayacağı gibi, anneannesi ve dedesinin Mahkeme’ye sundukları yazılı beyanları da ortada bir istismar olmadığını birçok açık delil ile göstermektedir.
  • 2018 operasyonuna kadar 21 yıl boyunca bu konuda hiçbir şikayette bulunmayan Dilara, mahkeme huzurundaki ifadesinde ise sanık avukatlarında dönerek, “yok mu popo elleme sorusu’ diyecek bir rahatlık içinde olmuştur. Gerçek bir istismar mağdurunda görülmesi imkansız bu rahatlık kuşkusuz dikkat çekicidir.
  • Kendisini müvekkil Adnan Oktar’ın 2 numaralı ismi olarak tanıtan ve öz kızının güya cinsel istismara maruz kaldığını bilen Fırat Develioğlu da 21 yıl boyunca hiçbir şikayette bulunmamıştır. 
  • Hatta öyle ki 2019 yılındaki duruşmalar boyunca ticaretinin bozulması, siyasi geleceğinin elinden alınması gibi onlarca konu hakkında şikayetlerini uzun uzun anlatırken öz evladının istismar edilmesi hakkında tek kelime bile söylememiştir. 2018’den bu yana katıldığı onlarca TV programı ve sosyal medya yayınında da bir kez bile güya istismara uğramış öz kızı için feryat etmemiştir.
  • Hiçbir gazeteci de kendisine bu konuda soru sormamıştır. Bu dahi tek başında çocuk istismarı yalanına hiçbirinin inanmadığının delilidir.
  • Hakim Fırat Develioğlu’na şikayetçi misiniz dediğinde, “ticaretimin bozulmasından şikayetçiyim hakim bey” deyip sözde istismara uğrayan kızı hakkında şikayetçi olmak aklına bile gelmemiştir.
  • Kızı gerçekten çocuk yaşta tecavüze uğramış hiçbir baba hiçbir koşul altında hiçbir konuyu kızının yaşadığı dehşetten daha önemli göremeyeceği, hiçbir baba kızının böyle bir felaket yaşamış olmasını unutmayacağı, kızı gerçekten tecavüze veya tacize uğramış hiçbir baba Fırat Develioğlu gibi davranmayacağı açıktır. Fırat Develioğlu kendi kızını sırf Adnan Oktar’a olan düşmanlığına malzeme yapmıştır.

SERRA MOHAMMADVALIPOUR (yeni ismiyle EDA ECE) ADLI KÜÇÜK KIZIN İSTİSMAR EDİLDİĞİ YALANI:

  • Serra (Eda Ece) yurtdışında ikamet eden, Türkiye’ye sadece tatillerde ailesiyle birlikte çok kısa süreli uğrayan bir kişidir.  2013 yılında, Adnan Oktar’ın canlı yayınlara katıldığı stüdyoya ziyarete gelen binlerce misafir gibi Serra (Eda Ece) de annesinin refakatinde 10 dakikalık ayak üstü bir tanışmadan sonra stüdyodan ayrılmıştır.

  • İstismar iftirasının tek sözde delili ise bu 10 dakikalık görüşme sırasında müvekkil Adnan Oktar’ın Serra (Eda Ece) ve annesiyle birlikte çektirmiş olduğu bir hatıra fotoğrafıdır. Fotoğraftan Serra’nın annesi silinerek basına servis edilmiş ve bir kamuoyu algısı oluşturulmak istenmiştir.
  • Serra (Eda Ece) müvekkil Adnan Oktar’ı hep çok sevmiş, kendisi ısrarla annesiyle birlikte müvekkile görüşmek istemiştir. Öyle ki SERRA SÖZDE İSTİSMARA UĞRADIĞI 2013’DEN 4 YIL SONRA 2017’DE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’A YENİDEN GÖRÜŞMEK İSTEDİĞİNİ DİLE GETİREN, COŞKULU SEVGİSİNİ ANLATAN MESAJLAR GÖNDERMEYE DEVAM ETMİŞTİR. (Tüm bu yazışmalar ve belgeler Adnan Oktar Davası dosyasında içinde yer almaktadır.)

  • 2018 yılına kadar hiçbir şikayeti olmayan, hatta Adnan Oktar’ın arkadaşlarına mesajlar yazarak müvekkili ne kadar sevdiğini anlatan, tekrar ziyarete gelmek istediğini ısrarla belirten Serra (Eda Ece), ne yazık ki kumpası kuran ekibin eline düşmüştür. 
  • Husumetli bir müşteki tarafından 10.04.2018 tarihinde 326730 ve 239765 sicil numaralı Mali Şube memurlarına sunulan fişleme dosyasında, Serra (Eda Ece) ilgili bir sayfa yer almaktadır. Bu sayfada Serra (Eda Ece) hakkında “kızı istediğimiz zaman Türkiye’ye getirebiliriz” bilgisi yer almaktadır. Bu tarihte Serra henüz reşit değildir ve yasal velisinin de buna izni bulunmamaktadır.
  • 11.07.2018 tarihinde düzenlenen polis operasyonundan hemen bir gün sonra, yasal velisinden habersiz bir biçimde yurtdışından Türkiye’ye getirilmiştir. İfade vermeye iki husumetli müşteki eşliğinde götürülmüştür. İfade bitiminde tutanakta hazirun olarak husumetli müşteki imzası vardır. İfadeden sonra küçük yaştaki Serra ailesine ya da velisine değil başka bir husumetli müştekiye teslim edilmiştir. 
  • Serra, 18 yaşından küçük olduğu bu dönemde, İstanbul’da husumetli müşteki Özkan Deniz (Mamati)’in bekar evine yerleştirilmiş, tüm masrafları karşılanmıştır.
  • Hatta 18 yaşından küçük bir genç kız olarak, bu süreçte alkol içilen yat gezilerine çıkarılmış, kendisinden 20 yaş büyük husumetli müşteki Uğur Şahin’le birlikte (Uğur Şahin yarı çıplak haldeyken) fotoğrafları basına yansımıştır. Yanında ailesi olmayan 18 yaşından küçük bir kızın kendinden 20 yaş büyük adamların yanında alkollü ortamlarda neden bulundurulduğu araştırılmamış, ancak annesi ile birlikte 10 dakika Adnan Oktar ile görüştüğü için akıl almaz iftiralar atılmıştır. 

  • Daha sonra da –emniyet kayıtlarında açıkça görüldüğü üzere- yanında velisi olmadan ailesinin bilgisi dışında Kazakistan’a götürülmüştür. 18 yaşından küçük olduğu dönemde küçük kızın Kazakistan’da yaşayan Fırat Develioğlu’nun evine yerleştirildiği Adnan Oktar Davası dosyasının evrakları arasında belgeli olarak yer almaktadır.
  • Bu koşullar altında müvekkil Adnan Oktar aleyhine ifade verdirilen Serra (Eda Ece)’nın ifadelerinde çok aleni yalanlar bulunmaktadır. Bu yalanlar ve çelişkiler somut delillerle ispat edilmiştir. Tek bir çelişkili beyan dahi sanığın beraati için yeterli görülürken, Adnan Oktar dosyasında sözde mağdur kadınların ifadelerinde yüzlerce çelişki olduğu halde bu yalanlar esas alınarak hüküm kurulmuştur.
  • Serra (Eda Ece)’nın onlarca yalanından biri, 08.09.2020 tarihli mahkeme ifadesinde “2015 yılında ben yine Adnan Oktar’a gittim. Annem beni yine Adnan Oktar’a götürdü” demesidir. Oysa Serra’nın ülkeye giriş çıkış kayıtlarını gösteren resmi belgede 2014 – 2017 yılları arasında Türkiye’ye hiç gelmediği açıkça görülmektedir.
  • Serra (Eda Ece)’nın dayısı, kuzenleri başta olmak üzere yakın akrabaları, komşuları ve aile dostlarının Mahkemeye sundukları tanık beyanları Serra (Eda Ece)’nın müvekkil Adnan Oktar’dan hiçbir zarar görmediğini, Serra’nın annesiyle birlikte A9 TV stüdyosunu ziyaretinden çok mutlu döndüğünü, kişiliğinin ise yalan söylemeye müsait olduğunu ortaya koymuştur.

2.    CİNSEL İSTİSMARA YA DA SALDIRIYA UĞRAYAN TEK BİR TANE BİLE KADIN YOK

  • Adnan Oktar davası dosyasında tek bir tane bile doğal müşteki olan genç kadın yoktur. Hepsi hapse atılmak tehdidi ile zorla şikayetçi yapılmıştır.
  • Genç kızlar hakkında önce yasaya aykırı şekilde yurt dışı çıkış yasağı çıkartılmıştır. Daha sonra Vatan Emniyet telefonlarından aranarak çağırılmışlardır. Hayatında ilk defa Emniyet Müdürlüğü’nden içeri giren genç kadınların önüne yurt dışı çıkış yasakları konulmuş, sonrasında da “hakkında beyanlar var, sanık olabilirsin ama eğer Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında suçlayıcı ifade verirsen seni mağdur diye yazarız” denmiştir. Aslında hiçbir mağduriyeti olmayan genç kadınlar kendi canlarını kurtarabilmek için Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi hale getirilmiştir.
  • 100’den fazla müştekinin hiçbirisinin ifadesine avukat alınmamış, hiçbirisinin ifadesinde kamera kaydı açılmamıştır. Alınan ifadelerde müştekilerin söylemediği şeylerin sanki söylemişler gibi ifadelere ilave edildiği, bizzat bu müştekiler tarafından tespit edilmiştir. Hatta bazı sözde mağdur ifadelerinin altındaki imzanın kendilerine ait olmadığı dahi ortaya çıkmıştır.
  • Müşteki kadınların ifadelerinde 1000’den fazla çelişki tespit edilmiştir. Hayali hikayelerle “renklendirilmiş“ ifadeleri, hem kendilerinin farklı tarihlerde ifadeleriyle, hem de diğer müştekilerin ifadeleriyle çelişmektedir.
  • İfadeleri verirken kendilerine ezberletilen hayali olayları anlatmaya çalışan şikayetçiler psikolojik faktörlerin devreye girmesiyle kendilerine öğretilen birçok detayı karıştırmışlar veya unutmuşlardır. Öyle ki nerede, kiminle, ne zaman cinsel ilişkiyle girdiğini bile hatırlamayan veya karıştıran çok sayıda şikayetçi olmuştur. Böyle bir durumun gerçek tecavüz vakalarında yaşanması mümkün değildir.
  • Sözde tecavüz mağdurlarının tek bir tanesinin dahi bu isnatlarını ispatlayacak bir ADLİ TIP RAPORU BULUNMAMAKTADIR. Soruşturmanın başlangıcında -her cinsel saldırı davasında zaruri olduğu üzere- birkaç tane genç kız Adli Tıp Kurumu’na muayeneye gönderilmiş, ancak raporlarda herhangi bir cinsel saldırı, tecavüz veya taciz tespit edilmediği görülünce birdenbire sözde mağdur kızların Adli Tıp Kurumu’na sevkleri aniden durdurulmuştur.
  • Dosyada yer alan Whatsapp mesajları, fotoğraflar ve telefon tapeleri gibi somut delillerin tamamı sözde mağdur kadınların tamamının kendi istekleriyle ve ısrarlarıyla sanıklarla görüştüklerini, güya kendilerine sistemli olarak yıllar boyunca tecavüz ettiği iddia edilen kişilerin yanına yıllar boyunca sevinçle geldiklerini ortaya koymuştur.  
  • Örneğin SMC. isimli sözde cinsel saldırı mağduru genç kadının, kendisine güya tecavüz eden sanığa defalarca “neden benimle cinsel ilişkiye girmiyorsun” diye (üstelik bunları olabilecek en müstehcen ve argo ifadelerle) sitemkar mesajlar gönderdiği görülmüştür. Sırf bu örnek dahi, güya dini telkin sebebiyle robotlaşmış, iradesi ellerinden alınmış kadınlar senaryosunu yerle bir etmektedir.
  • Sözde tecavüz mağduru kadınlardan bir diğeri ise, sözde tecavüzcüsü tutuklandıktan sonra cezaevinde onu ziyarete gitmiş, sarılarak fotoğraflar çektirmiş, sözde tecavüzcüsüne defalarca aşk ve özlem dolu mektuplar yazmıştır. Hiçbir kadının kendini sözde sistemli tecavüz düzeninin parçası haline getiren birine böyle bir aşk beslemeyeceği açıktır.
  • Müşteki kadınlarla suç isnat ettikleri sanıkların bazılarının, hayatlarında yan yana geldikleri dahi şüphelidir. Dosyaya giren HTS kayıtları ve baz çakışması tabloları, müştekilerin senaryolarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Müşteki kadınların güya tecavüze uğradıklarını iddia ettiği sanıkların o tarihlerde yurt dışında olduklarını pasaport kayıtlarıyla ispatlamalarına rağmen yine de cinsel saldırı suçundan cezalandırılmışlardır.
  • Benzer şekilde, iddia edilen tarihte çok ağır ameliyat geçirmiş, kanser tedavisi kapsamında kemoterapi gören bir sanık bile zorla cinsel saldırı suçu işlediği iddiasıyla hapsedilmiştir.
  • Davası dosyasındaki iddialara konu sözde tecavüz eylemleri sırasında ise hiçbir sözde mağdur saldırıyı çevreye duyurmak için bağırmamış, olaylar sırasında birçok ailenin yaşadığı apartmanlarda, güvenlikli sitelerde olmalarına rağmen yardım istememiş, kaçma girişiminde bulunmamıştır. Hayali cinsel saldırılardan veya tacizlerden sonra geceyi sözde saldırganlarla birlikte geçirdiğini beyan eden, daha sonrasında aynı evlere defalarca yine gittiğini söyleyen birçok şikayetçi vardır.
  • Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak hiçbir video veya ses kaydı bulunmamaktadır. GÜYA YILLARCA DEVAM ETTİĞİ İLERİ SÜRÜLEN TECAVÜZ EYLEMLERİ VE TACİZLER HİÇBİR ŞİKAYETÇİ TARAFINDAN SESLİ VEYA GÖRÜNTÜLÜ OLARAK KAYDA ALINMAMIŞTIR. GİZLİ YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA KAPSAMINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN TEKNİK TAKİPLERDE İDDİAYA KONU HİÇBİR TECAVÜZ EYLEMİNE YÖNELİK SUÇÜSTÜ YAPILMAMIŞTIR.
  • Güya TECAVÜZE UĞRAYAN KADINLARIN KENDİLERİNE SÖZDE TECAVÜZ EDEN KİŞİLERLE YILLAR BOYUNCA KENDİ İSTEKLERİYLE GÖRÜŞMEYE DEVAM ETTİKLERİNİN, EVLİLİK PLANLARI YAPTIKLARININ, AİLELERİYLE TANIŞTIKLARININ, HATTA TUTUKLANDIKTAN SONRA CEZAEVİNDE GÖRÜŞMEYE GİTTİKLERİNİN açığa çıkması da “sistemli cinsel istismar, kandırılmış kadınlar” kurgusunu tamamen yıkmıştır.

Tüm bunların yanı sıra Türkiye’nin önde gelen hukukçu, adli tıp uzmanı, ceza hukuku profesörü, cinsel saldırı suçları uzmanı, Yargıtay onursal daire başkan ve üyelerinin yazdıkları HUKUKİ VE BİLİMSEL MÜTALAALARIYLA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARINI İSPATLANMIŞTIR.

3. UYUŞTURUCU YOK, ALKOL YOK

Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları haram helal konusunda çok titiz insanlardır. Zihne etki yapan, sağlığa zararlı hiçbir şeyi hayatlarına dahil etmezler. Sigara dahi kullanmazlar. Tertemiz bir hayat yaşadıkları defalarca belgelenmiştir.

 11 Temmuz 2018 tarihinde yapılan Adnan Oktar operasyonunda, TOPLAM 125 EVE ŞAFAK BASKINI YAPILMIŞ VE 168 KİŞİ GÖZALTINA ALINMIŞTIR.

Gözaltına alınan 168 kişi, DERHAL sağlık kontrolüne götürülmüş ve MÜVEKKİL DAHİL OLMAK ÜZERE, 168 kişinin her birinden LABORATUVAR ÖRNEKLERİ alınmıştır. ÖYLE Kİ MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ YAŞADIKLARI EVLERİN KİLERLERİNDE BULUNAN ERZAKLARA DAHİ EL KONULUP ADLİ TIBBA GÖTÜRÜLEREK MERCİMEK, BULGUR, UN PAKETLERİNDE BİLE UYUŞTURUCU TARAMASI YAPILMIŞ VE HİÇBİR MADDEYE RASTLANMADIĞI BELGELENMİŞTİR.

Alınan laboratuvar örneklerinde;

•    168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ UYUŞTURUCU MADDE ÇIKMAMIŞ,

•    168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ ALKOL İZİNE RASTLANMAMIŞ,

•    168 KİŞİNİN TAMAMI İÇİN 18.07.2018 tarihli, 40968900-101.02-2018/66937 sayılı Adli Tıp Raporu neticesinde KANLARINDA UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE, ALKOL VE HATTA HERHANGİ BİR PSİKOLOJİK İLAÇ DAHİ BULUNMADIĞI BELGELENMİŞTİR.

Aşağıda Adli Tıp Raporunun bir bölümüne yer verilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’la başlayan liste test yapılan 168 kişide aynı şekilde devam etmektedir:


 

1999 YILINDA YAPILAN POLİS OPERASYONUNDA DA, EVLERDEKİ EŞYALARIN DAHİ ÜZERİNDE UYUŞTURUCU ARANMIŞ ANCAK TÜM EVLERİN TERTEMİZ OLDUĞU TESPİT EDİLMİŞTİR

Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan 26/11/1999 TARİHLİ EPİKRİZ RAPORUNDA herhangi bir uyuşturucu izine rastlanmadığı belirtilmiştir.


4. ZORLA ALIKONULAN KİMSE YOK

    Gerek 1999 gerekse 2018’de düzenlenen operasyonlarda eş zamanlı olarak yüzlerce ev ve işyerine sabaha karşı eş zamanlı baskın düzenlenmiş ve hiçbir yerde esir alınmış, zorla alıkonulan, iradesi elinden alınmış bir kadına rastlanmamıştır. Bu kurgu defalarca müvekkil aleyhinde kullanılmış her defasında çürütülmüştür. Emniyet, Yargı ve tüm kurumlar bunun koskoca bir yalan olduğunu bilmekte, bir kısım basın ise bile bile bu yalanı devam ettirmeye çalışmaktadır.

Öyle ki bu kumpası kurgulayabilmek için geçmiş yıllarda da “esir tutulduğunu” anlatan el yazılı isimsiz bir kadının ihbar mektubuyla kumpas kurulmaya çalışılmış, ancak yapılan teknik incelemede sahte ihbar mektubunu yazanın bir erkek olduğu açığa çıkmıştır.

2018’deki operasyondan itibaren de 8 yıldır hemen her gün “zorla tutulan, alıkonulan, esir, iradesini yitirmiş” genç kızlar propagandası yapılmıştır.

Oysa dosyada müşteki yapılan genç kadınların hayatları incelendiğinde;

  • Hemen hepsinin üniversite eğitimini tamamladıkları
  • Eğitim hayatlarında çok başarılı oldukları
  • Avukat, öğretmen, sosyal medya fenomeni, hemşire gibi meslek sahibi oldukları
  • Sosyal medyayı aktif olarak kullandıkları, dışa dönük ve sosyal bireyler oldukları
  • Kendilerini nasıl koruyacaklarını ve kanuni haklarını nasıl koruyacaklarını bildikleri
  • Aileleriyle ya da okul veya arkadaşlarıyla birlikte yaşadıkları, her gün kendi istekleriyle görüşmeye geldikleri
  • Sosyal medyalarındaki paylaşımlarından müvekkil ve arkadaşlarıyla yaşadıkları dönem boyunca neşeli, hayat dolu ve mutlu oldukları açıkça görülmektedir.

Tüm bunlar ve dahası “zorla alıkonulmuş, iradesini yitirmiş, mağdur” kadın iddiasını yerle bir etmiştir. Bu kadınlar müvekkil ve arkadaşlarıyla birlikte oldukları dönemde hayatlarının en güzel, en ferah, en değer gördükleri, en kaliteli günlerini yaşamışlardır. Bir kısmı evlilik planıyla, bir kısmı ünlü olma arzusuyla, bir kısmı da rahat yaşam sürmek ve geleceğini garanti altına almak güdüsüyle müvekkil ve arkadaşlarıyla arkadaşlık etmiş, operasyonla birlikte oluşan linç, karalama, tehdit ve yıldırma ortamında canlarını kurtarabilmek adına “zorla tutuldukları” yalanına sığınmışlardır.

5. ŞİDDET, BASKI, TEHDİT GÖRMÜŞ TEK BİR KADIN YOK

Hem 1999’da hem de 2018’de gözaltına alınan tüm kadınlar muayene götürülmüş ve tek bir tanesinin dahi şiddet gördüğüne dair en ufak bir ize rastlanmamıştır. Tek bir tane dahi darp raporu yoktur.

Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere sözde mağdurların hepsi eğitimli, meslek sahibi kadınlardır. Hatta içlerinden kadın hakları üzerinde uzmanlaşmış ve gerçek mağdur olanlara destek veren avukat, binlerce takipçisi olan sosyal medya fenomeni, her gün okulda eğitim veren öğretmenler vardır. Bu kadınların herhangi bir şiddete maruz kalmaları durumunda tek bir telefonla ya da paylaşımla ortalığı ayağa kaldırabileceklerini, bir tane fotoğraf çekerek maruz kaldıkları şiddeti belgelendirebileceklerini bilmiyor olmaları imkansızdır.

800 klasörden oluşan Adnan Oktar Davası dosyasında kadınların şiddete, baskıya maruz kaldığına dair bir tane dahi somut belge, delil, veri, fotoğraf, video kaydı vs yoktur. Dosyadaki tüm deliller kadınların el üstünde tutulduklarını, çok mutlu ve güzel bir hayat yaşadıklarını ve yaşadıkları her detaydan memnun olduklarını ortaya koymuştur.

6. ŞANTAJ KASETLERİ YOK

Medyada şehir efsanesi gibi dolaşan şantaj videoları olduğu iddiası çok çirkin bir iftiradır. Genç kızların yaşadıkları olayları kimselere anlatmamalarının ana sebeplerinden biri olarak gösterilen ve şantaj malzemesi olarak kullanıldığı ileri sürülen cinsel ilişki görüntülerinin hayali oldukları defalarca ortaya çıkmıştır. 1999 ve 2018 operasyonlarında tek bir uygunsuz video bulunmamıştır. Video ile kendisine şantaj yapıldığını iddia eden bir kişi dahi bulunmamaktadır. Her türlü iftiranın bulunduğu iddianamede dahi böyle bir iddia yoktur.  

Basında ve sosyal medyada sık sık gündeme getirilen şantaj içerikli görüntülere dair bugüne kadar tek bir delil bile ortaya konulmamıştır. Kimi zaman ise bazı provokatörler tarafından neden bu kasetler yayınlanmıyor şeklindeki soruların ise tek cevabı vardır: BU TÜR KASETLER HAYALİ OLDUKLARI İÇİN HİÇBİR DÖNEMDE ELE GEÇİRİLMEMİŞ VE BU NEDENLE DE HİÇ KİMSE TARAFINDAN İZLENMEMİŞTİR. EĞER GERÇEKTEN İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ ŞANTAJ KASETLERİ OLSA 200’DEN FAZLA EV VE İŞYERİNE SABAHA KARŞI EŞ ZAMANLI YAPILAN BASKINLAR SIRASINDA ELE GEÇİRİLMEMESİ MÜMKÜN OLMAZDI. EN AZINDAN TEK BİR KARE BİLE OLSA GÖRÜNTÜ YA DA İZİ ORTAYA ÇIKAR, BU DA HİÇ ŞÜPHE YOK HİÇBİR HUKUKİ DEĞER GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMADAN TÜM MANŞETLERDE VE HABERLERDE SAYFA SAYFA SAATLERCE YAYINLANIRDI.

7. OPERASYON YAPILAN EVLERDE KARŞILAŞILMIŞ TEK BİR GAYRİ AHLAKİ DURUM YOK

Türkiye’nin herhangi bir ilinde özellikle de İstanbul gibi bir metropolde sabaha karşı rastgele 200’e yakın eve operasyon düzenlense son derece ilginç manzaralarla karşılaşılacağı, hatta gayri ahlaki birçok duruma rastlanabileceği herkes tarafından bilinmektedir. Müvekkil ve arkadaşlarına yöneltilen çirkin iftiralar ve karalamalar göz önünde bulundurulduğunda operasyon sabahı çok farklı manzaralarla karşılaması beklenirdi. Polis ve basın kameraları eşliğinde düzenlenen operasyonda tek bir tane dahi gayri ahlaki durum ile karşılaşılmamış, bu operasyon müvekkil ve arkadaşlarının iffetinin, namusunun, dürüstlüğünün, masumluğunun ve temizliğinin ispatı, Devlet eliyle tescillenmesi olmuştur.

Yayınladıkları tek görüntü masum tertemiz kadınların yüzüstü elleri sırtalrından kelepçeli yere yatırılmış alınlarına uzun namlulu silah dayanmış görüntülerdir. En temel insan haklarını böylesine ağır ihlal eden bir uygulama, söz konusu müvekkil ve arkadaşları olduğunda bir kısım basın tarafından adeta alkışlarla karşılanmış, sevinç nidalarıyla yayınlanmıştır.

8.    CASUSLUK YOK

“Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiası, Adnan Oktar Davası dosyasına sırf kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden ibarettir. Oysa ki daha soruşturmanın en başlarında Savcılık Makamı tarafından casusluk isnadına dair Dışişleri Bakanlığı ve MİT ile yazışmalar yapılmış, HEM MİT’TEN HEM DE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GELEN CEVABİ RESMİ YAZILAR GERÇEKTE HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİ OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR. ŞÜPHELİLERİN SUÇSUZ OLDUKLARINI NET BİR BİÇİMDE ORTAYA KOYAN BU CEVABİ YAZILARA RAĞMEN SAVCILIK SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASIYLA DA DAVA AÇMIŞTIR.


MİT BAŞKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN 08.05.2019 TARİHLİ RESMİ YAZISI: “… mesaj ile aktardığı bilgilerin, AÇIKLANMASI VE ÖĞRENİLMESİ HALİNDE DEVLETİN DIŞ İLİŞKİLERİNE, MİLLİ SAVUNMASINA VE MİLLİ GÜVENLİĞİNE ZARAR VEREBİLECEK, ANAYASAL DÜZENİ VE DIŞ İLİŞKİLERİNDE TEHLİKE YARATABİLECEK NİTELİKTE OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.”


DIŞİŞLERİ BAKANLIĞININ DAVA DOSYASINDA YER ALAN RESMİ 01.06.2019 TARİHLİ YAZISI: “… Kongre’de kabul edilen ve KAMUYA AÇIK BİR BELGE OLAN ‘Nihai Bildiri’de (yazışmalarda “ortak sonuç bildirgesi” olarak atıfta bulunulmaktadır) yer verilen unsurların özetlenerek aktarıldığı görülmekte, bu itibarla ANILAN YAZIŞMALARDA DEVLET SIRRI ÖZELLİĞİ TAŞIYAN BİLGİLERİN MEVCUT OLMADIĞI DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.

Diğer yandan, söz konusu dijital verilerde adı geçen şahıs hakkında Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi bağlamında sarf ettiği sözlerin “sübjektif iddia” niteliğinde olduğu değerlendirilmekte olup, “DEVLET SIRRINI İFŞA” MAHİYETİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK BİR İFADEYE RASTLANILMAMIŞTIR.”

YARGILAMA SONUCUNDA DA SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞ, BU KARAR  KESİNLEŞMİŞTİR. Aşağıda İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/158 esas sayılı dosyasına ait 16.11.2022 tarihli kararın ilgili bölümü yer almaktadır:


AYRICA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE DİĞER SANIKLAR HAKKINDA ORTAYA ATILAN TÜM AĞIR SUÇLAMALARDAN;

•    FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETMEK (TCK 220/7)

•    SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK (TCK 328)

•    RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK (TCK 204)

•    RESMİ BELGEYİ BOZMA, YOK ETME VEYA GİZLEME (TCK 205)

•    EŞYAYI, ALDATICI İŞLEM VE DAVRANIŞLARLA GÜMRÜK VERGİLERİNİ KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDENMEKSİZİN ÜLKEYE SOKMA (5607 SAYILI KANUN 3/18)

•    NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK (TCK 158)

•    SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA (TCK 282)

İDDİALARININ TAMAMI BERAAT KARARI İLE SONUÇLANMIŞTIR.

TÜM BU BERAAT KARARLARININ ORTAK GEREKÇESİ İSE “HERHANGİ BİR SOMUT DELİLİN BULUNMAMASIDIR.”

9.    EN UFAK BİR İFFETSİZLİK YOK

Müvekkilin hanım arkadaşlarına yönelik birtakım gazeteciler ve sosyal medya trolleri tarafından dile getirilen iftiralar ise çok büyük bir çirkinliktir. Müvekkilin hanım arkadaşlarının efendilikleri, iffetlerine olan titizlikleri herkes tarafından çok iyi bilinen bir hakikattir. Devletimizin en üst düzeyinden mahalledeki markete kadar müvekkilin hanım arkadaşlarını tanıyan, bilen, gören herkes ciddiyetlerini, mesafeli tutumlarını, ağırbaşlı oluşlarını, iffetli ve izzetli tavırlarını çok yakından bilmektedir. Her biri bulundukları ortamda nezaketleri, efendilikleri, görgüleri, naiflikleri ile dikkat çeken, tanımadıkları bir insanla mümkün olduğunca göz göze dahi gelmeyen bu hanımlar hakkında hiçbirini tanımadan ve bilmeden çirkin iftirada bulunmak kuşkusuz ağır bir vicdan tahribatıdır.

Şu an müvekkil ve arkadaşlarını kendilerince güçsüz gördükleri için, böyle asil ve yüksek karakterli dindar kadınlara akıl almaz çirkinliklerde iftiraları büyük bir rahatlıkla atanlar, masa başında toplanıp kendilerince alaycı ve üst perdeden üslupla tertemiz bu hanımlar hakkında yorumlarda bulunanlar Allah Katında çok büyük bir vebal yüklenmektedir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız

Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır. (Nur Suresi, 23)

SONUÇ OLARAK;

Kumpas davalarının nasıl hazırlandığını en iyi bilenler, bin kere öne sürülmüş yalanlar, sahte deliller, iftira beyanlarla nasıl kurgular oluşturulduğunun adeta kitabını yazanlar psikolojik savaş taktiklerinin tamamını Adnan Oktar Davası dosyasında kullanmışlar ve buna rağmen yenilgiye uğramışlardır. Epstein Dosyasıyla Adnan Oktar Davası dosyasında bağlantı kurmaya çalışmaları da bu yenilginin son bir çaresizlikle dışavurumudur.

8 yıldır yapılan her türlü hukuksuzluğa ve tüm imkanların seferber edilmesine rağmen ortaya tek bir tane dahi müvekkil ve arkadaşları aleyhine somut delil konulamamış, tam tersi masum olduklarının delilleri yüzlerce klasörü doldurmuştur.

Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarını Epstein davası ile benzeştirmeye çalışanların öne sürdükleri isnatların hiçbiri doğru değildir ve yoktur. Ortada ne var diye bakıldığında ise cevap açıktır:

SADECE TEK TARAFLI YALAN BOMBARDIMANI, İNSANLARIN BÜYÜK KISMININ KENDİLERİNE TELKİN EDİLENİ DÜŞÜNMEDEN PEŞİNDEN GİDİYOR OLMASINDAN FAYDANLANMA, BU SAYEDE BİBİRİYLE ÇELİŞEN YALANLARI KOLAYCA YAYMA, ÖFKE VE KISKANÇLIK DUYAN KİTLELERİ BU YOLLA MANİPÜLE ETME VARDIR.

Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz 18.02.2026

Daha yeni Daha eski