Geçtiğimiz günlerde TBMM'den geçen 11. İnfaz Düzenlemesi sonrasında 50 bine yakın kişinin tahliyesi gerçekleşti. Gerçekleşen tahliyeler, bazı kesimler tarafından ciddi şekilde eleştirilirken, suçluların sokaklara bırakılacağı, sokakların artık güvenli olmayacağı, suçlularla birlikte yaşamak zorunda kalınacağı gibi yorumları da beraberinde getirdi.

Söz konusu yasa sonucunda, gerçekten suç işlemiş ve halen suç işleme potansiyeli olan bazı kişilerin salıverilme durumu olduğu elbette doğrudur. Ancak bunun yanında, kazara suça karışmış olan, hiç suç işlememiş olduğu halde iftiraya uğrayan, yaptığı hatadan dolayı derin bir pişmanlık duyan ya da iradesi dışında bir suçun parçası haline getirilmiş pek çok insan da bulunmaktadır. Nitekim tutuklamaların bir tedbir olmaktan çıkıp, fiili bir cezaya dönüştüğü ülkemiz koşullarında, cezaevinde bulunan kişilerin önemli bir kısmının bu profilde olduğu artık daha kabul edilebilir bir gerçektir. Dolayısıyla, söz konusu yasa üzerinden "suçlular salındı" şeklinde genelleme yapan, kamuoyunu kışkırtmayı amaçlayan provokatif söylemlerin ne hukuken ne de vicdanen kabul edilebilir bir karşılığı olmadığı açıktır.

Dahası, bu provokatif dili besleyenlerin, şayet bir gün kendi yakınları cezaevinde bulunsa, bugün sergiledikleri bu hoyrat ve acımasız söylemlerin hiçbirini kullanmayacakları izahtan varestedir. En basit suçlamalarda dahi tutuklama tedbirinin rutin hale getirildiği, insanların siyasi veya sosyal görüşleri nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakıldığı, açık ya da örtülü kumpasların olağanlaştığı bu ülkede, cezaevlerinde bulunan herkesi toptan suçlu ilan etmek, yakını cezaevinde bulunan kişi bakımından sanıldığı kadar kolay olmayacaktır. Aksine, böyle bir durumda, bugün kamuoyunu yönlendirmeye çalışanların, bu manipülasyonları yapanların bizzat kendileri, içeride masum insanların da bulunduğunu kabul edecek ve dolayısıyla söz konusu düzenlemelerin gerekli ve yerinde olduğunu savunacaklardır. Ne acıdır ki ülkemizde, HERKES HER HUKUKSUZLUĞU BİR ŞEKİLDE YAŞAMAKTA ama PEK ÇOĞU YAŞAMADAN BUNU FARK EDEMEMEKTEDİR. ÖNCESİNDE KENDİLERİNE DEFALARCA İZAH EDİLMİŞ OLMASINA RAĞMEN.

Ancak buradaki asıl konu, söz konusu provokasyonları yapanların SADECE SES YÜKSELTİP, ÇÖZÜMDEN HİÇ BAHSETMİYOR OLUŞLARIDIR.

Örneğin, son infaz düzenlemesiyle “suçlular salıverilecek, artık güvenli bir ortam kalmayacak” şeklinde provokasyon yapanların eline bir koz geçmiştir. Cezaevinden tahliye edildikten sonra eşini katleden bir mahkum vakası, bu kişiler bakımından kendi söylemlerini haklı göstermek amacıyla sürekli olarak gündeme taşınmıştır.

Öncelikle bu vahşet, kabul edilebilir bir durum değildir. Müvekkil, uzun bir zamandır kadın cinayetleri konusunun üzerinde durmakta, kendisine imkan verildiği takdirde bu cinayetleri DURDURABİLECEĞİNİ belirtmekte, bu konuda yetkililere çağrı yapmakta ve bunun için cezaevinden çıkma gibi bir talebinin bulunmadığını da özellikle belirtmektedir. Ancak müvekkilin bu çağrısına cevap verilmediği gibi çözüme dair hiçbir adım da atılmamaktadır.

Bu konu, görmezden gelinemeyecek kadar hayati bir öneme sahiptir ve KADIN CİNAYETLERİNİN ÖNLENMESİNE YÖNELİK ÇAĞRI VE TALEPLERİMİZ DEVAM EDECEKTİR.

Burada dikkat çekmek istediğimiz asıl husus şudur: “Suçlular topluma salındı ve büyük hata yapıldı” provokasyonunu yapan ve bu iddiayı karısını katleden bir mahkumu örnek göstererek temellendirmeye çalışan kişilerin, akıllarına gelen tek çözümün yine ve yalnızca CEZAEVİ olmasıdır. Dikkat edilirse, bu kişiler, tahliye edilen bireylerin EĞİTİLMESİ, ISLAH EDİLMESİ, TOPLUMA YENİDEN KAZANDIRILMASI ya da bu sorunlara yönelik kalıcı ve insani ÇÖZÜMLER ÜRETİLMESİNDEN HİÇ BAHSETMEMEKTEDİRLER. Onların anlayışında çözüm; herkesi yaşamının sonuna kadar kapatmak, süresiz biçimde kilit altında tutmak, müebbet cezalarını yaygınlaştırmak ve hapishaneleri giderek daha fazla insanla doldurmaktan ibarettir.

Oysa müvekkile göre, bu mahkum, bugün değil de 5 yıl sonra salıverilseydi, bu defa o zaman gidip karısını öldürecekti. Eğer bu kişi, onu karısını öldürmeye iten yanlış inançtan, sakıncalı düşüncelerden, yanlış zihin yapısından KURTARILMAZSA, katil olmaktan vazgeçmeyecektir. Onu katil olmaya iten, özellikle de bir kadını öldürmeye sevk eden çok radikal sebepler vardır. Hala toplumda telkini devam eden bağnazlık ve Darwinist ideoloji, bu kişilerin kadına ve öldürmeye bakış açılarını şekillendirmiştirBU KİŞİLER DOĞRU EĞİTİMİ ALMADAN, ALLAH İÇİN YAŞADIKLARINI FARK ETMEDEN, TÜM İNSANLARIN ALLAH'TAN BİR RUH VE TECELLİ OLDUĞUNU KAVRAMADAN, BU ZİHNİYETİ TERK ETMEYECEKLERDİR.

Onlara bu gerçeği anlatmak, onları tehlikeli insanlar olmaktan kurtarmak MÜMKÜNKENBU KİŞİLERİN HAYATLARI BOYUNCA BİR HÜCREYE KAPATILMALARINI İSTEMEK, BAZI İNSANLARA NASIL BU KADAR KOLAY VE CAZİP GELİR, anlamak mümkün değildir.

Ayrıca cezaevine giren kişiler, çoğu zaman ıslah olmak bir yana, içinde bulundukları koşullar nedeniyle SUÇ ÖĞRENİR konuma gelmektedirler. Bir kısmı, girdikleri cezaevi ortamında, mafyatik yapılarla ya da organize suç grupları ile tanışmakta, topluma karşı öfkeleri derinleşmekte ve farklı suç yöntemleri öğrenmektedir. Hatta başlangıçta suç işlememiş ya da kazara bu sürecin içine sürüklenmiş kişiler dahi, orada suç işlemenin yollarını öğrenmektedir. Günlük hayatında asla karşılaşmayacakları insan profilleriyle aynı ortamda bulunmakta ve normal koşullarda uzak duracağı kriminal bir hayatın yöntemlerini orada görmektedirler. Dolayısıyla cezaevi, kimileri için, ıslah eden bir mekanizma olmaktan çıkıp, kişiyi daha derin bir suç sarmalına iten şeytani bir eğitim ortamı gibidir.

Daha fazla kişinin cezaevlerine kapatılmasını bu denli hevesle istemek, insanları ciddi bir ZALİMLİK VE GADDARLIK seviyesine itmektedir. Ancak bu tutum, yalnızca başkalarına yönelmiş bir sertlik olarak kalmamakta, zamanla acımasız bir sisteme dönüşmektedir. Ne var ki bu zalim düzen, bir aşamadan sonra, onu körükleyen ve çığırtkanlığını yapan kişilerin de karşısına çıkmaktadır. Sonuçta, bir zamanlar BESLEYİP MEŞRULAŞTIRDIKLARI BU ZALİM SİSTEMİN ACISINI ÇEKMEKTE; dün alkışladıkları mekanizma, bu defa KENDİLERİNİN HÜCRELERE KAPATILMASI İÇİN ÇAĞRILAR YAPMAKTADIRLAR.

Müvekkil Adnan Oktar, uzun bir zamandır, EĞİTİM konusunun üzerinde durmakta ve insanlara ALLAH'I TANITMANIN, her insanın ALLAH'TAN BİR RUH olduğunu anlatmanın, tüm varlıkların ALLAH'IN TECELLİSİ olarak yaratıldıklarını izah etmenin şart olduğunu belirtmekte, bunun geleneksel yöntemlerle değil, KURAN'DAN AYETLERLE açıklanması gerektiğinin üzerinde durmaktadır.

Kendisi, bunu MÜKEMMEL ŞEKİLDE YAPACAĞINI önemle belirtmekte ve bunun için kendisine imkan verilmesini, bu konuda cezaevinden çıkma gibi bir şartı olmadığınıbelli kişilerle görüşmeler yapmasının yeterli olduğunu, gerekirse başkalarının bu eğitimi doğrudan verebileceğini, kendisinin de bir DANIŞMAN olarak görev yapabileceğini defaatle belirtmektedir.

BU HAYATİ DERECEDE ÖNEMLİ TEKLİF MUTLAKA DEĞERLENDİRİLMELİ VE EĞİTİM KONUSU MUTLAKA CİDDİYE ALINMALIDIR. Şu anda özellikle cezaevinden tahliye edilen bir kısım SUÇLULAR VE SUÇ İŞLEMEYE MEYİLLİ OLAN KİŞİLER TOPLUMA KARIŞMAK ÜZEREYKEN, onlara yönelik böyle bir eğitim verilmesi ŞARTTIR. Aksi durumda, toplumda huzur ve güven duygusu tesis edilemeyecek, yeni mağduriyetlerin ve daha ağır toplumsal sorunların ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelecektir.

Ancak bu eğitim, KESİNLİKLE GELENEKÇİ MUHAFAZAKAR YÖNTEMLERLE VERİLEMEZ. BUNUN İÇİN KURAN'A DAYALI, AKILCI, GERÇEKÇİ, SAMİMİ BİR EĞİTİM VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR. Müvekkil, daha önce pek çok kişiye, özellikle de genç kesime yönelik böyle bir eğitim vermiştir ve bu konuda ciddi başarılar elde etmiştir. ŞU ANDA DA BU KONUDA BAŞARI SAĞLAYACAĞINDAN EMİNDİR.

ŞU AN TAHLİYELER HENÜZ YENİYKEN, İNSANLAR ONLARCA YILLIK CEZAEVİ SÜRECİNDEN SONRA SOSYAL HAYATIN İÇİNE KARIŞIYORLARKEN, BU ÇAĞRIYA KULAK VERİLMESİ ELZEMDİR. BU KONUDA GECİKİLMESİ, ÇOK CİDDİ SORUNLAR DOĞURABİLİRBU NEDENLE, MÜVEKKİLİN BU ÇAĞRISINA VAKİT GEÇMEDEN İCABET EDİLMESİ ÖNEM ARZ ETMEKTEDİR.

Kamuoyunun takdirine sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.04.01.2026

Daha yeni Daha eski