Türkiye, geçmişten bugüne hararetli siyasi dönemler geçirmesi nedeniyle, oldukça zorlu hukuki süreçlere maruz kalmıştır. Bu süreçler, genellikle hep solcular ve sağcılar arasında bir mücadele görünümünde ilerlemiş ve özellikle sol kesimden bazı aktörlerin, sağ cenaha yönelik baskılayıcı yöntemleri gündeme gelmiştir. Bugünlere gelene kadar, özellikle siyasette, sağ görüşe yönelik bir baskı politikasının var olduğu, başa geçen ilk sağ hükümetin, 28 Şubat darbesi ile ortadan kaldırıldığı unutulmuş değildir.
28 Şubat darbesi, tamamen sol görüşten kişilerin eseriydi. Sn. Necmettin Erbakan, kendi döneminde ekonomi politikalarıyla ön plana çıkmış, bu konuda önemli başarılar elde etmiş, hatta maaşları iki katına çıkarmıştı. Ülkede düzen, olması gerektiği şekilde işliyordu. Ancak Sn. Erbakan'ın sağ kesimin güçlü bir temsilcisi olması, sol kesim üzerinde her zaman rahatsızlık oluşturmuştu. Haksız gerekçelerle oluşturulan ültimatomlar sonucunda, başarılı siyasetçiye yönelik açıkça bir uyarıda bulunuldu. Bu uyarı, aslında masa başında bir darbe hareketiydi; Sn. Erbakan kendisine dayatılan talepleri kabul etmiş, ardından 4 ay kadar sonra görevi bırakmak zorunda kalmıştı.
28 Şubat 1997 günü, Milli Güvenlik Toplantısı'nda Sn. Necmettin Erbakan'a yapılan baskı, hala hafızalardadır.
28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleştirilen ve Sn. Necmettin Erbakan'a yönelik ciddi tehdit ve yaptırımlar içeren toplantı esnasında Sn. Erbakan'ın endişeli hali, yoğun şekilde terlemesi dikkat çekmişti. Bu baskı ortamı, dönemin yüz karası olarak tarihte yerini almıştır.
Sn. Necmettin Erbakan, 28 Şubat darbesinin ertesi günü, yaşananları il başkanları toplantısında anlatırken, yine aynı şekilde zorlanmıştır.
Müvekkil, Erbakan Hocamızı daima çok değerli bir dava adamı, samimi bir mümin ve akılcı bir siyaset insanı olarak değerlendirmiştir. Erbakan Hocamız, yaşamı boyunca mazlumlara sahip çıkmış, insanların refahını sağlayabilmek için siyasi iktidarı boyunca en mükemmel ekonomik tedbirleri hayata geçirmiştir. Türkiye'ye sunduğu katkılar ve ADİL DÜZEN anlayışına yaptığı vurguyla siyaset tarihinde öne çıkan Erbakan Hocamız, ortaya koyduğu projeler ve uyguladığı modellerle Türk iş dünyasında da öncü rol oynamıştır. Onun dönemi, REFAH SEVİYESİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU dönemlerden biridir. Kendisi, hep çok vicdanlı, azimli ve kararlı bir Müslüman olmuştur. Azimli, inançlı, cesur gençler yetiştirmiştir. Müvekkilin tabirine göre Erbakan Hocamız, MÜSLÜMANLARIN ONURUDUR. Kendisine Allah'tan rahmet diliyoruz.
Geçmişte Siyasetteki Sol Görüş Hakimiyetinin Yargıya Yansımaları
Siyasette sol görüşün hakimiyet dönemi oldukça uzun sürmüş ve hiç gerek yokken çok sancılı geçmiştir. Sol görüşün bir kısmı, SADECE VE SADECE İDEOLOJİK KARŞITLIK NEDENİYLE, yargıyı da hep sağın aleyhine kullanma eğiliminde olmuştur. Ülkemizde oldukça dürüst hakimler-savcılar yetişmiş bulunsa da, siyasi arenada yaşanan ideolojik karşıtlık, yargıyı doğrudan şekillendirmiş ve sol kesimin himayesindeki bir kısım basının baskısı, her zaman yargı üzerinde etkili olmuştur.
O dönemlerde, örneğin bir CHP'linin tutuklanması veya yargılanması pek görülmüş bir şey değildir. Genellikle sağ cenaha bir baskı söz konusu olduğundan, yargının önüne çıkarılanlar hep sağcı siyasetçiler ve onların destekçileri olmuştur. Dönemin hakimleri, sanık avukatlarına, "bu siyasi dava, benden tahliye isteyip durmayın, yapabileceğim bir şey yok" diyecek kadar çaresiz kalmışlardır.
Sol kesim, hem siyasi arenada hem de idaresi altına aldığı hukuk sistemi içerisinde, söz konusu dönemde ciddi ve sistematik hatalara imza atmıştır. Müvekkil Adnan Oktar'ın kanaatine göre, özellikle CHP, bu süreçte yaşanan adaletsizlikleri ve tek taraflı yargılamaları açık bir dille reddettiğini, geçmişte yapılan bu yanlışları asla tasvip etmediğini kamuoyu önünde ve tutarlı bir şekilde dile getirmelidir.
Müvekkile göre, bu uygulamalar, şu an, bir intikam izlenimi verecek şekilde, sol kesime de yaşatılmamalıdır. Yargının bir siyaset malzemesi olarak kullanılması her zaman ülkeye büyük sorunlar getirmiştir. Suç ve suçlu varsa ayırt edilmeli ama siyasi ideolojiler, yargıya bir baskı unsuru olarak kullanılmamalıdır.
Hakim ve Savcının Gerçek Görevi
Hakim ve hekim kelimeleri, Arapçada aynı kökten gelirler; ikisi de Arapçadaki ḥ-k-m (ح ك م) kök ailesindendir. Hakim, sözlükte "iyileştirmek amacıyla menetmek, düzeltmek, hükmetmek" anlamına gelen hükm mastarından bir sıfattır.
Buradan hareketle hakimin görevi, tıpkı hekim gibi, karşısındaki kişiyi İYİLEŞTİRMEK, TEMİZE ÇIKARABİLMEK için çabalamaktır. Hekim de hakim de, mesleklerini uygularken, vicdani ve bilimsel kanaatlerine göre hareket ederler. Hekimin de hakimin de temel prensibi, "KİŞİYE ÖNCE ZARAR VERMEMEK", sonra da "EN İYİ FAYDAYI SAĞLAMAKTIR".
Bir hakimin, karşısındaki insana en iyi faydayı sağlayabilmesi için, öncelikle ONUN LEHİNE DELİLLERİ GÖRMEYE ÇALIŞMASI gerekir. Bunun için hakim, bakış açısını buna uygun hale getirecek ve sanığı temize çıkaracak ayrıntılar üzerinde duracaktır. Çünkü bir insanın suçlanması kolaydır; suçun işlenmediğini ispat etmesi ise zordur. Yargılama, ancak hakimin bakış açısı, yaklaşımı ve delilleri değerlendirme şekli ile adil bir sonuca ulaşır.
Ancak müvekkile göre, günümüzde bir kısım hakimler, kişiye en iyi faydayı sağlamak bir yana, hakimliğin ilk temel prensibini, yani "kişiye zarar vermemek" ilkesini dahi çiğnemektedirler. Masum olan insanlara dahi potansiyel suçlu olarak bakmakta, masumiyetlerini görmelerine rağmen onlar hakkında ceza ile hükmetmekte, rahatça bu kişileri cezaevlerine göndermekte, bu insanların HAYATLARINI TAMAMEN YOK ETMEKTEDİRLER. Sanıklar hakkında tüm lehe deliller karşılarında olmasına rağmen bu uygulamayı, şaşırtıcı bir rahatlıkla yerine getirmektedirler. Bu, bir insana belki de verilebilecek en büyük zarardır.
Geçmişte, Sanığın Temize Çıkması, İyileşmesi İstenirdi
Geçmişte, darbe gibi siyasi çalkantıların ülkeyi yönlendirmediği zamanlarda, yargı çok daha adil şekilde işlemekte, hakimler sanığın lehine delil bulabilmek için çaba göstermekte, savcılar, gerçekten bir suç varsa iddianameye bunu koymakta bunun dışında kişiyi mutlaka suçlu çıkarma arayışına girmemekteydiler.
Savcılar, "Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin LEHİNE ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve ŞÜPHELİNİN HAKLARINI KORUMAKLA YÜKÜMLÜDÜR" (CMK 160/2) şeklindeki kendi görev tanımında bulunan unsurlara uyar ve aleyhe delillere yer verdiği gibi lehe delilleri de bulmak için çaba gösterirlerdi.
Eskiden, "şüpheden sanık yararlanır" ilkesine göre yargılama yapılırdı. Deliller, bir kişinin %99 suçlu olduğunu gösterse, ancak %1 şüphe söz konusu olsa dahi, hakimler beraat vermeye yönelirlerdi. Şu anda bu ilke, %99 şüphe olduğunda dahi mahkumiyet kararı vermek şeklinde uygulanmaktadır.
Müvekkilin özellikle vurguladığı gibi, ülkemizin gecikmeksizin, adaletin siyasi ve ideolojik etkilerden uzak, kanuna ve vicdana göre işletildiği eski hukuk sistemine geri dönüş yapması artık bir zorunluluk haline gelmiştir.
Siyasi veya ideolojik görüşünden dolayı susturulması istenen kişilere karşı yargının bir silah şeklinde devreye sokulması ve bunun acımasızca kullanılması, 28 Şubat döneminde nasıl büyük buhranlara yol açtıysa, şu anda da benzer sıkıntıları yaşatmaktadır.
Bu anlayış, 28 Şubat döneminde hukuka nasıl çok büyük bir darbe vurduysa, şu anda da ağır bir darbe vurmaktadır.
28 Şubat'ın enkazı nasıl hala ülkeyi sarsmaya devam ediyorsa, bugün yaşanan hukuksuzluklar da millet üzerinde geri dönülmez etkiler bırakacaktır.
Halkın güvenini yitirmesi, büyük, hem de çok büyük bir sorundur. YAŞANAN HUKUKSUZLUKLARIN, HALKIN ADALETE GÜVENİNİ SARSMASINDAN ENDİŞE EDİLMELİDİR.
Müvekkilin açıkça ifade ettiği üzere, hukukun bir araç değil, bir silah olarak kullanılması, bunu ister sol ister sağ kesim yapsın, asla kabul edilemeyecek bir durumdur. Böyle bir yaklaşım, hukukun tarafsızlığını ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda ülkenin üzerine inşa edildiği temel adalet anlayışını da yok sayar ve toplumu kaçınılmaz bir çöküşe sürükler. İşte tüm bu nedenlerle, ülkemizin gerçek menfaatini gözeten her siyasetçinin söz konusu hususları ciddiyetle ele alacağına, bu yanlışlarla yüzleşeceğine ve adaletin yeniden tesisi için bu konuyu gündemde tutacağına inanıyoruz.
Saygılarımızla kamuoyunun takdirine sunarız.02.01.2026