İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİNE

DOSYA NO : 2024/74 E.

SUNAN : Adnan Oktar


KONU : Kamuoyu nezdinde yakından takip edilen “Ekrem İmamoğlu Soruşturması” dahilinde çeşitli soruşturma ve kovuşturmalarda yaşandığı iddia edilen hak ihlalleri ve hukuksuzluklar, yaklaşık 8 yıldır müvekkile yönelik soruşturma ve kovuşturmalarda da bire bir aynı şekilde cereyan etmiştir. Bu konudaki 12. dilekçemiz, çok sayıdaki benzerlikten sadece biri olan “ağır hastaların cezaevinde yaşadıkları zorlukların görmezden gelindiği” iddialarının Sayın Mahkemenize sunumundan ibarettir.

BAŞLIK 12

“ AĞIR HASTALARIN CEZAEVİNDE YAŞADIKLARI ZORLUKLARIN GÖRMEZDEN GELİNMESİ”

AÇIKLAMALAR:

2025 yılında Ekrem İmamoğlu Dosyası kapsamında yürütülen soruşturmada basına yansıyan bazı detaylar, bundan yıl öncesinde Adnan Oktar Dosyasında yaşanan bazı hukuk ihlalleriyle bire bir paralellikler göstermektedir.

Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu olarak cezaevinde bulunduğu dönemde basına yansıyan çeşitli haberlerde, CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalarda tutuklanan ağır hasta kişilerin cezaevlerinde çok zorlandıkları, ilaçlarına ulaşmakta bile güçlük çektikleri, tahliye edilmemelerinin zulüm olduğu belirtilmiştir.





Müvekkilin arkadaş grubuna yapılan polis operasyonundan sonra gerçekleşen tutuklamalarda da yukarıdaki haberlerde anlatılanlara benzer olaylar yaşanmıştır. Müvekkilin arkadaşları ceplerindeki tüm paralara el konularak ikamet adreslerinden çok uzak cezaevlerine gönderilmişlerdir. Özellikle ilk dönemlerde kıyafet, yemek, temizlik gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanmışlardır. İçlerinden ağır hastalığı olanlar kendileri için hayati önem taşıyan ilaçlara ve tedaviye ulaşamamışlardır. Hatta bu yöndeki isteklerinin gerçekleşmesi özellikle engellenmiştir. Sorunların çözülmesi için yaptıkları tüm başvurular sonuçsuz kalmış, bunlar kamuoyunda hiç gündeme getirilmemiştir. Söz konusu başvurulara 2 örnek aşağıda yer almaktadır:


Dilekçede ismi geçen İsmail Hulusi Gökmenli, her an beyin kanaması geçirme riski olan, kronik ağır hastalıklara sahip biri olarak 8 yıldır cezaevindedir. Ayça Gökçaylar beyin tümörü nedeniyle ameliyat olması gerekmesine rağmen 15 ay cezaevinde tutulmuş, buna rağmen ameliyat için sevk edilmemiş, tahliye olur olmaz hemen ameliyat olmuştur. İleri seviyede MS hastası olan Dilem Köknar da 15 ay boyunca cezaevinde tutulmuş ve tedavi olanaklarından mahrum kalmıştır.



Önceki sayfada yer alan şikayet, Adnan Oktar Davası dosyasındaki bir çok kişinin yaşadığı eziyeti dile getiren yalnızca bir örnektir. Dikkat edilirse H. Fatih Müftüoğlu dilekçesinde tedavi imkanlarına ulaşamamasının «fiziksel ve psikolojik bir işkenceye dönüştüğünü» ifade etmiştir. Kanser, anevrizma, beyin tümörü, MS gibi ciddi kronik hastalıkları olanların hastanede olması gereken tedavileri yapılmadığı gibi, akut sağlık sorunları yaşayanların da en temel ilaçlara dahi ulaşması mümkün olmamıştır. Bazı cezaevlerinde 10 ay boyunca tüm taleplerine rağmen bir kez dahi revire çıkarılmayan kişiler olmuştur. Acil ilaç ihtiyaçları olduğunda haftalarca ilaç temin edilmemiştir. Covid salgını döneminde ise insan hayatını hiçe sayan çok ağır uygulamalarla karşılaşmışlardır. Karantinaya alınan kişiler o zor koşullarda bir şekilde iyileştikten sonra sürekli karantina koğuşuna yeni hasta olanlar eklendiği için bir Covid sarmalı içine düşmüşler ve yeterince sağlıklı yemek, ilaç ve bakım olmadan 1.5 aya varan sürelerde karantinada diğer hastalarla sürekli yeniden hastalanarak yaşamak zorunda kalmışlardır. Kuşkusuz cezaevi kurum ve personelinin bu uygulamalarında cezaevlerinin aşırı kalabalık olması, memur yetersizliği, sağlık personeli bulunmaması, gereksiz bürokrasi ile işlerin ağırlaştırılması gibi sebepler de yer almaktadır. Ancak en baştan masum ve temiz insanların, masum olduklarını bile bile, birkaç yalan beyanla aleyhlerinde hiçbir delil olmadığı halde cezaevlerine gönderilmiş olmasının bir açıklaması yoktur.

SONUÇ

Ne var ki Adnan Oktar Davasında tüm bunlar yaşanırken başta medyanın geniş bir kesimi olmak üzere bazı çevreler hastaların dahi tutuklu kalmasını teşvik ediyordu. Kronik ağır hastalığı sebebiyle bir sanığın tahliye olması karşısında ibretlik bir acımasızlık sergilemiş, o hasta haliyle yeniden tutuklanması için kampanyalar yapmışlardı. Toplumun vicdanının körelmesine, adaletsizliğe karşı duyarsızlaşmasına sebep olan bu yayınları yaparken bir gün kendileriyle aynı inanç ve düşünceden olanların, sevdiklerinin ve belki de doğrudan kendilerinin de aynı mağduriyetleri yaşayabileceklerini muhtemelen hiç düşünmemişlerdiO zaman düşünmeden adaletsizliği destekleyenlerin veya adaletsizliğin bir şekilde bir parçası olanların mutlaka kendilerine «DEĞDİ Mİ?» DİYE SORMALARI ÖNEMLİDİR. KİŞİSEL ÖFKELERİ, HIRSLARI VE DAHA DA ACISI BELKİ DE MENFAAT BEKLENTİLERİ NEDENİYLE MASUM İNSANLARIN HASTA HALLERİYLE TUTUKLU OLMASINI DESTEKLEYENLER BUGÜN KENDİLERİYLE AYNI DÜŞÜNCEDEN OLAN SİYASİLERİN, GAZETECİLERİN, İŞ İNSANLARININ HASTALIKLARINA RAĞMEN TUTUKLU KALMASINDAN MUTLU OLUYORLAR MI? BİR GÜN DAHA DA FAZLASININ DOĞRUDAN KENDİLERİNE, AİLELERİNE, SEVDİKLERİNE İSABET EDEBİLECEĞİNİ DE DÜŞÜNÜYORLAR MI?

Hukuksuzluk düzeni inşa edilirken bu sisteme tek tek tuğla taşıyan herkes, kendi elleriyle

oluşturduğu bu düzenden bir gün mutlaka şikayet edecektir. Bu sebeple koşullar ne olursa olsun vicdandan, adaletten, hukuktan yana olmak en büyük güvence en büyük kazançtır.

Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 22.12.2025



Ekrem İmamoğlu Davası ile Benzerlikler - 13


İSTANBUL 1. AĞIR CEZA MAHKEMESİNE

DOSYA NO : 2024/74 E.

SUNAN : Adnan Oktar


KONU : Kamuoyu nezdinde yakından takip edilen “Ekrem İmamoğlu Soruşturması” dahilinde çeşitli soruşturma ve kovuşturmalarda yaşandığı iddia edilen hak ihlalleri ve hukuksuzluklar, yaklaşık 8 yıldır müvekkile yönelik soruşturma ve kovuşturmalarda da bire bir aynı şekilde cereyan etmiştir. Bu konudaki 13. dilekçemiz, çok sayıdaki benzerlikten sadece biri olan “avukatları korkutma ve sindirme” iddialarının Sayın Mahkemenize sunumundan ibarettir.

BAŞLIK 13

“ SAVUNMANIN YIPRATILMASI İÇİN AVUKATLARIN HEDEF ALINMASI ”

AÇIKLAMALAR:

2025 yılında Ekrem İmamoğlu Dosyası kapsamında yürütülen soruşturmada basına yansıyan bazı detaylar, bundan yıl öncesinde Adnan Oktar Dosyasında yaşanan bazı hukuk ihlalleriyle bire bir paralellikler göstermektedir.

Sayın Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu olarak cezaevinde bulunduğu dönemde basına yansıyan çeşitli haberlerde, İmamoğlu Soruşturması kapsamında avukatlara yapılan operasyonlara da değinilmiş, bunlarla ilgili gözaltı ve tutukluluk kararlarının hukuka aykırı gerekçelere dayandırıldıkları, kararlarla şüphelilerin savunmasız bırakılmasının, avukatların korkutulmasının amaçlandığı iddia edilmiştir. 


Haber linki: https://www.odatv.com/guncel/ibb-avukatlari-serkan-gunel-kazim-yigit-akalin-icin-karar-verildi-imamoglunun-avukatinin-avukati-da-listede-120095833 )


(Haber linki: https://halktv.com.tr/gundem/iktidar-medyasi-yaziyor-gozaltilar-geliyor-avukatlara-operasyon-gunler-932470h )


Haber linki: https://www.amnesty.org.tr/icerik/avukat-mehmet-pehlivanin-hukuka-aykiri-olarak-tutuklanmasi-ve-turkiyede-avukatlik-meslegine-yonelik-artan-baskilar )

Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarıyla ilgili yargı sürecinin en başından sonuna kadarki tüm aşamalarda avukatlar baskı altına alınmaya çalışılmış, hatta hukuk dışı gerekçelerle, hiçbir somut delile dayanmadan gözaltına alınıp tutuklanmışlardır. Bu yöntemle müvekkil ve arkadaşlarının savunma gücü zayıflatılmak, avukatların ise müvekkil ve arkadaşlarının vekilliğini üstlenecek cesareti bulamamaları istenmiştir. Ancak tüm duyurulara ve şikayetlere rağmen söz konusu hukuksuz girişimler önlenememiş, basın tarafından da gündeme getirilmemiştir.


(Haber linki: https://www.sabah.com.tr/gundem/2021/05/24/adnan-oktarin-iki-avukatina-sorusturma )


(Haber linki: https://haber.sol.org.tr/haber/adnan-oktarin-avukatlari-tutuklandi-331190 )

Müvekkil Adnan Oktar’ın sosyal medyada tehdit edilen, göz altına alınan, etkin pişman olmaya zorlanan ve tutuklanan avukatları için, Uluslararası Barolar Birliği (IBAHRI) raporunda, “avukatlık mesleğini icra ederlerken, yeterli delil ve açık bir hukuki dayanak olmaksızın, temel usuli güvenceler ihlal edilerek, yargı alanında tacize uğradıklarını” belirtmiştir.

Müvekkil Adnan Oktar’ın avukatlarına yönelik yıldırma, korkutma, tehdit operasyonları 11 Temmuz 2018 tarihindeki polis operasyonundan aylar önce başlatılmıştır. Adnan Oktar ve arkadaş camiasını, polis operasyonu öncesinde kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmak, iftiralar ile operasyonu haklı göstermek için kurgulanmış @Kedileaks isimli Twitter hesabında, müvekkilin avukatlarının fotoğrafları paylaşılarak, İstanbul barosu, Adalet Bakanlığı gibi makamlar da etiketlenerek, aleyhlerinde çok çirkin iftiralar ortaya atılmış, yoğun bir karalama ve itibarsızlaştırma kampanyası yürütülmüştür.

11 Temmuz 2018’deki operasyonla birlikte müvekkilin avukatları da tutuklanmıştır. Tutuklanan avukatlardan Av. F.M.D. ve Av. G.K. yoğun baskı, dayatma ve korkutmaya karşı koyamamışlar ve etkin pişman olmak zorunda kalarak müvekkil ve arkadaşlarına iftira atmak şartıyla tahliye olmuşlardır.

2018 operasyonunda 4 avukat daha göz altına alınmış, ikisi tutuklanmış, ikisi de tutuksuz olarak yargılanmışlardır. Bu dört avukat cezaevini ve mesleklerini kaybetmeyi de göze alarak, iftira atmayı ve suçlamaları kabul etmemişlerdir.

Duruşmalar sırasında duruşmalardaki etkinliği, savunmaya verdiği katkı ve yerinde müdahaleleriyle dikkat çeken Av. Eşref Nuri Yakışan, asılsız bir senaryo ile tutuklanmıştır ve halen cezaevindedir.

Müvekkil ve arkadaşları hakkında verilen ceza kararını bozan İstinaf kararının hemen ardından müvekkil ve arkadaşlarının yine en etkili savunma avukatları göz altına alınmışlar, biri tutuklanmış, 5 avukat ise adli kontrol şartı ile serbest bırakılmıştır ve halen yargılama devam etmektedir.

Av. Mehmet Pehlivan ile benzer suç isnatlarıyla yargılanan bu avukatların güya örgütün devamlılığını sağladıkları, müvekkil Adnan Oktar’ın talimatlarını diğer sanıklara ilettikleri iddia edilmiştir. Oysa müvekkil Adnan Oktar hakkında 7 yıldır avukat görüş kısıtlılığı uygulanmaktadır; müvekkilin avukatlarıyla yapacağı görüşmeler kamera ile kayıt altına alınmakta, görüşmeler infaz memurunun gözetiminde yapılmakta, müvekkille avukatları arasında evrak alışverişi yapılamamakta, verilecek evraklar öncelikle cezaevi yönetiminin onayından geçmektedir. Müvekkil Adnan Oktar, hiçbir zaman hukuka, kanuna aykırı bir eylem içinde bulunmamıştır, ancak kayıt altında da zaten bu tür bir eylem içinde bulunulması imkansızdır.

Halen yargılanmakta olan avukatlar hakkındaki suç isnatlarının tamamı etkin pişman bir sanığa aittir. Beş yıl boyunca firari olan, beraat kararı veren istinaf hakimlerinin görevlerinden alınarak, tahliye olanların tekrar tutuklanmasıyla ümitsizliğe kapılıp, tutuklanmaması karşılığında iftira atma konusunda anlaşmaya varan bir etkin pişman sanık ifadesiyle 6 avukat yargılanmaktadır. Bu çok büyük bir hukuk ve adalet faciasıdır. İftira atmakta yararı olan bir kişi, iftira karşılığında tutuklanmamıştır. Sadece bu kişinin beyanlarıyla, hiçbir maddi delil ile desteklenmeden, 6 avukat yargılanmaktadır.

Adnan Oktar davasında sadece genç avukatlar değil, tecrübeli, duayen avukatlar dahi tehdit ve baskı altında kalmışlardır: İstanbul Barosu eski başkanı ve deneyimli avukat Sn. Ümit Kocasakal ve geçmiş yıllarda müvekkilin avukatlığını yapmış Av. Uğur Poyraz dahi sosyal medyada linçe uğramışlar, müdafilikten vazgeçmeleri için büyük baskı görmüşler ve nihayetinde Av. Ümit Kocasakal dosyayı bırakmak zorunda kalmıştır.

SONUÇ

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin, diğer bazı siyasilerin ve gazetecilerin karşılaştıkları hukuksuzluklar, haksızlıklar, sosyal medya ve bazı basında yer alan linç kampanyaları, algı operasyonları, itibarsızlaştırma hareketleri yeni değildir. 8 yıldan bu yana, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaş camiasına yönelik olarak düşman ceza hukuku sistematik olarak uygulanmaktadır. Bu sistematik hukuksuzluğa seyirci kalınması veya destek olunması durumunda hukuk ihlallerinin nasıl olağanlaştığını ve bir kabus gibi ülkeyi sardığını tüm vatandaşlar bizzat şahit olmuşlardır.

Hukuk adına yorum yapan, kanaat belirten ve sorumluluk alan herkes, GÖRÜŞ, İNANÇ, YAŞAM TARZI FARK ETMEKSİZİN HERKES İÇİN HUKUK ANLAYIŞININ TEMSİLCİSİ OLMALIDIR. Ülkemizin şu an en büyük sorunu, hukuksuzluklardan ziyade, bu hukuksuzluklara göz yuman, kendi İNANDIĞI DEĞERLERİN ARKASINDA DURAMAYAN, "KİŞİYE GÖRE HUKUK" ayırımı yapan kişilerin samimiyetsizliğidir.

Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 19.12.2025

Daha yeni Daha eski